31 Mayıs 2011 Salı

Minnoş


SORU
merhaba hocam ben türkçe öğretmeniyim. etimoloji konusunda bir kelime kafamı karıştırdı. içinden çıkamadım. minnoş kelimesi için tdk : ünlem, teklifsiz konuşmada " Küçük ve sevimli kimselere söylenen bir seslenme sözü." şeklinde bir açıklama getirmiş. bazıları bu kelimenin fransızca minouche kökünden geldiğini söylüyor. bu kelimenin kökeni nedir acaba? bir arkadaşımla konuştum o da mine hoş birleşiminden meydana gelmiş olabileceğini söyledi. siz ne dersiniz?

CEVAP
Hepsi yanlış. Bir kere ünlem falan değil ad. Minnoşu, minnoşa, minnoşta, minnoşum vb. diye çekebilirsin.

Mini ve minimini ilk bakışta Batı dillerinden alıntı gibi dursa da değil, infantilizm dedikleri bebek dilinden türetme. Mama, meme, kaka, dede, baba, pipi, cici, atta gibi. Bebek dili evrenseldir, çok alakasız dillerde benzer kelimeler üretir.

+oş eki 20. yüzyıl başlarından itibaren İstanbul üst sınıf ağzında türemiş, zamanla genele yayılmış bir Türkçe yapım ekidir. Kokoş, liboş, cicoş, nonoş, Meloş, Niloş, Aloş gibi bir sürü örneği var.

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Al-i İmran


SORU
"İMRAN isminin manasını tam bulamadım, sizin sözlüğünüzde de yok maalesef.
Ümran, Umran şeklinde gördüm ama ben İmran şeklinde arıyorum ve yanlış bilmiyorsam Kur'an-ı Kerim'de Ali İmran Suresinde İmran ismi Hazreti Meryem'in babası olarak geçiyor ve manası "İmran Ailesi" demek surenin.Lakin İmran isminin İbranice kökeni ya da şimdiki Arapçadaki manasını bulamadım.Yardımcı olursanız çok sevinirim."

CEVAP
Kuran'da "Hz. Meryem'in babası" olarak geçen İmran  عمران muhtemelen Tevrat'ta Hz. Musa ile onun kızkardeşi olan kadın peygamber (nabiyyah) Miriyam'ın babası olarak zikredilen Amram'dan עַמְרָם muharreftir. Tevrat'a göre Amram Levi'nin torunudur. Bazı Musevi geleneklerinde Amram, Musa ve Harun vasıtasıyla tüm peygamberlerin atası olarak kabul edilirmiş. Kuran metninin de belki bu geleneği yansıttığı düşünülebilir.

'Amrâm adının anlamına dair Musevi kaynaklarında spekülatif yorumlar mevcut. Sözlüklerden dişe gelir bir şey bulamadım. ayin-mim-ra kökü İbranicede "a) (tahıl başaklarını) yığma, b) köleleştirme, c) 'omer - bir tahıl ölçeği" olarak geçiyor. Musa ailesinin tümü gibi (Miriyam dahil) Amram isminin İbranice değil Mısır dilinde olması daha muhtemeldir.

İsa'nın annesi olan Meryem'in babası İncil geleneğinde Yoakim'dir.

Selam, saygı vs.
S

27 Mayıs 2011 Cuma

Kadın yakmaya dair


Hindistanda dul yakma (sati) meselesi hakkında yıllar önce bir kitap okumuştum. Burada da güzel bir makale var: http://en.wikipedia.org/wiki/Sati_(practice)

Özetle. Hindu kutsal kitaplarında sati hakkında net bir söz yok. Tanrıça Sati kendini yakmış gerçi ama dul kaldığından değil başka nedenle onuru kırıldığı için yapmış bunu. Bilinen en erken kayıtlar MS 4. yüzyıla ait, yani Hinduizmin doğumundan ortalama hesap 1500 yıl sonrası. Bellibaşlı tefsir ve fıkıh kitapları birbiriyle çelişiyor. Satiyi yücelten epeyce literatür var, ama Hindu hukukunun temel referansı olan Manu Smriti kesinlikle satiye karşı çıkmış. Ünlü din alimlerinin çoğu da ayıplamış. İngilizlerin kayıt tutmaya başladığı 1810’larda tüm Hindistanda ortalama yılda 500 sati vakası kaydedilirmiş. Nüfus o tarihte 50 küsur milyon.

Sati’nin feci bir barbarizm olarak tüm dünyaya tanıtılması tabii İngilizlerin marifeti. İngilizlerin Hint kültürüne ve toplumuna karşı tavrı 18. yy sonlarına kadar saygılı ve ilgilidir. 1810-20’lerden itibaren kültürel üstünlük ideolojisi aniden tavan yapar. O noktadan itibaren Hindu kültürünü “dul kadınları yakan, ilkel, vahşi, yobaz, irrasyonel” olarak tanıtma çabasında sati baş role yerleşir.

(Ha, sati geleneğini ilk yasaklamaya kalkanlar da Hindistan’ın Müslüman egemenleri, özellikle Ekber (16. yy). Acaba yasak, Hinduların satiye inancını artırmış mıdır, başka ülkelerdeki Arapça ezan yasağı gibi?)

Soru şu: Bir insanın başkasına olan bağlılığından veya aşkından ötürü onun ölümü üzerine intihar etmesi saygıdeğer bir davranış mıdır değil midir? Cevabını bilmiyorum. Yalnız, sati yapan kadınların “sati mata” (Sati Ana) mertebesine yükseltildiği ve mezar anıtlarının yatır sayıldığını belirtmek lazım.

Hint post-kolonyalizm ve dekonstrüktivist post-modernizminin büyük gurusu ve “subaltern studies” ilminin piri (pîresi?) sayılan bayan Gayatri Spivak’ın bu konuda meşhur kitabı varmış, olayı sati yapan kadının bakış açısından kavramaya çalışmayan Batılı alçak oryantalistleri yerden yere vurmuş. Okumadım.

Peki kadının akrabaları tarafından satiye zorlanması doğru mudur? Değildir, cinayettir. Herhalde. Belki. İnsan ruhuna ve toplumsal ilişkilerin sırlarına vakıf olmak o kadar kolay değil ki?

Dört kadın almak iyi midir? Kadına mirastan az pay vermek iyi midir? Kız çocuklarını gömmek iyi midir? Cevaplamadan önce biraz düşünmekte yarar var. Yoksa kendimizi Çağdaş Yaşamcılarla aynı hücrede buluveririz birden.

*
Hindistan sanırım dünyanın en dindar toplumlarından biri. Yaşamın her anını ve fiziksel mekânın her köşesini dini referansla doldurmuşlar. Elle tutulur bir şekilde her yerde -  kapı eşiklerinde, sokak köşelerinde, yemek sofralarında, dağ dere tarla ve ormanlarda, iki insan arasındaki her çeşit temasta – sizi gözeten, her an diyaloğa girebildiğiniz tanrılar var. Üçyüzotuzüçbin adet tanrı tesbit etmişler. Sırf onların hikâyelerini öğrenmeye ömür yetmez.

Çoktanrılı dinlerin duygusal (ve entelektüel) zenginliği karşısında tek tanrılı dinler o kadar yavan, o kadar ilkel geliyor ki, inanması zor!

5 Mayıs 2011 Perşembe

Usame bin kim?


Usame bin Laden olduğu iddia edilen bir kişi 2 Mayıs 2011 sabahı Pakistan'ın Abbotabad kentinde Amerikan komandoları tarafından öldürüldü. Ya da öldürüldüğü iddia edildi.

Usame bin Ladin diye biri var mı?
1998 gibi bir tarihe kadar vardı muhtemelen. O günden bu yana yaşadığına dair bir kanıt duymadım. Yaşadığının yegâne delili bildiğim kadarıyla 2001 yılında bilinmeyen kaynaklardan dolaşıma sokulmuş olan dört veya beş tane video kasetiydi. Bu videoların Los Angeles’ta herhangi bir stüdyoda çekilmediğinden emin olamıyorum.

11 Eylül 2001 saldırılarını Usame bin Ladin mi düzenledi?
Bildiğim kadarıyla bu konudaki TEK delil UbL olduğu iddia edilen sakallı bir adamın video yoluyla suçu üstlenmesi. Saldırılara karıştığı iddia edilen kişilerin itiraflarında UbL ile şahsen karşılaştıklarına veya ondan emir aldıklarına dair bir şey yok.

Herhangi bir medeni mahkemede (hatta Türkiye’de adına “mahkeme” denilen sirk şovlarında bile) birinin video yoluyla suçu üstlenmesi delil sayılmaz. İtirafın delil değeri kazanması için mahkeme huzurunda yapılması ve çapraz sorgulamaya tabi tutulması gerekir. Yoksa herhangi bir soytarı çıkıp Karındeşen Jak’ın cinayetlerini kendisinin işlediğini iddia edebilir.

Geçen gün öldürülen kişi Usame bin Ladin miydi?
Üçüncü sınıf taşra savcısı bile bilir ki, savcı olmasa hükümet tabibi huzurunda kimlik tesbiti yapmadıkça bir kişinin ölümüne karar verilemez. Cesedi kim teşhis etti? Neden apar topar “denize attılar”? Mezarının tehlikeli olacağını düşündülerse bile (ki inandırıcı değil) denize atmadan evvel neden 24 saat bekleyip iki tane hükümet tabibine teşhis ettirmediler?

Saldırıya uğrayan ev 1 milyon dolar değerinde miydi?
Fotoğraflarda yaklaşık 170 metrekare üzerine 3 katlı bir gecekondu/apartman ve müştemilatı görülüyor. Abbotabad gayrımenkul ilanlarına baktığımızda Kakul Road üzerinde 8 yatak odalı, “exceptionally large” avlulu, “beautifully constructed” bir evin fiyatı 6 milyon rupi = 70.000 dolar civarında görünüyor. Kentte bulabildiğim en pahalı satılık ev 28 milyon rupi, yani 300.000 dolar kadar.

Haberlerde “çevresindeki evlerden 10 kat büyük” olduğu ileri sürülen evin o yöredeki tüm evlerle aşağı yukarı aynı büyüklükte olduğu GoogleEarth’te net olarak görülüyor (bkz. 34 10’ 09’’ kuzey, 73 14’ 33’’ doğu). Müştemilatları biraz daha fazla sadece.

Saldırya uğrayan ev, dünyanın en “wanted” adamının saklanabileceği bir ev mi?
Abbotabad Pakistan’ın nisbeten müreffeh ve turistik bir kenti. İlanlarda çok sayıda emekli subay, doktor, muhasebeci vb. görünüyor.

Evin bulunduğu semt 2001’den sonra imara açılmış, hali vakti yerinde, yarı-kırsal bir alan. Aynı sokakta 10-15 müstakil ev var. Birçoğu saldırıya uğrayan ev gibi takriben 1.80 yükseklikte güvenlik duvarlarıyla çevrili. 130 metre uzaklıkta çarşı olduğu anlaşılan cadde bulunuyor.

Benim fikrimce hangi bakkala sorarsanız o sokakta yaşayan bir tuhaf Arabı bilir.

*
Var bu işte bir yamuk.