2 Mart 2011 Çarşamba

Madem ki Ermeniyim istemeden vermeliyim

Agos gazetesinde çıkan röportajım.

• Mal varlığınızı Nesin Vakfı’na bağışlama kararınız nasıl gelişti? Nasıl karar verdiniz buna?“Madem ki Ermeniyim, istemeden vermeliyim” diye düşündüm, verdim.

Fikir yaklaşık ikibuçuk yıldan beri gündemdeydi. Ali’yle birkaç kez konuştuk. Birincisi, çocuklarımın alınteriyle çalışıp kazanmadıkları bir servete konması fikri beni rahatsız ediyordu. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti koşullarında bir Ermeniye ait mülkün, hele bu kadar tartışma konusu olduktan ve düşmanlığa hedef olduktan sonra uzun süre korunmasının mümkün olamayacağını gördüm. Bugün olmazsa yarın, öyle olmazsa böyle, mutlaka yamyamlara yem olacaktı. O ihtimali minimize etmek istedim. Sağlam, kalıcı, itibarlı ve üstelik insanlık adına yüz ağartıcı işler yapan bir vakfın en uygun çözüm olacağına karar verdim.

• Bu bağış neleri kapsıyor?
Toplam beş tapu üzerinde iki katlı bir tarihî ev, “Köşk” adını verdiğimiz beş odalı otel, inşaatı yeni biten beş odalı konak, bir hamam, imar izinli bir arsa, yedi bağ evi, kendi evim, bir personel evi, 20 dönüm meyve bahçesi ve bostan, taş sarnıç, kuşhane, mermer yüzme havuzu, Hodri Meydan Kulesi. Tapuların bir kısmı eski eşim Müjde ile hisselidir. Bana ait olan kısmını bağışladım.

• Neden Nesin Vakfını tercih ettiniz?
Ali Nesin yakın arkadaşımdır. Zaten (yukarıda sayılanlardan başka) iki evimiz Nesin Vakfı’nın mülkü idi. Ayrıca Nesin Vakfı’nın özgür ve sağlıklı çocuklar yetiştirme konusunda gerçekten göz yaşartıcı güzellikte işler yaptığına inanıyorum.

• Duyulmasının ardından başka vakıflardan da talep geldi mi?
Neden Ermeni vakıflarını düşünmedin diye sitem edenler oldu. Güldüm. Sevan’dan alıp Agop’a vermek çok akıllıca bir hareket olmazdı herhalde.

• Şirince’den ayrılacak mısınız?
Ne münasebet! Tesisi ben yönetmeye devam ediyorum. Şirince’de daha çok işim var. Önümüzdeki aylarda Tiyatro Medresesi/Okulu projesine yoğunlaşacağım inşallah. Ayrıca kaya mezarım da bitmedi, en az iki yıllık işi var daha.

• Bir gazeteye verdiğiniz demeçte “mülkiyet özgürlüğü kısıtlar; özgürlüğüme daha düşkünüm, o yüzden mallarımı devrettim,” demişsiniz. Şimdi özgür müsünüz?
Kuşlar kadar. Mülkiyet sorumluluktur. Hele hukukun henüz ilkelliği aşamamış olduğu bir ülkede sonsuz sıkıntı kaynağıdır. Kıskançlığı, düşmanlığı, kem gözleri, çirkefi mıknatıs gibi çeker. Maşallah o işlerden epey nasibimi aldım. Yetsin bu kadarı.

• Etnik kimliginiz ve siyasi görüslerinizin başınıza gelenlerde ne kadar payı var sizce?
Tokatlıyan Otel’in başına gelenleri biliyorsunuz. Dinmeyen bir kinle batırdılar, mühürlediler, yıktılar, peşkeş çektiler, lanetlediler. Van’daki Vartan Otel’i de hatırlarsınız. Bence daha trajik olanı İskenderun’daki Ayvazyan Otel’dir; geçenlerde hikâyesini blogumda paylaştım. Adam otuz yıl uğraştı, didindi, Soğukoluk’u dünyanın cenneti haline getirdi. Şantaj yaptılar, kerhaneye çevirdiler, karaladılar, halk düşmanı ilan ettiler, mühürlediler, sonunda da yıktılar. Tesadüf mü bunlar zannediyorsunuz?

• Somut olarak şahsınıza yönelik bir kötü niyet mi var, yoksa normal sayılabilecek bir bürokratik tıkanma mı?
Köyde parasız, zararsız bir genç çift olduğumuz sürece pek sorun yoktu. 13-14 yıl oldu biraz parlayıp ortaya çıkmam. O günden beri zift gibi, balçık gibi yapış yapış bir düşmanlık halesiyle boğuşuyorum. Melek olsan, ağzınla kuş tutsan o düşmanlık çemberini yaramıyorsun. Yüzüne gülüp arkandan vuruyorlar. 15 yıldan beri herkesin güle oynaya “kaçak” inşaat yaptığı köyde ilk önce gelip benim evlerime yıkım kararı çıkardılar. Sırf benim evlerin yıkım kararları ortadan kalkmasın diye senelerce imar planını acımasızca sabote ettiler, geciktirdiler. Sonunda çıkardıkları imar planı neredeyse bütün köyü legalize ederken benim yerlerimin tümünün yıkılmasını öngördü.

Ön planda görünen bir sürü korkak, içten pazarlıklı bürokrat. Kimdir bunlara fikir veren, teşvik eden diye bakıyorsunuz. Arkadan mutlaka askeriye bağlantılı, Atatürkçü Düşünce Derneği bağlantılı karanlık tipler çıkıyor.

Buyurun, Balyozcu generaller 2003’te ölümüme ferman çıkarmışlar, plan program yapmışlar. Onların derneğinin İzmir şube başkanları da burada “azınlık azgınlığı” içinde olduğumu ilan ediyor, linç kampanyaları düzenliyor, Nişanyandavasını usulca çözmeye çalışan hükümet yetkililerine karşı meclis önergesi verdiriyor, hukuk yoluyla şantaj yapıyor. Buyurun, Cumhuriyet gazetesinin attığı linç çığlıklarına bakın. Daha ne olup bittiğini anlamamak için kör olmak lazım.

• Geçtiğimiz hafta yayımlanan yazımızda Mete Tapan sürecin işleyişinin sabır gerektirdiğini söyluyordu. Siz bu sabrı fazlasıyla göstermiş biri olarak cevaben bir şeyler söylemek ister misiniz?

Koruma bürokrasisi Türkiye’de çürümüş, amacından sapmış, bir iktidar ve menfaat tezgâhına dönüşmüştür. Belli bir zümrenin çıkarından başka makul bir amaca hizmet etmemektedir. Dar bir sözde “aydın” zümre dışında bütün toplumun nefretini kazanmıştır.

Mete Bey şüphesiz birey olarak değerli bir insan, ama sonuçta o teşkilatın demirbaş isimlerinden biri ve teorisyenidir. Doğal olarak teşkilatının itibarını ve yasallığını savunacak. Söylediklerinde cevap vermeye değer bir şey görmedim. “Yasalara uymalı, yoksa cezalandırılır” demekle “bize boyun eğmeli yoksa ezeriz” arasındaki fark kıl kadardır.

• Şu an oradaki durum nedir? İdareyle bir uzlaşma mümkün mü?

Gelişmeleri facebook sayfamda günü gününe paylaşıyorum. Oradan izleyebilirsiniz. Uzlaşma önerilerimiz de orada var. Sonucu zaman gösterecek.

1 Mart 2011 Salı

Türkiye Cumhuriyeti Tarihi - I

Ankara'nın Doğusundaki Türkiye adlı gezi kitabım 2005'te çıkmıştı. Bu yazı oradan. İskenderun Soğukoluk maddesi altında:



Hotel Ayvazyan
1930'larda Fransız yönetimi zamanında Jozef Ayvazyan adlı vatandaş Soğukoluk'ta Ayvazyan Oteli yapmış. Suriye'nin ve Ortadoğu'nun en güzel otel ve restoranı olarak ün kazanmış.

1938'de Ermeniler Hatay’dan gittiğinde Ayvazyan – beş-on aile ile beraber – vatanında kalmayı tercih etmiş. Yıldırmak için ellerinden geleni yapmışlar. Savaş sırasında "Alman casusu" suçlamasıyla hapis yatmış. Bir süre Hatay iline girmesi yasaklanmış. Yılmamış. Yollar yaptırmış, ağaçlar dikmiş. Halep ve İskenderun'un seçkinlerini köye getirmiş. Sekiz dil bilirmiş. 1969'da vefat etmiş.

Arada Ayvazyan'a rakip 10-15 otel, "motel," vb. açılmış. 1960'larda Soğukoluk Ortadoğu'nun önde gelen fuhuş merkezi olarak üne kavuşmuş. 70'lerde işin içine kumar ve mafya girmiş; silahlar patlamış.

12 Eylül'den sonra Uğur Dündar'la Kenan Evren elele verip bu gidişe dur demeye karar vermişler. Tesislerin hepsi kapatılmış; fuhşun kökü kurutulmuş. Boşaltılan binalara filanca bakanlığın dinlenme tesisleri, falanca kurumun miskinler yurdu yerleşmiş. Bahçeleri ot, sokakları çöp bürümüş. Ayvazyan Otel birkaç kez el değiştirdikten sonra kapatılıp mühürlenmiş. Kapısı penceresi kırık, duruyor.

Köyün adını da değiştirip Güzelyayla etmişler. Şimdi kahvede pinekleyen yaşlılara sorunca, "Ayvazyan çok kıymetli adamdı, Soğukoluk'u Soğukoluk yapan odur" diye anlatıyorlar.

2 yorum:

  1. Sirincenin "Guzelyayla" olmamasi dilegiyle...
    Yanıtla
  2. Ver gel gör ki şimdi o tepede üç hilal ve şaşkınca bakan kocaman bir kurt resmli bayrak dalgalanıyor. Belen'i aşıp Antakya'ya doğru inerken de Türkiye Türklerindir yazıyor otoyola bakan tepelerde...ve ardından bütün köylerin adlarının her yıl değiştiği...Türkleştirildiği.
    Yanıtla