27 Mart 2017 Pazartesi

Eskilerden bir yaprak

Eski kağıtları aktarırken elime geçti, üç yıl önce bir arkadaş Ermeniler hakkında bir ders kitabı yazmamı teklif etmiş, ben de “hıı” deyip taslak göndermişim, sonra büsbütün aklımdan çıkmış. Paylaşayım o taslağı, belki başkasının ilgisini çeker.

Buyur 22 bölümlük taslak. Her bölüm 15-20 sayfa. Her bölüme bir ila üç kutu, sol sayfa, kapsül bilgiler için.


  1. Dil. Tanımlayıcı unsur 1. Köken, alfabe, lehçeler. Çok kısaca klasik devir edebiyatı. Kutu: Alfabe. Kutu: Doğu-Batı Ermenicesi.
  2. Din. Tamamlayıcı unsur 2. Aziz Grigor, Halkedon, mezhep. Manastır sistemi. Kilise yapısı. Kutu: Katolik Ermeniler.
  3. Kadim tarih. Kökenler. Urartu. Eski krallık. Orta krallık. Kutu: Urartular Ermeni mi? Kutu: yerel hanedanlar.
  4. Türklerle karşılaşma. Malazgirt. Bizans. Kilikya. Kutu: Rumkale ve Anavarza.
  5. Osmanlı düzeni. Huzur ve barış mı? Milleti Sadıka mı? Anadolu nasıl Türkleşti. Kutu: Hemşin. Kutu: Hizan.
  6. Osmanlı reformu. Amiralar. 1860 Nizamnamesi. Islahat Fermanı. Ermeni rönesansı. Fikir akımları. Basın. Eğitim reformu. Kutu: Mıkhitar Appa. Kutu: Balyan Ailesi. Kutu: Devletin Ermenileri, Odyan, Mihran Ef.
  7. Anadolu’nun Ermenileri. Nüfus. Yerleşim merkezleri. Sosyal yapı. Güvenlik, vergi. Okullar. Bol foto. Kutu: Khrimyan.
  8. Dış mihraklar. Berlin Konferansı. Rus Ermenistanı. Reform Projeleri. Kutu: Gladstone.
  9. Devrimciler. Devrimci örgütlerin doğuşu. Zeytun, Sason. Kutu: 6 devrimci portresi.
  10. Türk krizi. Türkçülük. İ-T. Meşrutiyet. Adana olayları. Balkan harbi. Kutu: Türkçü literatürde “nihai çözüm” önerileri.
  11. 1915’te ne oldu? Tehcir süreci. Sayılar. Suriye’deki durum. Kutu: Soykırım anlatıları.
  12. Ekonomik boyut. Emval-i metruke. Milli Mücadele’deki rolü. Cumhuriyet’e kalan.
  13. Soykırım tartışması. Lemkin. 1965’te konunun hortlaması. Kenan Evren, Coşkun Kırca, Halaçoğlu. Türk tezleri. Tazminat.
  14. Cumhuriyetin politikası. Varlık Vergisi. 6-7 Eylül. Vakıflar meselesi. Yıldırma politikaları. Kenan Evren. Özal.
  15. Anadolu’da maddi miras. Kiliseler, harabeler. Okullar. Köyler. Define avcılığı. Yer adları.
  16. Günümüzde Türkiye Ermenileri. Sosyolojik veriler. Göç. Patrikhane. Hukuki statü. Kutu: Kınalıada. Kutu: Vakıflı.
  17. Ermeni’den dönemler. Gizli Ermeniler. Geçmişi unutanlar. Kutu: Fethiye Çetin.
  18. Ermeniler ve Türkçe. 18. yy’da Ermenilerin çoğu Türkofon. Ermeni soyadları. Dilciler. Ermenice harfli Türkçe matbuat.
  19. Ermenistan. Rusya’nın yarattığı ülke. Günümüzdeki durumu. Türkiye ilişkileri. Kutu: Dağlık Karabağ.
  20. Dünyaya yayılanlar. Diaspora. Sayılar. Sosyal yapı. Siyasi eğilimler. Türkiye’ye bakış.
  21. Günümüzde Ermeni sanatı. Edebiyat. Müzik. Sinema. Resim. Kutu: Egoyan, Ararat.
  22. Hrant Dink ve Yarına bakış. Tıraş da lazım. Tıraşsız olmaz.

26 Mart 2017 Pazar

Hikmet incileri 16

Gürülti
"Doğrusu" demeyelim, aslına daha yakın olanı gürülti'dir.  Oradaki i'nin ü'ye dönüşmesi 18.yy başlarında İstanbul şivesinde belirmiş bir deformasyon. Nitekim aslında "eda, işve, affectation" anlamına gelen sive sözcüğünün "konuşma tarzı" anlamını kazanması da yanılmıyorsam ilk o dönemde.

Taşra lehçeleri genel kural olarak metropol dilinden daha muhafazakârdır. Yani daha yavaş evrilir.

Bartoli
1995 veya 96 olmalı, bir Temmuz dolunayında Efes Antik Tiyatro'da dinlemiştik Cecilia Bartoli'yi. Yanlış hatırlamıyorsam elektrik yoktu veya kesildi, mum ışığında devam etti. Tüyler ürpertici bir deneyimdi.

Henüz mega-star olmamıştı. Sonra büyüdükçe büyüdü, 17. ve 18. yüzyıl müziğinde adeta bir endüstri lideri oldu.  Sesi ve özgüveni kanatlandı. Kastrato aryalarındaki havai fişek gösterilerini bir tür meydan okuma ya da şov gibi görmek lazım. Asıl, kadın ruhunun derinliklerini deştiği dramatik eserlerde yamacına yaklaşılmaz bir ustalık kazandı.

TRT3 günlükleri
Haftalardır nefes aldırmamacasına Schumann. Bu sefer kesin karar verdim, Schumann boş bir besteci, şeker tozuna bulanmış bir sürü anlamsız fırfır. Biedermeier salonlarında baygın bakışlı genç kızların ruhunu okşamaktan öte bir değeri yok.
Schubert ile aynı nefeste adının anılması günah.

Diyarbakır havası
Hollanda krizi sabahı Diyarbakırlı bir arkadaş: " Bizim vekiller kendi memleketine gidemiyi, bunlar tee başkasının memleketine gidemedi diye gürülti yapiyi."

AB
AB-Türkiye ilişkisi bitti mi? Bence şimdiki yönetimin bittiğine kanaat getirdiler, sonrakine hazırlık yapıyorlar.


ABD ve Britanya ile ilişkilerin krize girdiği bir dönemde AB -yani Almanya- Türkiye'ye muhtaçtır. Yarın bir Alman-Türk-Rus aksı ortaya çıksa ben şaşırmam. 

25 Mart 2017 Cumartesi

Şerifin babası

Hiroşima ve Nagasaki korkunç birer katliamdır. Ona şüphe yok. Ayrıca aklın ve bilimin tahripkâr potansiyelinin simgesidir. Ona da eyvallah. Yalnız madalyonun öbür yanını unutmamak lazım.

O bombalar niye atıldı? Tonlarca literatür var bu konuda, o günlerin gazetelerini okumak da yeter gerçi. Japonya’yı teslime zorlamak için atıldı. Aksi halde konvansiyonel savaşın mantığı gereği ABD Japonya’yı işgale hazırlanıyordu ve istila savaşında her iki taraftan çok daha fazla insan öleceği hesaplandı. İki bomba üç gün içinde Japonya’ya diz çöktürdü. Yani barışı getirdi. O açıdan bakarsanız hadise farklı görünür.

Tek neden bu değildi şüphesiz. Yanısıra ABD’nin Sovyetler’e ve diğer potansiyel rakiplere, amiyane deyimiyle “babayı göstermesi” söz konusuydu. O günden itibaren ABD dünyanın egemen polis gücü oldu. Kovboylara haddini bildiren şerif rolünü üstlendi.

Amerika mı olmalıydı, yöntemleri başka türlü mü olmalıydı, tartışırız isterseniz. Ama prensip olarak dünyaya polis gücü lazım mı değil mi, önce buna cevap vermek gerekiyor. Değil derseniz mahalleye veya şehre polis lazım mı sorusuna da cevap vermiş olursunuz, yanıtınızı bence ona göre iyi düşünüp verin. Arıza çıkaran kovboylara haddini kim bildirecek? Ara sıra “babayı göstermek”, o görev için faydalı mıdır değil midir? Tabancasız şerifi kim dinler?

20. yüzyılın ilk yarısı facialar çağıdır. Hafıza tazelemek için okuyun derim. (Mesela Ian Kershaw’ın yeni kitabı, The End: The Defiance and Destruction of Hitler's Germany, 1944-1945).
 Dünyaya polis lazım düşüncesi durduk yere icat edilmedi. Korkunç bir dizi tecrübenin sonunda oraya gelindi. Sonucu da, hiç şüpheniz olmasın, iyi oldu. 1945’ten bu yana geçen yetmiş yılda bütün dünyada savaşlarda ölen insan sayısı, nüfusa oranlandığında, önceki bin yılın ortalamasının onda biri mi, on beşte biri mi ne diyorlar. Bugün dünyada intihar edenlerin sayısı, savaş artı katliam artı terörizm artı adi cinayetten ölenlerin iki katından fazlaymış.

Bu açıdan bakarsan Hiroşima ve Nagasaki bombaları tarihin en hayırlı olaylarından biri gibi duruyor, değil mi? Kızamık aşısı gibi, yüz milyonların muhtemel ölümünü önlemek için yüz küsur bin insan kurban edilmiş. Değmez diyebiliyor musunuz?

Yanlış anlaşılmasın, aksi yönde birkaç fikir serdetmek de mümkün; gerekirse serdedebilirim de. Maksat burada katliamı övmek değil. İşin bir de böyle bir yönü olduğunu hatırlatmak, o kadar.

24 Mart 2017 Cuma

Kitabiyat - 3

Fırat belki eski bir dilde “sınır” demek, yani birden fazla Fırat olabilir.


İbrahim’in doğum yeri olan Harran ( Yaratılış 11:31, 12:4), eğer daha sonra Yakup’un çobanlık yaptığı Harran ise (Yaratılış 27:43 vd.), bizim bildiğimiz Urfa Harran olamaz. Belli ki Ürdün’ün güneyinde, Edom ülkesine komşu bir başka yer. Kenan iline yürüyüş mesafesinde, bir gece yatıp Seria ırmağını aşıyorsun. Yaratılış 31:21’de zikredilen Fırat ırmağı da bildiğimiz Fırat değil Seria (=Ürdün) nehri, yani Kenan’ı Aram ve Edom’dan ayıran sınır. Öbür türlü Yaratılış 15:18-21‘in coğrafyasını anlamlandırmaya imkân yok.  Fırat belki eski bir dilde “sınır” demek, yani birden fazla Fırat olabilir. İbrahim’e ve daha sonra Musa’ya vaadedilen ülkenin sınırı Yaratılış 13’te, çölde sayım 34’te, Yasanın Tekrarı (Deuteronomy) 32 ve 34‘te net olarak belirtilmiş. Şeria’ya kadar.

Kuran’da anlatılan Nemrud ve İbrahim öyküsü, bariz bir şekilde, Tevrat’ın Daniel kitabında yer alan Babil kralı Nabukadnezzar ile üç Yahudi Genç öyküsünden (Daniel 3) uyarlama. Kuran müellifinin, Tevrat’a oldukça geç bir tarihte eklenmiş bir popüler anlatı olan Daniel kitabından etkilendiği ve her fırsatta onu andığı anlaşılıyor. Mesela Zülkarneyn (Daniel 8:3-10 ve 8:20), Cebrail (Daniel 9:20 vd.), Deccal (Daniel 11:36 vd.) ve genel olarak Kıyamet öğretisi bu fasıldan.

Tevrat’ta adı geçen Nemrud (Yaratılış 10:8-12) başka, Babil ve Asur’un kurucusudur. Kötü adam olduğuna dair bir ibare yok. “ Yiğitliğiyle dünyaya ün saldığı” ve “ Rabbin huzurunda yiğit bir avcı” olduğu söylenir. Kötü kral Nabukadnezzar’ın adı Kuran’da neden Nemrud olarak değiştirilmiş? Belki Nemrud Babil’in kurucusu olduğundan jenerik bir ad olarak kullanılmıştır; misal, Osmanlı padişahını “Osman oğlu “ diye anmak, ya da Trump’tan “ Washington” diye söz etmek gibi.

Gerçek bir tarihi şahsiyet olan Nabukadnezzar’ın soyu Urfa – Harran’a dayanıyordu yanılmıyorsam - yazık ki internet ulaşımım olmadığından kontrol edemiyorum, hafızama güvenmek zorundayım. Onun halefi olan son Babil kralı Nabonid’in anası mıydı, Harran’daki Sin mabedinin baş rahibesi olan? Hatta Nabonid İranlılara yenilince ata yurdu Harran’a sığınmıştı yanlış hatırlamıyorsam. Tevrat’ta bu zat Belşazzar lakabıyla geçer, ilahi bilgiler veren Daniel’e türlü eziyetler eder.

İbrahim mitini Kenan ilinden kaldırıp Urfa’ya taşıyan  bağlantı, M.Ö. 6. yy’a ait bu hadiseler midir acaba? Kötü Babil kralı Harran’da; ona kafa tutan Allah elçisi Daniel’i İbrahim’le karıştırırsan, onun da Harran’da olması lazım. Eh, Harran’dan Urfa bir taş atımı mesafe: M.S. 750’den sonra metruk bir harabe olan Harran yerine hazretin il merkezini tercih etmesi mantıklı.

23 Mart 2017 Perşembe

Sürgünde sönenler : Stravinski

Stravinski üç dönemdir. Rusya’dayken (1914’e kadar), olağanüstü bir coşku ve atılganlıkla doludur. Bahar Ayini dinle. Seni rahatsız etmesine izin verme, tekrar dinle. Tren çarpmış gibi olursun. Deli kuvveti vardır içinde. Darbeler arasında zekâ ve yaratıcılık sezilir.

Fransa döneminde (1914’ten 1936’ya kadardı yanılmıyorsam) o coşku kaybolur, son derece ironik ve kontrollü bir zekâ öne geçer, ki benim daha çok hoşuma gider. Askerin Öyküsü’nü , hele Genco Erkal’ın anlatımıyla bulabilirsen dinle. Ya da üç Bölümlü Senfoni. Ya da Pulcinella . Berraktır. Alaycıdır. Bıyık altından güler. Dehasını sezdirir. Ama araya mesafe koyar. Gizli bir dil geliştirdiğini hissedersin ama henüz duvar yoktur arada.

ABD’ye gittikten sonra(1939-1971) çölde kaybolmuş adamın ümitsizliği siner eserlerine. Yorgundur. Çoğu işi rutin ve ruhsuzdur. Arada, nadiren, uzaktan uzağa parıldayan incileri görürsün: Pearls to the swine! Hollywood’da kendini sanırım kayıp hissetmiş. İletişim çabasını sadece genç müzisyen dostu Robert Craft’a indirgemiş. Sadece ona bir şey anlatmaya çalışırken gözlerinin parladığını hissedersin.

Dün (23/01) radyoda hiç bilmediğim bir eseri çaldı, Cantata (1951). Orta bölümdeki tenor solo kadar acayip ve tüyler ürpertici bir raks hiç duymamıştım hayatta. Öyle bir şey yazabilmek için çok yalnız olmak lazım. Aşırı yalnız.

22 Mart 2017 Çarşamba

Güvenlik mi özgürlük mü, tartış.

Tabii ki güvenlik endişesi ile özgürlükten vaz geçilebilir. Mesele ölçü ve denge meselesi. “Susmazsan çocuğunu keseriz” derlerse ne bok yiyeceksin? Tabii ki susacaksın. “ Susmazsan iç savaş çıkar, milyon kişi ölür” derlerse ne yapacaksın? Peki, “Susmazsan enflasyon çıkar, milyonların küçük tasarrufları erir gider” derlerse ne yapacaksın? Tartacaksın .Yok bunun hazır formülü.

Genel kural olarak toplumun ezik ve büzük kesimleri güvenlikten yana oy kullanır; tuzu kuru olanlar özgürlüğü daha uzun süre tercih eder. Nedeni basit. Birinin ayak altında kalıp ezilme korkusu daha yüksek, öbürünün daha az. Dolayısıyla “ özgürlük mü güvenlik mi” sorusu hemen her zaman bir sınıfsal tercih sorusudur. Garibanlar güvenliği seçer, okumuşlar ve kendini yüksek yerlere layık görenler özgürlüğü.

Yaşlandıkça insanların güvenliğe meyletmesi de ondan, özgüveni azalıyor çoğunun

21 Mart 2017 Salı

Kitabiyat-2

“ Kitabi dinler” tabiri kadar boş bir kendini beğenmişlik düşünemiyorum. Sanki Hinduların sutraları yok. Sanki Budistlerin kanonu yok. Sanki Zerdüştlerin, Daocuların, Jainistlerin kitapları yok. Sanki Mani’nin İncil’i yok. Sanki Ezidilerin Kitabé Reş’i yok. Sanki Konfuçyus Analektleri yazmadı. Sanki Momon kitabını melek indirmedi.

“Yahudi türevi dinler” demek neyinize yetmiyor?

Filistin’de bir acayip ve obsesif millet kafa sarsıcı bir kitap derlemiş, öbürleri ona tefsir/eleştiri eklemişler, yahut “onların var bizim niye yok” diyerek taklit etmeye kalkmışlar. Hepsi bu.