10 Nisan 2013 Çarşamba

Kürtçe dersleri: kirve, tırsmak, şıh, isot, dürbün


Kirve’nin aslını dün Süryani arkadaşlar uyarınca fark ettim, daha önce nasıl uyanmamışım vallahi hayret. İngilizce godfather, Fransızca parrain dedikleri vaftiz babasının Süryanicesi karîvo imiş. İki temel kuralı bilince sözcüğü tık diye tanıyoruz. BİR, tüm Arami lehçelerinde (ki Süryanice bunlardan biridir) ikibin seneden beri sessizlerin sızıcılaşması kuralıdır. Yani b, p, k, d, t yazılır ama v, f, x, dh, th okunur. İKİ, modern Süryanicede uzun /a/ sesinin /o/ya dönüşmesidir. Yani elif yazılır /o/ okunur. Sözcüğün aslı karîbâ nitekim, kalın k ile k-r-y-b-a ܩܪܝܒܐ yazılıyor. Arapça karabet (yakınlık), akraba (yakınlar), takriben (yaklaşık olarak) vs’den gayet iyi tanıdığımız bir kelime. Arapça karîb قريب “yakın” demektir. Jastrow da klasik Aramice karîbâ קַרֵיבָא için “near, related, relative” demiş.

Türkçeye Kürtçe üzerinden girmiş olduğu muhakkak. 1960’lardan eski hiçbir Türkçe kaynakta rastlanmadığına göre, umumi dile girmesi oldukça yakın tarihli bir şey. Güneydoğuda Müslüman çocuğu sünnet töreninde bir Hıristiyan komşunun taşıması adettenmiş. Ya da bana öyle anlattılar, bildiğim bir konu değil. Sözcüğün de o şekilde aktarılmış olması gerek.

*
Tırsmak fiilini ben galiba 1990 civarında ilk kez duydum. Türk basınında bulabildiğim en erken örnek 1991’de Milliyet’te. Gırgır-Fırt ekolünden karikatürist Ergin Ergönültaş yeni çizgi dizisindeki hikâyeleri “kimileri acıklı, kimileri gülünç, kimileri tırsınç” diye tanıtmış. Eminim Gırgır’da bundan biraz öncesi de aranırsa bulunur. Kentli diline iyice yerleşmesi Metin Kaçan’ın 1995 tarihli Ağır Roman’ından sonra.

Farsça tarsîden korkmak, Kürtçe tirsîn korkmak. Hangisi? Şüphesiz Kürtçe. Çünkü 1980’lerde Farsçadan Türkçeye kültürel etkileşimin koşulları mevcut değil. Gırgır kuşağının karikatüristleri okulda Farsça mı öğreniyorlar? Tatile İran’a mı gidiyorlar? Tahran televizyonu mu izliyorlar? İstanbul sokaklarında Farsça argo patlatınca havalı mı oluyorlar? Yok.

*
Şayx tabiikine Arapça. Arap kültürünün en karakteristik kavramlarından biri. Şayx veya şeyx veya şeyh biçiminde Türkiye Türkçesinin bilinen en eski günlerinden beri bolca kullanılmış. Burada bir sorun yok. Ama bir de sözcüğün özellikle Alevi ve Türkmen çevrelerinde tercih edilen veya şıh biçimi var. Burada tanık olduğumuz hadiseye monophthongisation deniyor, valla öyle, yani /ey/ gibi bileşik bir seslinin /ı/ veya /î/ gibi basit bir sesliye dönüşmesi. Bana öyle geliyor ki bu şekil Türkçenin mutfağında pişmemiş, Kürtçe şêx biçiminden alınmıştır.

Sözcüğün orijinal coğrafi yayılımı buna işaret ediyor. Ama sonradan kafa karıştırıcı bir şey olmuş, 1946’lara doğru İçişleri Bakanlığı memleketin dört bucağında şeyh’li olan yer adlarının pek çoğunu şıh’la yazmaya karar vermiş. Ortalık karman çorman olmuş. Alevi ve Türkmenlerin semtine bile uğramadığı yerlerde şıhlarla karşılaşıyorsun.

Daha beterini söyleyeyim. Adında şeyh olan yirmiden fazla yer adını 1930’lu yıllarda memleketi laikleştirme kampanyası çerçevesinde Işıklar diye düzeltmişler. Bugün Türkiye’nin dört yanında adı Işıklar olan yerleri deş, aşağı yukarı hepsinin altından Şeyhler çıkar.

Türkçede eski Bektaşi geleneğinde (belki de Bayrami, emin değilim) “tarikat önde geleni” anlamında kullanılan ışık kelimesi vardır. Şimdi aklıma takıldı, acaba o da şeyx’ten bozma olabilir mi diye.

*
İsot meselesi iyice kabak tadı verdi. 2009’da Taraf’ta bu konuda bir yazı yazmıştım. Onyüzbin milyon Kürtten edep yoksunu kınama mesajları alınca anlaşıldı ki çağdaş Kürt ulusal kültürünün en hassas kutsallarından birine dokunmuşuz farkında olmadan.  Acep ben mi yanılıyorum diye tekrar tekrar araştırdım. Sorry, yapacak bir şey yok. İsot Kürtçe değil, Türkçe. Türkçeden Kürtçeye geçmiş olmalı. Ha, şehirli Türkçesinde unutulmuştu da, yakın tarihte Urfa çarşısında yeniden keşfedildi derseniz anlarım. Muhtemelen öyle olmuştur, evet. Ama nihai kökenin Türkçe olduğuna dair en ufak şüphem yok.

1501 tarihli Cami-ül Fürs’te karabiberin Türkçesi issi ot diye geçiyor.  Sinle yazılmış, yani ıssı değil issi; nitekim bugün ısıısıcakısınmak filan diye bildiğimiz sözcüğün Türkçe aslı isi veya issi’dir. Cami-ül Fürs Farsça-Türkçe sözlüktür, yüzlerce sene medreselerde ders kitabı diye okutulmuştur; özenli ve geniş dil hakimiyetine sahip (fakat isimsiz) bir müellifin eseridir. Sözüne güvenilir.

II Bayezid (1480-1512) devri kanunnamelerinde issi ot iki üç defa geçiyor. Yine karabiber anlamında tahminen; çünkü o devirde henüz kırmızı-yeşil biber Amerika’dan bu taraflara gelmemiş. Daha 19. yy’a dek gelmeyecek.

Türkçenin gelmiş geçmiş en muazzam sözlüğü olan Meninski sözlüğünde (sene 1680) yine sin ile issi ot, bu sefer “zencefil” anlamında. Galiba alelumum ağzı yakan her türlü baharata issi ot demişler.

1876 tarihli Ahmet Vefik Paşa sözlüğünde ‘biber’ maddesi altında ilk kez bildiğimiz yeşil ve kırmızı biberden söz edilmiş. Türkîde bu nesneye ıssı ot denir diye açıklamış paşa. Bu sefer sad ile ıssı.

*
Bir kalem savaşçısı da Kürtçe dürbün sözcüğünü bilemedim diye cehaletime tükürmüş, sonra hızını alamayıp soykırımdan girmiş, annemin ve diğer dişi akrabalarımın hatırını sormuş.

Benim bildiğim bu nesneyi 16. yüzyılda Avrupalılar icat etmiştir. Osmanlı ülkesine 1570’lerde filan gelmiş olmalı. Dûr-bîn tabiri bundan kısa bir süre sonra zuhur ediyor, Frenkçe télé-scope (uzak-gören) sözcüğünün birebir Farsça çevirisi. Öz-Farsçada o tarihte yok böyle şey (daha doğrusa var da anlamı bu değil, “uzak görüşlü kişi” demek). İstanbulun kültürel avangardı tarafından, zamanın modası gereği Farsçalaştırılarak uydurulmuş.  1930’lar olsa uzgörüt derlerdi belki. Yahut 1890’lar olsa nazirül baide.

Tahayyül edebiliyor musunuz komikliği: “Frenkler bir alet-i cedide icat eylemişler, dur bakalım bizim Hazro’daki nenelere soralım bunun Kürtçe adı neymiş.”  

*
Toparlayalım.

Kürtçe ve Farsça, tıpkı Kürtçe ve Zazaca gibi, akraba dillerdir. Pek çok ortak veya benzer sözcüğe sahiptirler. Ama ayrı dillerdir. Farsçadan alınan bir sözcük, “ha Farsça ha Kürtçe ne fark eder” kontenjanından fahri Kürtlüğe kavuşmaz.

Almanca, İngilizce ve Holandaca da akraba dillerdir. Pek çok ortak ve benzer sözcüğe sahiptirler. Ama bundan istimbotun Almanca olduğu veya Heil Hitler’in İngilizce sayılması gerektiği sonucu çıkmaz. Bu sonucu çıkaranların cahilliğine hükmedilir. [Heil Hitler’in İngilizcesi Holy Hutter olur, bu arada.]

Türkçede halen kullanılan 1100 civarında Farsçadan alıntı sözcük vardır. Eskiden daha da fazlaydı. Türkçedeki Kürtçe alıntıların sayısı, zorlasan 20-30’u geçmez. Bunların da üçte ikisi dile son 20 yılda girmiş sözcüklerdir.

Biz Kürtleri buna rağmen gene severiz. Son otuz yılda verdikleri mücadeleyle bu memlekete, kanları pahasına, büyük hizmet etmiş olduklarına inanırız. “Kürdistan” tabirini, otuz seneden beri her ortamda kullandığımız gibi halâ da çatır çatır kullanırız. Oralarda gezmekten ve onların misafiri olmaktan zevk alırız. Memleketteki Kürt tarihinin ve kültürünün izlerini ortaya çıkarmak için, hotzotla değil, bilgiyle, araştırmayla, emekle çaba gösteririz.

Velakin, Kürtler arasındaki mankafa cahil sayısının, Türklerinkinden az olmadığını görerek üzülürüz. 

16 yorum:

  1. Hocam elinize sağlık her zaman olduğu gibi çok iyi yazmışsınız. Bilmiyorum yazdınız mı ama zazaca ile ilgili fikirlerinizi merak ediyorum. Başka yazılmış dorğu bulduğunuz kaynak varsa seve seve okurum ama sizin kaleminizden de okumak isterdim.
    Yanıtla
  2. Kürdlerle ilgili böyle yazılar yaz sen, diline issi otu sürecekler :) Biraz da biz kürdleri övsen ne olur ya...
    Yanıtla

    Yanıtlar


    1. Sevan biz kürdleri eleştirmeli hem de daha fazla eleştirmeli. Biz kürdlerin dostlarımızın eleştirilerine ihtiyacı var. Bizde giderek cahaleti erdemleştirme gibi tehlikeli bir eğilim ortaya çıktı ve bu eğilim giderek sistemleşmeye başladı.Özellikle kürd siyasetçilerinde ittihatçı-kemalist tipini taklit sözkonusu. Bu tip hotzotçu-bildiğim bildik çaldığım düdük tipidir. Resmi bir ideoloji oluşturma çabaları... Henüz ortada somut elle tutulabilir bir sonuç elde etmedikleri halde çok büyük başarılara imza atmış küstahlıkları...İnsanı çileden çıkartan şımarıklıklar...
      Veselam biz kürdlerin manzara-i umumiyesi böyle. Bu demektir ki,dostlarımızın sert eleştirilerine oldukça ihtiyacımız var.
  3. Sevan hocam gönül isterdi ki Kürtler'de bu mitolojik milliyetçilik az olsun ama pkk hareketi istemeden de olsa side effect olarak bunlara neden oldu. :-) Özür diliyoruz bazıları adına. Bu tür çalışmaların da devamını bekliyoruz. Tabi Kürdistan'a da.
    Yanıtla
  4. '' Son otuz yılda verdikleri mücadeleyle bu memlekete, kanları pahasına, büyük hizmet etmiş olduklarına inanırız. '' Halt etmissiniz Sayin Nisanyan!
    Yanıtla
  5. Dün KCK duruşması vardı Bursa Adliyesinde.. Toplaşanlara biraz bakıp kulak verince,ekserisinin, Türklerin 30'lardaki 40'lardaki hastalıklı ruh haline sahip oldukları gözlemlenebiliyordu..
    Eh.. Normaldir.. Geçecekler onlarda bizim geçtiğimiz yollardan ancak bu süreci çabuk atlatırlar umarım.. Zira bu halleri çekilecek gibi değil..
    En net yorumu da kapıda bekleyen bi polis yaptı... Türklerin cenabet gezdiği yerde Kürtler....) :)
    Yanıtla

    Yanıtlar


    1. Polisin yorumu çok hoşmuş. Aktardığınız için teşekkürler.
    2. Irafan bey terakki eylemis turklerden bahsediyor, bir o bir de biladeri galiba. ben ortada yuksek dozda irkcliktan muzdarip turk tayfasindan bol baska bir sey goremiyorum. turklerin 30 laradaki hali de 2013 deki hali de budur. ustelik bu koca bir imparatorlugun verasetini uzerlerine alip 100 yillik bir cumhuriyete, devlete, okullara, kurumlara, enstutulere, takir takir kullandiklari dil, tatmin etmeledikleri milli hissiyat kalmayan bir zaman dilimine ragmen boyle. peki ya kurdler? kurdlerin cehalet icinde apo nun zirvalarinin pesine dusmus olmalari bile turklerin bunca imkan icinde yerlerinde saymasindan bin kat hosgorulebilir bir durum. insan bu kepaze halllerine bakip, buna ragmen bu kadar arogant olmalarina dair ne diyecegini sasiriyor, allah mustehaklarini versin , becerise ilsah etsin demekten baska bir lafim yok.
  6. "seyh / şıh" daki ilişki, "züleyha / zeliha" daki ile aynı mı acaba?
    Yanıtla
  7. Studies on the Turkic World, A Festschrift for Professor St. Stachowski on the Occasion of His 80th Birthday, edited by E. Mańczak-Wohlfeld and B. Podolak, Kraków 2010: 131–138'de Hatice Şirin User isot'un etimolojisi ile ilgili aşağıdaki görüşü ileri sürüyor:

    Ttü. ve ağızlarında “acı biber” karşılığında kullanılan isot, yaygın inanışın (< ıssı ot “sıcak ot”) aksine ıstı ot “kokulu ot” < ıssı ot < ısot < isot gelişmesiyle Eski Türkçenin “koku” anlamlı sözcüklerinden biri olan *ıys’tan gelişmesi daha olası görünmektedir (is “koku” için bkz. Sevortyan 1974: 380–381; Egorov 1964: 76, Tenişev 1997: 370–371).
    Yanıtla
  8. şu an azerbaycan'dayım ve burada halen günlük hayatta karabiber'e issi ot (isot) denilmekte. Sıcaklık yerine issilik veya istilik kelimesi kullanılıyor. Sizin savınızı doğrular nitelikte.
    Yanıtla
  9. isilik olmak olayı da burdan geliyor o vakit. o da sonuçta sıcakla ilgili birşey. etimoloji gerçekten kafa açıyor. teşekkürler.
    Yanıtla
  10. heil hitler'deki heil'in ingilizcesi holy degil, hail bu arada:
    http://dict.leo.org/forum/viewUnsolvedquery.php?idThread=275003&idForum=1&lang=de&lp=ende
    Yanıtla
  11. Anadilim Kürtçe ve biz bibere biber -i seslisini biraz uzatıyoruz- diyoruz. İsotu ilk defa okulda arkadaşlarımdan duydum . Batman'da isot kelimesi pek kullanılmaz. Biber kelimesi Kürtçe olduğunu da düşünmüyorum muhtemelen İngilizcedeki pepper dan geliyordur. Nitekim daha bir sürü meyve ve sebze adı batı dillerinden dilimize geçmiştir çünkü bizim normal ekosistemimizde onlar yok buralara sonradan getirilmiştir. Biz Kürtlere batı etkisi Türkiye üzerinden geldiği için haliyle bu etkiler Türk mutfağından harmanlanmış biçimiyle bize ulaşmıştır. Bütün bu etkiler, Kürt kültür ve medeniyetine paha biçilmez katkılar sunuyor ve millet olarak var olma dinamiklerimizi besliyor.
    Yanıtla
  12. sorun biber, isotun issi ot şeklindeki fonetikten formatlandığı da doğru olabilir, ancak bazı tereddütlerim var. Batıdan gelen sözcüklerin önce Rum, Selçuklu işgalinden sonra Türkler üzerinden Kürt topraklarına ulaştığı doğru, seyir içinde ağızlara göre şekil almaktadır, buraya kadar müttefikiz. 1500 lü yıllarda Türkiye'ye biber adı ile giren bu nebatat cinsine Yozgatın veya Niğde'nin hangi yaşlı Türk kadınına götürülüp ısıot adlandırmasıyla taltif adildi? Düşünelimki bununla ilk tanışan Dede Korkut torunu bir yaşlı Türk amcası veya ninesi ısınınca böyle bir adı yakıştırdı ve tuttu.
    Aynı mantık metodolijisinden hareketle biber olarak bu coğrafyada yer edinmeye çalışan bu belalı bitkinin Hazrolu Kürt kadının ağzını yakınca yakan anlamına gelen "sotin" fiilinden müştak böyle bir adlandırma olamaz mı? Varsın onlar, Türkler, issi ot (ısıot) desin, ama bizde de (Kürtlerde) ses benzerliği dışında bir müştereği olmayan isot (yakıcı, yakan) orijini bize ait dursun. Selam ile
    Yanıtla

    Yanıtlar


    1. "Tobacco"'ya tütün demek nasıl akıllarına geliyorsa aynı biçimde geliyor.
      Bu mantığa göre Amerika'da bulunma hiç bir şeyi adlandıramamamız gerekiyor.
      Şu saydıklarımın hepsi ve dünyada bilinen yeşillik ve yemişin 2/3 Amerika'dan gelme.
      Mısır(Darı) , Tütün , Domates , Biber(İsot) , Kabak yürür gider.