27 Temmuz 2013 Cumartesi

Son diyelim, başka çıkmasın


Dün kısa bir şey paylaşmıştım. Bir sürü yorum gelince, bugün birkaç tane not ekledim.*
Dünkü:

"Muhammed, her toplumda dönem dönem çıkanlar cinsinden bir dini liderdi (bkz. Martin Luther, Jean Calvin, Mormonluğun kurucusu Joseph Smith, Bahailiğin kurucusu Bahaullah, Sikh dininin kurucusu Guru Nanak, Koreli Reverend Moon, Yezidiliğin kurucusu Şeyh Adi b. Müsafir, Dürziliğin kurucusu Muhammed el-Derzi, Said Nursi, Fethullah Gülen, Adnan Oktar vb.). Ötekilerden daha ilginç ya da "hakiki" bir özelliğini göremiyorum.

Uluslararası konjonktürün uygun olması nedeniyle, takipçileri çok kısa zamanda muazzam bir askeri-ekonomik başarıya ulaştılar. Medeni dünyanın yarısını silah zoruyla zaptettiler. Muazzam bir nüfus üzerinde, haraç ve cizyeye dayalı bir sömürü düzeni kurdular.

Muhammed'in "din kurucusu" diye kutsanması bu olayın sebebi değil SONUCUDUR. Muhammed 7. yy'da yaşadı. Fetih hadisesi olmasa, Ortadoğulu onbinlerce dini reformcudan biri olarak kalır, unutulur giderdi. Fetihten yüz yıl sonra, 8. yy sonu ile 9. yy başında, resmi tarih yeniden yazıldı, Muhammed "son peygamber" ilan edildi.

Ne demek son peygamber? "Bundan sonra her isteyen dini önderliğe soyunamaz, bizden ruhsat alması lazım" demek. O kadar."

*

İlave notlar:

1) Dini liderler… On tane isim saymışım, kılçık olsun diye eklediğim Adnan Oktar’a takılmanın manası yok. İsterseniz emsalinden elli tane daha ekleyeyim, Aziz Francis, Jan Hus, Kardinal Newman, Jonathan Edwards, Hasan Sabbah, Haydar ve Cüneyd, Hacı Bektaş, Sabetay Zvi…. Entelektüel seviyelerinin ya da tarihi önemlerinin eşit olduğunu söyleyen yok. Ama dini-karizmatik lider tipinin gayet belirgin ortak noktaları olduğunu görmezlikten gelemezsin. [Mario Vargas Llosa, Dünyanın Son Ucundaki Savaş, bu konuda okuduğum en etkileyici kitaptı. Brezilya taşrasında 19 yy’da zuhur eden bir Mehdi’yi anlatır.]

“Oktar’la Muhammed’i aynı nefeste sayamazsın” diyenlere… Esas Luther’le Muhammed’i aynı nefeste sayamazsın. Luther derin bir kültürün ve muazzam bir tefekkürün temsilcisidir. Muhammed’de böyle bir derinliğin izlerini göremiyorum. Buna karşılık kişilik özellikleri ve yaşam tarzı bakımından, Oktar’ı andıran yönleri yok değil.

2) Uluslararası konjonktür… İslam’dan önceki yüz yılda medeni dünyanın ekonomik ve kültürel ağırlık merkezi Ortadoğu’ya kaydı. İki büyük imparatorluğa bölünmüş Süryani/Arami kültürünün biti kanlandı, yeni siyasi arayışlara girdiler. İki imparatorluğun marjında yaşayan Araplar güçlendi, etkinleşti. En önemlisi, 602-630 arası iki imparatorluk arasında müthiş travmatik bir “dünya savaşı” yaşandı. Ortadoğu’da egemen olan iki Hıristiyan mezhebinin (ve sanırım Yahudilerin) bu yüzden pusulası kaydı, yeni tekliflere açık hale geldiler.

3) Sömürü... Arap istilası tarihin en büyük soygun operasyonlarından biridir. Suriye çölündeki Emevi saraylarından bir ikisini görsen, servet aktarımının boyutu hakkında fikir edinirsin. Abbasi devleti kurulurken, Ortadoğu dünyanın en mamur, en medeni, en şehirleşmiş bölgesi idi. Nüfusun üçte ikisi, belki daha fazlası Hıristiyandı. Ödedikleri cizyenin miktarını hesapla, dudağın uçuklar. 9. yy’da Araplar o denli parlak bir kültürel yaşama kavuştularsa bedavadan mı oldu sanıyorsun?

4) Ama Batılılar…. Peki, diyelim ki son ikiyüz yılda Müslümanlar durmadan dayak yiyor, onlara da yazık, günah. Peki ama bunun 7. yahut 9. yüzyılda olanlarla ne ilgisi var? Bugün dayak yiyorlar diye, geçmişteki soygunu ve onun üzerine kurulmuş soygun ideolojisini yok mu sayacağız?

5) Hz. Muhammed’in öz hakiki İslamını Emevilerle Abbasiler bozdu… Hikâyedir. Kaç defa yazdım, anlattım. Gerek Kuran’ın nihai metni, gerekse onlarsız Kuran metninin hiçbir anlam ifade etmeyeceği biyografi ve hukuk çerçevesi, Emevi ve Abbasi devrinde şekillenmiştir. Muhammed’in mesajını, eğer gerçekten Muhammed’in ise, ancak Emevi ve Abbasi kaynaklarından öğrenebiliyoruz. Siyeri, hadisi, tabakatı ve fıkıh mezheplerini çıkar, geriye İslam kalmaz, hava kalır.

M 632-800 arasında gerçekleşen İslam fethi, tarihin en büyük siyasi devrimlerinden ve en müthiş iktidar kaymalarından biridir. Tastamam bu zaman aralığında şekillenen İslam dinini, bu muazzam siyasi-sosyal olaya bir ideolojik, ahlaki ve mitolojik kılıf uydurma hadisesi olarak oku. Bak nasıl aydınlanıyor her taraf.

26 yorum:

  1. Komiksin...
    İslamı ve Kuranı Kerimi Hz.Muhammed'in ürünü gibi okursan anlayamazsın, Allah'ın kullarına gönderdiği mesaj olarak okursan (onu resul kabul etmesen bile en azından Hz. İsa'nın mesajı gibi okuyabilirsin) biraz anlayabilirsin...

    Bir de İslam'da "Tevhid" konusunu okursan belki biraz daha fikir sahibi olabilirsin...
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Müslümanda galiba en gıcık olduğum 2 şey;

      1-Komiksin vb. gibi terbiyesiz seviyesiz ahlaksız konuşması
      2-Kişi hakkında kafasına göre yorum yapması
    2. Boyle derin, boyle dolu bir cevaptan sonra sehadet getirip de imana gelirse bile sasmam. Haddini bildirmissin, helal olsun. Bi daha yazmaz boyle sacmaliklar.
    3. dostum, adam ne kimlik arayışında, ne rehber. kendini adayacağı doğru dini arama çabaları değil bu araştırmalar, irdelemeler. tarihsel bulgular ışığında objektif bir siyasi tarih incelemesi söz konusu.

      senin dediklerini yapmış bir müslüman olarak söylüyorum bunları. senin benim tevhid inancına ihtiyacımız var, allah'a şükür inancımız da tam. ama nişanyan'ın bunlara ihtiyacı falan yok ki. takılsın kafasına göre, boşver.

      bu yazıyı 'islam tarihine giriş'in devamı sayalım mı üstad?
    4. 1) Üstad ben "komiksin" derken hakaret etmek istemedim. Öyle anlaşılıyorsa özür dilerim. Orada yanlış tespitler için "saçmalıyorsun" demek yerine kullandım "komiksin" ifadesini. Ki "saçmalıyorsun" ifadesi hakaret olarak algılanmaya daha müsait olduğundan...

      2) Kafama göre değil de neye göre eleştirecem ben... İdeolojilere, fikir akımlarına göre mi eleştirecem? Elbette önce Kuran'a göre sonra bilgime göre eleştirecem...

      3) Sayın Nişanyan'ın İslam üzerine bazı tespitleri var ki bizim kendini Müslüman alim, hoca zannedenler farkında bile farkında değildir bugün... Mesela "Hadisler" (buna hadis yerine Rivayet -yok saymak anlamında değil- demek daha doğru olur, neticede tüm hadisler rivayettir.Yani "ben şöyle duydum", "şundan duydum ki", yada "şöyle demişti" demektir.Tabi bu hadisleri yani rivayetleri ret anlamına gelmemekle birlikte, onların zayıflık derecesini gözler önüne serer.Ki daha 100 sene öncesine dair, mesela Osmanlı dönemi olan bitenler hakkında kesin bir bir kanıtımız yokken 1400 sene öncesi rivayetleri koşulsuz, şartsız, tahlilsiz kabul ediyoruz.Sadece, Kurana uyar mı değil, Kurana aykırı mı diye tahlil ediyoruz. Yani Kuranın hakkında bir şey söylemediği her hadisi sahih kabul ediyoruz.) konusunda... Hangi yazısında okuduğumu hatırlamıyorum ama çok doğru bir eleştirisi olduğunu hatırlarım.

      Fakat sayın Nişanyan İslamı ve tutarsızlıklarını, yanlışlıklarını eleştirirken, bugünün İslamına göre eleştirilerde bulunuyor...

      Hal bu ki Günümüzde kitabın indiği gündeki İslam algısı ve yaşantısı ile bugün arasında dağlar kadar fark var...

      En büyük fark ise TEVHİD meselesidir. Hatta İslam öncesinde inen kitaplar da tevhidi temel mesele edinmiştir. Ancak bugün Tevhid meselesinden haberdar olan çok azdır... Bizim yaşadığımız bu günkü İslam, dünya üzerindeki tüm dinlerin emrettiği iyi insan olma meselesine indirgenmiştir..


      Sanırım fazla uzattım... :) Umarım Nişanyan Tevhid meselesine de bir göz atar ve birkaç kitap okur... He ondan da bir şeyler çıkaramaz ise diyecek bir şey yoktur... Eleştirmeye (benim için) gerek kalmaz...
  2. Sevan bey, dinleri ve tanrı fikrini kabul etmiyorsunuz. Peki ezoterik ekoller hakkında ne düşünüyosunuz? İnsanın nefsini aştığında hakikate ulaşabileceğini iddia eden ve bu yönde kendince çalışmaları olan gruplar hakkındaki fikriniz nedir?
    Yanıtla
  3. Hayvandan daha AŞAĞI olan bir benlik seninkisi.
    Kızını gözlerinin önünde tecavüz edip de, onu bıçaklayan adam, bu suçu işledikten iki gün sonra kalp krizinden ölse, ADALET doktrinin olmadığı için, 'gitti artık giden,yapacak birşey' yok mu diyeceksin? Sen böylece, MUTLAK ADALET'ten yoksun bir zalim olmuyor musun?
    Fıtratına, erdemlere, Allah'a asî olup da, etrafa kusmuk saçan adamlarla 'ötekilerin' AYNI YOKLUĞU paylaşacağını nasıl iddia edebilirsin?
    Utanmadan da, Muhammed şöyle, İslâm böyle diyorsun.
    Beni AY'A bakıp da ağlayabiliyorken, varoluşuma...
    Sen, Ramazan ayında KÂFİRLİK yapıyorsun.
    Ne diyeyim, yakında bileceksin.

    Ben,dün gece Bursa'da dolandım.
    Ve sordum insanlara;

    BURSA OVASINI YAYIP, ULUDAĞ'I ÜSTÜNÜZE YÜKSELTEN ALLAH'I NASIL DA UMURSAMAZSINIZ, O'NU İNKÂR EDERSİNİZ?
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Tecavuzden gayri ornek aklina gelmeyecek derin mumin, Ramazan Ramazan ne kullaniyorsun Allah askina? Ay'a bakip aglamalar, geceleri sokakta dolanip insanlara abuk subuk sorular sormalar. Bunlar hayra alamet degil.
      Ne diyeyim, Allah akil fikir versin.

      Ben, bu aksam internette dolandim
      ve cevap verdim bir meczuba:

      SEN DE ALEMLERIN KORUYUCUSU VISHNU'YU NASIL UMURSAMIYORSAN, O'NU INKAR EDIYORSAN,
      ISTE OYLE.
    2. 1) Tecavüz, benliği en tahrik edici suçlardan biridir. Sevan Nişanyan'ın 'çok sevdiği' bir kadına(kızına,karısına vs.) X adındaki adam tecavüz ettiğinde yahut Sevan'ın başına başka suçlar filan geldiğinde,sen ADALET denilen kutsî kavramı, 'ahiret doktrinini' filan takmazsan, hiç kuşkusuz, fıtrî olana ihanet etmiş olursun.
      2) Ay'a bakıp, varoluşa ağlamak, insan onuruna sahip olan varlıkların, duygusal ve ilâhî bir tefekkürüdür. Tabiat, Allah dediğimiz şeyin âyeti olduğu için, burhân ağlatır diyeyim sana.
      3) Âlemlerin koruyucusu olan varlığa Allah diyorum, Vıshnu dediğin şey 'sıfat' bağlamında noksan bir varlık. Benim ALLAH'ım hiçbir 'şeye' benzemez. Ve her şeyden yücedir(ekber); yani Vıshnu, Allah ile mukayese edilecek düzeyde biri değildir. Tenzih ettiğim ve tüm yücelikleri zâtında toplayan Allah'ım, aklî ve fıtrî olarak inkâr edilmesi mümkün bir varlık değildir. O'na iman etmek, varoluşun zorunlu bir yasasıdır. Güneş'i inkâr etmek=Allah'ı inkâr etmek.
      İşte öyle diyorsun, ama 'öyle' değildir.
      HERKESİN AYNI YOKLUĞU paylaşacağını salık veren necis akiden ile, ancak varoluşuna tükürenleri çoğaltırsın.
      Ahlâk, yasa, akıl, mantık vs. umurumda değil diyen bir ahmağı oynamaya devam et; pek yakında bileceksiniz.

      Bu gece, epilepsi hastası olduğundan şüphelenilen bir adamı ziyaret ettim.
      Ve HASTAHANEYE haykırdım:

      KALPLERİ ATTIRAN, DAMARLARDAN KAN DOLAŞTIRAN VE 'ansızın' ÖLDÜREN Allah'ı nasıl inkâr edersiniz?
    3. 1 milyar Hindu'yu icten ice guldurdun. Allah da seni guldursun. Zeus da (kaldiysa) kendi inananlarini.
    4. Ben sıfatlarda ve isimlerde benim ilahıma(Allah'a) kimse benzemiyor; en mükemmel olan O, hiç birşeye benzemeyen muazzam olan O; O en büyüktür(ekber) diyorum. Hindu, Zeus filan diyorsun. Bu, gözünü kapatıp da 'GÜNEŞİ GÖRMÜYORUM,O HALDE GÜNEŞ YOKTUR' diyen çocuğun hâlidir. Allah sana doğru yolu göstersin.
  4. "Ötekilerden daha ilginç ya da "hakiki" bir özelliğini göremiyorum." cümleniz ilginc ve de marjinal olmus... Ki yaklasimlariniz marjinallik adina oldugundan dolayi da, isabet etmissiniz (kendi capinizda). "Ignore egilim ve de eyleminin getiri ve sonuclari" demek kafi gelir bu yaziya yorum noktasinda... Isiksiz, gözün varligi bir ise yaramayacagi gibi; gözlerinizi kapatarak isigin yokluguna veya eksikligine hükmedemezsiniz!........
    Yanıtla
  5. Sadece merak, Hz.Musa ve Hz.İsa hakkındaki fikriniz nedir? Onlardan bahsetmemişsiniz.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. İsa ve bilhassa Musa muhtemelen hiç yaşamamış olabilirler. Yaşamışlarsa bile hayatlarına dair malumat o kadar çok efsaneyle örülü ki hakikati efsaneden ayırmak imkansız gözüküyor. Bence bu yüzden Nişanyan onları anmadı. Aynı şeyleri Buda için de söyleyebiliriz ki Nişanyan onu da anmadı.
  6. 4. maddede az bile söylemişsiniz. Son iki yüz yılda ezilirken dahi başka inanç mensuplarına ve inançsızlara şiddet uygulayan insanların, dayak yemeyi hak ettiği bile ileri sürülebilir.
    Ayrıca, kendileri dışındaki bütün insanları ve toplumları cehennemlik ilan edenlerin, o cehennemlikler karşısında mağduru oynamalarından daha büyük bir ikiyüzlülük olamaz.
    Yanıtla
  7. Bizans tarihine merak sardım son zamanlarda... Okuduklarım, sizin şu "zorla zaptettiler" "soygun düzeni kurdular" ve "zavallı hristiyanlardan cizye aldılar" tezlerinizi pek desteklemiyor. Ortadoğu halkları Doğu Roma'dan kurtulduklarına göbek atmışlar gibi görünüyor.. İslam dinine laf söylemenize diyeceğim yok ta İslam uygarlığına biraz haksızlık etmiyor musunuz?
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. katılıyorum. nişanyan'ın katılıp katılmayacağını da merak ediyorum.

      bu arada, anadolu tarihiyle ilgili yazıları da şükranla karşılayacağız. bilhassa ortaçağ anadolu'su. "bunlar zaten yazıyor, açın okuyun" diyen de haklı olacaktır ama, bir de nişanyan'dan dinlemek isteriz şöyle derli topluca.
    2. Nişanyanın anlatımı ile gerçektende okumak isteriz ortaçağ Anadolu tarihini,tarafsız ve gerçekçi dibinden yazacağına eminim.
  8. Hz. Muhammed’in öz hakiki İslamını Emevilerle Abbasiler'in bozup bozmadığı tartışılabilir.
    Peygamberin torunlarından Abbasi dönemine varıncaya kadar bütün soyunu öldüren, Muaviye'den Ömer bin Abdülaziz dönemine değin Ali'ye Cuma hutbelerinde lanet eden, Harra olayında Medineli sahabeleri katleden, Mekke'yi kuşatıp Kabe'yi yıkanlar, İslam'ı niye bozmasın?
    Emevilere ve Abbasilere karşı ayaklanan peygamber soyu ve Şiileri, Haricileri, kısmi halifeliğini on yıl kadar sürdüren Abdullah bin Zübeyr'i nereye koyacağız?
    Daha somut örnekler olarak bazı değişikliklerden bahsedelim. Namazdan sonra olan cuma hutbesi, Emevilere karşı olan halk namazdan sonra halifenin hutbesini dinlemeyip dağıldığı için Emeviler tarafından namazdan önceye alınmıştır. Teravih namazını, Mut'a nikahının kaldırılmasını, ezanda değişikliği ('hayye ala hayril amel' yerine 'essalatu hayrun minen nevm') Ömer başlatmıştır.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Emevi saltanatı İslam'dan sapma değil, İslam'ın doğal ve zorunlu sonucu bence. Tıpkı Stalin'in de marksist/devrimci sosyalizmin doğal sonucu olması gibi.
      a) peygamberlik iddiasına itiraz edenlerin çenesini kapatmak için, b) "Hakk"a (hakikate) teslim olup onun için mücadele eden "seçilmiş" bir ümmet olarak kendinizi ayırdığınız insanlığın geri kalanını Hakk'a boyun eğdirmek için, c) ötekilerin "seçilmiş ümmet"ten daha aşağıda bir statüye itirazlarını bastırmak için kaçınılmaz olarak şiddete başvurunca kendi içinizdeki ilişki bir güç/iktidar ilişkisine dönüşür zamanla. Bu ilişki de aranızda şiddete/güce en iyi hükmedenleri itibar sahibi kılar ve fırsatını buldukları anda ellerindeki gücü kullanarak "ümmetin" iplerini ellerine alırlar. "Nübüvvet" ve hilafetin saltanata, Muhammed'in saf ve bağımsız dininin Emevi İslamına dönüşmesinin hikayesi budur kanaatimce. İkinci halife Hz. Ömer zamanında Ömer ve Ali'nin, kontrollerinden çıkarak Medine'deki meşru otoriteye karşı gelmesinden, bir nevi Rubicon'u geçip Müslümanların Sezar'ı olmaya kalkışmasından en çok çekindikleri kişi Halid b. Velid'di hatırlarsanız. İmparatorluğu neredeyse eş-halifeler gibi birlikte yöneten bu ikilinin mesaisinin büyük bir kısmı askeri liderleri müthiş bir enerjiyle zapturapt altında tutmaya çalışmakla geçmiş. Sonunda Halid'i pasifize etmeyi başarıyorlar ama Ömer ölüp Ali de siyaseten tasfiye edildikten sonra, meselenin özüne bu ikili kadar vakıf olmayan Osman zamanında Hilafet askerler üzerindeki otoritesini büyük ölçüde yitiriyor anladığım kadarıyla ve olan oluyor. Hz. Ali "İnsanlar ya dinde kardeşinizdir ya da yaradılışta eşdeğerinizdir" demiş rivayet edildiğine göre. Bilmiyorum Sevan abi ne der bu işe ama eğer doğruysa bu rivayet, pasifize olduğu Osman zamanında olup bitenlerin nedenleri üzerine kafa yorup problemin Müslümanların kendi dışındakilerle kurdukları ilişkinin niteliğinden kaynaklandığına hükmetmiş ve halife olduktan sonra bir nevi dini tashih/upgrade etmeye çalışmış olmalı Hz. Ali. Çünkü bu söz bana çok yeni ve Ali'ye has bir söz gibi geliyor. Meselâ Muhammed asla böyle bir şey söylemezdi ve söylemedi de diye düşünüyorum.
    2. Yorumunuzu okuyunca size ve Sevan bey'e katılıyorum. Bence bunun en önemli kanıtı şudur, İslam'ın yayılması için içeride birliğin sağlanması gereklidir. İslam'ı en çok yayan Emevi ve Osmanlı saltanatlarının iç savaşa son vererek birliği sağlamak için diğer müslümanlarla yaptığı savaşlara bir de bu açıdan bakmalıyız.
  9. Bu arada Sevan abi, Benu Kurayza hikayesinin İslam'ın resmi tarihine niçin dahil edildiği konusunu yazacaktın. Ne oldu abi?
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Yoo, yazacağım demedim. Üstünde düşünmek lazım dedim. Var birtakım düşüncelerim ama sağlam delil olmadıkça konuşmamak lazım.
    2. Sayın Nişanyan, siz bu yorumların hepsini okuyor musunuz?
  10. Dürziliğin kurucusu Ahmed b. Dürzi da kim?


    Enc. of Islam II "Durūz" bunu diyor:

    <<

    The first of these men to catch the public eye was al-Darazī [q.v.], a non-Arab (like several of the leaders); the whole movement was called al-Daraziyya (or al-Durziyya) on his account. ... But his public activity (408/1017-8) caused disturbances and forced Ḥākim to be more cautious. In 410, however, Ḥākim gave his support to another leader, Ḥamza b. ʿAlī [q.v.] of Sūzan in Īrān, who gave to the Ḥākim cult its definitive Druze form. ...

    >>

    Enc. of Islam II "al-Darazī" bunu diyor:

    <<

    al-Darazī, Muḥammad b. Ismāʿīl, was one of a circle of men who founded the Druze religion [see durūz]. He was not an Arab, and is called Nashtakīn in the Druze scriptures; according to Nuwayrī (who calls him Anūshtakīn), he was part Turkish and came from Bukhārā. He is said to have come to Egypt in 407 or 408/1017-18 and to have been an Ismāʿīlī dāʿī [see dāʿī and ismāʿīliyya], in high favour with the Caliph Ḥākim, allegedly to the point that high officials had to seek his good graces. He may have held a post in the mint ( Ḥamza accuses him of malpractices with coinage).

    He is said to have been the first who proclaimed publicly the divinity of al-Ḥākim

    ...

    Al-Darazī seems to have gained a number of followers among al-Ḥākim's admirers, evidently with the approval of al-Hākim himself. Ḥamza, evidently claiming priority with Ḥākim, regarded al-Darazī as insubordinate and acting rashly on his own initiative; for instance, publicly attacking the Ṣaḥāba though warned against this. Ḥamza refused to let him see his doctrinal writings; he criticized the symbolism of the title al-Darazī first assumed, “sword of the faith”, only to be worse offended when al-Darazī assumed instead a title, sayyid al-Hādiyyīn, “chief of the guided”, which overreached Ḥamza's own title, al-Hādī, “the guide”. ...

    ... His name, in the form Durzī, was applied to the Druze community, probably not because it was he who first converted those of Syria—local tradition assigns this task to others—but because the whole movement was first associated with him in the public mind; thus al-Anṭākī applies the name “Daraziyya” to Ḥamza's own followers. ...

    >>


    Dürziler kendilerine Müvahhitler (al-Muwaḥḥidūn; bunu kendi ağızarından da işitmiştim), ancak bu isim İslam'da birçok grup tarafından kullanılır (Vehebiler dahil).
    Yanıtla
  11. “… İSLAMİYET KADAR ORİJİNALLİKTEN UZAK BAŞKA BİR DİN YOKTUR. TEMELDE ‘HANİF’LİK VE ZERDÜŞT İNANÇLARINDAN ETKİLENMİŞ, ARABİSTAN’IN ESKİ DİNİ MUSEVİLİKTEN VE HRİSTİYANLIK’TAN YAPILMIŞ ALINTILARLA DESTEKLENMİŞ VE MUHAMMED’İN EN BÜYÜK VE EN SON PEYGAMBER OLDUĞU İNANCIYLA DONATILMIŞTIR.. KUR’AN, NE DERİN DÜŞÜNCELERİ İÇEREN, NE DE KUTSAL VE HAYRANLIK UYANDIRAN BİR DİLLE İFADE EDİLMİŞ (BİR KİTAPTIR)… YENİLENMEYE, GELİŞTİRİLMEYE EN ELVERİŞSİZ OLANIDIR…”(Bkz. : “İslam Tarihi”, R. P. A. Dozy, Gri Yayınları, İstanbul, 2006, Çeviren : Vedat Atila, s. 117).
    Yanıtla

21 Temmuz 2013 Pazar

Meryem kimdi, pardon?


Kuran’da bahsi geçen Meryem, Ali İmran suresi 35-36’a göre ˁİmrân عِمْرَانَ adlı birinin kızıdır.
إِذْ قَالَتِ امْرَأَةُ عِمْرَانَ رَبِّ إِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّي وَضَعْتُهَا أُنثَى وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالأُنثَى وَإِنِّي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وِإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
İmrân’ın karısı “Rabbim, karnımda olanı hizmetkâr olarak sana adadım, onu kabul et. Sen en iyi duyan, en iyi bilensin.” dedi. Ve onu doğurduğunda, “Rabbim, ben onu kız doğurdum,” dedi.( …) “Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyundan gelenleri lanetli Şeytandan koruman için sana yalvarırım.” Bunun üzerine Rabb onu güzel bir kabulle kabul buyurdu.
Tahrim suresi 12’de Meryem “İmrân’ın kızı” olarak adlandırılır. Meryem suresi 28’de ise Hârûn’un kızkardeşidir.

Ali İmran 33’e göre Allah “Adem’i, Nuh’u, İbrahim’in soyunu ve İmran’ın soyunu alemlere üstün kılmış”tır. Ancak, Adem, Nuh ve İbrahim hakkında Kuran’da epeyce bilgi olduğu halde, İmran’ın böyle bir onura nasıl nail olduğuna dair bilgi verilmemiştir.

Her üç pasajda sözkonusu olan Meryem’ın, Hz. İsa’nın anası olan Meryem olduğu şüphesizdir. Babasız çocuk doğurduğu için iffetsizlikle suçlanır, fakat Allah onu günahtan tenzih eder, Ruhullah’ı karnına üfler, oğluna Kitap verir.

Meryem 28’deki Harun’un kim olduğu açıklanmamıştır. Ancak Musa’nın kardeşi olan ve Kuran’da diğer 19 ayette adı geçen Harun olduğu varsayılabilir. Bu varsayım doğruysa, İmran’ın torunu İsa, İmran oğlu Musa’nın yeğeni olmaktadır.  

*
Tevrat’ın Mısır’dan Çıkış (Exodus) kitabı 6:20’ye göre ˁAmrâm עַמְרָם, Musa ile Harun’un babasıdır. Sayım (Numbers) 26:59 ve I. Tarihler (Chronicles) 6:3’e göre ise ˁAmrâm, Musa ve Harun’la beraber onların kızkardeşi olan Miriyam’ın מִרְיָם babasıdır.

Miriyam Tevrat’a göre erkek kardeşleri gibi peygamberdir (nabîya   נְּבִיאָ֜ה– Mısır’dan Çıkış 15:20), Musa’nın Afrikalı bir kadınla evlenmesine itiraz ettiği için Allah tarafından cezalandırılır fakat affedilir (Sayım 12:1-15), öldüğünde Suriye’de bugünkü Kuseyr kasabası yakınında olan Kadeş’te gömülür (Sayım 20:1). Tevrat’ta Miriyam’ın altsoyuna ilişkin bilgi yoktur. Kurban kesme yetkisine sahip rahiplerin Levi ve Amram soyundan gelmeleri şartı olduğuna, ve pratikte ruhban sınıfı Harun oğullarıyla sınırlı olduğuna göre, bundan Musa gibi Miriyam’ın da çocuk sahibi olmadığı sonucu çıkarılabilir.

*
İsa’nın anası olan Meryem’in ana ve babasının adı İncil’in kanonik (sahih) sayılan metinlerinde anılmamıştır. Ancak apokrif (yarı-sahih) kabul edilen Yakup İncili’ne (Protoevangelium of James) göre Meryem’in babasının adı Yoakim, anasının adı Anna’dır. Hıristiyan geleneğinde en azından 2. yy’dan bu yana bu isimler benimsenmiştir.

İki Meryem arasında, eğer anlatılanların tarihi bir temeli varsa, 1200 ila 1500 yıl mesafe olması gerekir. Amram kızı ve Musa ile Harun'un kızkardeşi Meryem MÖ 1200 ila 1500'lerde, Yoakim kızı ve İsa'nın annesi olan Meryem sıfır yılı civarında.

Medine Yahudileri arasında Harun soyundan gelenlere özel hürmet gösterildiğini ve Muhammed’in çevresindekilerin bunun bilincinde olduğunu, İbn Saad’ın Tabakat’ının Nisa babında aktarılan Hz. Safiyye biyografisinden biliyoruz. Al-i İmran 33’ün anlamı bu çerçevede sanırım yeterince nettir. İmran (ve Harun) soyundan gelenler seçkin bir zümredir. Nitekim Muhammed’in eşlerinden biri olan Safiyye de onlardandır. Muhammed, Meryem oğlu İsa’nın da onlardan olduğunu zannetmektedir.

Hem Musa hem İsa ile hısım olmak, peygamberlik iddiasında olan biri için hoş duygu olsa gerek.

***
18 Ağustos ilave:

Taberi problemin farkındadır. Tarihül Ümem vel Mülûk 1. ciltte (İngilizce edisyonda 3. ve 4. ciltler) Musa ve Harun'dan daima Musa b. İmran ve Harun b. İmran olarak söz eder, Meryem adlı bir kızkardeşleri olduğuna değinir. Daha sonra herhangi bir açıklama yapmaksızın İsa'nın anası olan Meryem bt. İmran'dan söz açar.

Arapça edisyon ( http://www.almeshkat.net/books/open.php?cat=13&book=620 ) sf. I.354'de İbn İshak'a istinaden İsa'nın anası Meryem'in şeceresini verir:
عمران بن ياشهم بن أمون بن منشأ بن حزقيا بن أحزيق بن يوثام بن عزريا بن أمصيا بن ياوش بن أحزيهو بن يارم بن يهشافاظ بن اسا بن أبيا بن رحبعم بن سليمان
[Meryem bt.] İmran b. Ya'şaham b. Amûn b. Menaşe b. Hezkiya b. Ahazîk b. Yotham b. Uzriya b. Amasiya b. Yo'aş b. Ahaziyu b. Ya'ram b. Yehoşafat b. Asâ b. Abiya b. Rehboam b. Süleyman
Şaşılacak bir şekilde, bu şecere Matta İncilinde (Matt. I.7-16) Meryem'in kocası Yusuf için verilen şecerenin bir kısmının kopyasıdır. Şecerenin başındaki oniki isim atlanmış, böylece Meryem'in babası İmran, Yusuf'un onüçüncü kuşak dedesinin oğlu olarak gösterilmiştir!
7  Σολομὼν  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ροβοάμ  Ροβοαμ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἀβιά  Ἀβιὰ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἀσάφ,  8   Ἀσὰφ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἰωσαφάτ  Ἰωσαφὰτ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἰωράμ  Ἰωρὰμ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ὀζίαν,  9   Ὀζίας  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἰωαθάμ  Ἰωαθὰμ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἄχας  Ἄχας  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἐζεκίαν,  10   Ἐζεκίας  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Μανασσῆ  Μανασσῆς  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἀμώς  Ἀμὼς  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἰωσίαν,  11   Ἰωσίας  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἰεχονίαν  καὶ  τοὺς  ἀδελφοὺς  αὐτοῦ  ἐπὶ  τῆς  μετοικεσίας  βαβυλῶνος. 12   Μετὰ  δὲ  τὴν  μετοικεσίαν  βαβυλῶνος  Ἰεχονίας  ἐγέννησεν  τὸν  Σαλαθιήλ  Σαλαθιὴλ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ζοροβάβελͺ.  13   Ζοροβάβελ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἀβιούδ,  Ἀβιοὺδ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἐλιακίμ,  Ἐλιακὶμ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἀζώρ,  14   Ἀζὼρ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Σαδώκ,  Σαδὼκ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἀχίμ  Ἀχὶμ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἐλιούδ,  15   Ἐλιοὺδ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἐλεάζαρ  Ἐλεάζαρ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ματθάν  Ματθὰν  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἰακώβ,  16   Ἰακὼβ  δὲ  ἐγέννησεν  τὸν  Ἰωσὴφ  τὸν  ἄνδρα  Μαρίας  ἐξ  ἧς  ἐγέννηθη  Ἰησοῦς  ὁ  λεγόμενος  χριστός.
(ters sırada) İsa Mesih'in anası Meryem'in kocası Yosêf b. Yakub b. Matthan b. Eleazar b. Eliud b. Ahim b. Sadok b. Azor b. Elyakim b. Abi'ud b. Zerobabel b. Salathiel b. Yehonias b. Yeoşiya b. Amon b. Manaşe b. Hizkiya b. Ahaz b. Yotham b. Uzziya b. Yeoram b. Yeoşafat b. Asaf b. Abiya b. Roboam b. Süleyman
Bu şecereyi aktarmadan birkaç sayfa önce (I.345) Taberi, Meryem'in babasının adını عمران بن ماثان أبو مريم "İmran b. Mathan" olarak kaydetmiştir.  Buradaki Mathan, Mattha İnciline göre Yusuf'un dedesi (babasının babası) olan Mathan mıdır? Yoksa İncil müellifinin adı, yanlışlıkla şecerenin içine mi karışmıştır? (Akademik araştırma yapanlar bilir, bazen insanın defterindeki notlar karışabilir.)

İşin enteresanı, yine aynı sayfada (I.345) İsa'nın babası Yusuf'un şeceresi şu şekilde verilmiştir:
بيوسف بن يعقوب بن ماثان بن اليعازار بن اليوذ بن أحين بن صادوق بن عازور بن الياقيم بن أبيوذ بن زربابل بن شلتيل بن يوحنيا بن يوشيا بن أمون بن منشا بن حزقيا بن أحاز بن يوثام بن عوزيا بن يورام بن يهوشافاظ بن أسا بن أبيا بن رحبعم بن سليمان بن داود
Yûsuf b. Ya'kub b. Mathan b. Elya'zar b. Elyûd b. Ahin b. Sadok b. Azor b. Elyakîm b. Abiyud b. Zarbâbel b. Şaltiel b. Yehoniya b. Yeoşiya b. Amûn b. Menaşe b. Hizkiya b. Ahaz b. Yotham b. Uzziya b....
Özetle, Meryem'in babası İmran, bir anlatıma göre Yusuf'un onüçüncü kuşak dedesinin oğlu, diğer anlatıma göre Yusuf'un dedesinin oğludur.

Taberi gibi titiz bir araştırmacının, bu denli vahim çelişkilerin farkına varmadığını düşünmek yanlış olur. Burada daha ziyade, "kutsal" sayılan kitaptaki saçma sapan bir hatayı örtbas etmek için çırpındıkça çelişkiye batan ve entelektüel dürüstlükten taviz vermek zorunda kalan bir alimin trajedisini izliyoruz.

Kıssadan hisse
İman ile akıl bağdaşır mı? Bağdaşmaz. Sonunda İmran'ın dedesine gelir takılırsın.

Not
Kuran'daki Meryem meselesine ilişkin son derece ayrıntılı ve tutarlı bir polemik yazısı için http://www.answering-islam.org/turkce/kuranikerim/meryem.html

40 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. "Tümününün ismi olan kırk bin kişi katılmıştır" bu nereden rivayet? Kimi referans veriyorsunuz?

      Bunun yanında, Meryem'in erkek kardeşleri arasında tarihi hiçbir metinde Harun isimli birine rastlanmamaktadır. Onun erkek kardeşleri olduğunu iddia eden Gnostik kodeksler de buna dahildir.

      Sevan Nişanyan'ın görüşleri tartışılabilir, ancak Al-i İmran'da bu konuda kesin bir yanlış anlaşılma olduğu ortadadır. 
    2. Dikkat ettiyseniz; ÇEŞİTLİ GÖRÜŞLER vardır dedim. Bu rivayetlerin kökenine ve epistemolojik değerine inmedim. Zira, İmam Kurtubî'nin tefsirinde geçen bir rivayete de aynı gözle bakıyoruz; sened ve metin olarak Allah'a veya Resûl'e dayanmayan sözlere ,direkt DOĞRU bakmıyoruz.

      Yazdığım kısmı tekrar gönderiyorum:


      Meryem,28’de zikredilen Hârûn’un kim olduğu hakkında çeşitli görüşler vardır :
      1) Gerçekten de Hz.Meryem’in İsrailoğulları arasında çok saygın bir yere sahip olan Harun adında bir erkek kardeşi vardı. Ayrıca Hârûn ismi, Musa’nın kardeşi Hârûn’dan dolayı TEBERRÜKEN yaygın şekilde kullanılıyordu. 2) Hârûn, Meryem döneminde yaşayan salih ve abid bir kişi olup cenaze törenine tümünün ismi Hârûn olan kırk bin kişi katılmıştır. Buna göre Meryem’e yönelik mezkûr hitâb, ‘Ey Harun gibi salih olan kadın! Sen bu işi yapacak biri değildin’ manasına gelir, o anlamdadır.
      3) Şayet, Mukatil b. Süleyman’ın dediği gibi buradaki Hârûn , Musa’nın kardeşi olsa bile, Meryem’in niçin kendisinden 1000 sene filan önce yaşamış insanların kız kardeşi olarak anıldığı sorulabilir. Bu soruya, Muhammed Esed gibi bir adam dahi muazzam bir ilmî makam tutturarak cevap vermiştir.

      (http://sendenfetvaistiyorlar.blogspot.com/2013/07/kafir-sevana-reddiye.html)
  2. Sevan bey bir yerde, taberi' nin islamın resmi tarihçisi olduğunu söylüyorsunuz ama aynı zaman da çok iyi bir tarihçi de olduğunu söylüyorsunuz. Bu ikisi birbirleriyle çelişen durumlar değil mi?
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Neden çelişsin? Resmi tarihin ne anlama geldiğini bir yazımda anlattım. Taberi a) derya kadar bilgilidir, b) çalışkandır, c) kaynaklar konusunda titiz ve dürüsttür, d) çok zekidir, e) İslam tezlerini tahkim etmek fakat bunu akıl ve bilgi temelinde yapmak gibi bir misyonu vardır. Eee?
  3. 12 Havari, 12 imam, Yakupun 12 oğlu, 12 hayvanlı takvim,40 lar 100 ler vb leri.Harun Hz Musanın kardeşidir,Musa kekeme olduğu için kardeşi Harun onun her zaman toplantılarda ve meclislerde ağzı dili olmuştur.Demekki Meryem Harunun bacısı ise Musanında bacısıdır.Sonuç Musa,İsanın dayısıdır.Ne güzel İstanbul be...
    Yanıtla
  4. "... Burada anılan İmran, 33 ve 35'inci ayetlerde olmak üzere iki kez anılmıştır. Çoğunluğun kanısına göre birici kez anılan İmran, Hz. Musa'nın babası, ikinci İmran Meryem'in babasıdır. İkisi arasında takriben bin sekiz yüz yıl vardır.
    Ancak Hristiyanlar, Meryem'in babasının adının İmran olduğunu kabul etmezler.Herhalde ayetler indiği sırada Meryem'in babasının adının İmran olduğunu söyleyen Hristiyanlar vardı. Çünkü Matta ve Luka İncillerinde İsa'nın nesebinde fark görülmektedir. Matta'da Meryem'in nişanlısı olan Yusuf, Mattan oğlu Yakub'un oğlu olarak gösterilirken Luka'da Yusuf Heli'nin oğlu, o da Mattan'ın oğlu gösterilmektedir. (Matta:1/15-16; Luka:3/23-24) Bu da İsa'nın nesebi konusunda Hristiyanlar arasında görüş ayrılığı bulunduğunu kanıtlar.
    Tefsirlere göre İmran'ın karısı, Fakuz'un kızı ve Meryem'in annesi olan Hanna'dır. Hanna'nın kız kardeşi- bir rivayete göre Meryem'in kız kardeşi- İyşa, Zekeriyya'nın karısıdır. Ancak Luka İncil'ine göre Meryem'in teyzesi olan, Zekeriyya'nın karısının adı Elizabet'tir..." (Prof. Dr. Süleyman Ateş, Kur'an'da Peygamberler Tarihi,Yeni Ufuklar Neşriyat, 2004, syf. 277)
    Yanıtla
  5. Müdür, cansın! Kulağa gele!nin ne olduğunu ve niye geldigini parsel parsel vereceğine yapıştır opus magnum'u,çak 95 emiri popüler kültürün göbeğine!Valla itinayla Samastsavarlığını yaparım!
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Bence yavaş yavaş oraya doğru gidiyoruz.

      Opus magnum'dan bahsediyorum tabii canım, Samast'tan değil.
  6. iyi de müslümanlar isa'nın annesinin babasının ismi de imran deyip işin içinden sıyrılabilirler. buna engel ne var.
    Yanıtla
  7. http://sendenfetvaistiyorlar.blogspot.com/2013/07/kafir-sevana-reddiye.html
    Yanıtla
  8. Çok bilgi sahibi kaynaklara hakimmiş gibi yazmışsın ama bu eski bir oryantalist tartışma, cevapları belli ama yazında yok?

    Harun'dan bahseden ayet onu orada konuya katılan aktif bir kişi olarak tanımlamıyor, "kardeşi" ifadesi bir çok yerde "Atası, o toplumdan biri" manasında kullanılıyor, bildiğin halde gizliyorsun! İlmin ahlâkına ihanet ediyorsun!

    Okuyucularına da hakaret, nasılsa mevzuyu o kadar takip edecek donanımda kimse yok öyle mi?

    Salih'e de "Ad'ın kardeşidir" diyor Kuran, aynı anadan mı doğmuşlar?

    Peki yazının sonunda yaptığına ne demeli?
    Harun'la olan akrabalığı hata diye eleştiriyorsun, hem de doğru kabul edip Elçi'nin hısımlık isnad etmesine laf söylüyorsun! Nasıl bir bilim adamlığı, nasıl bir ahlâk anlayışı? Aslında tam da Ebu Cehil styla!
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Ebu Cehl'in künyesi Ebul Hikme idi. "Ebu cehl" lakabı itibarsızlaştırma ve propaganda operasyonudur. Vaktinden erken ölmeseydi herhalde Ebu Sufyan gibi Müslüman olur, İslam tarihinde "sahabeden Hz. Ebu Hikme" diye anılırdı.
    2. cevap çok hoş ama yorum da görmezden gelinecek gibi değil. bence elin künyesini bir kenara bırakıp şu savlara güzelce karşılık bulman lazım.
    3. A`râf 7:65 وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمۡ هُودً۬ا‌ۗ `Âd'a (`Âd kavmine) kardeşleri Hûd'u (gönderdik)
      7:73 وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمۡ صَـٰلِحً۬ا‌ۗ Semûd'e (Semûd kavmine), kardeşleri Sâlih'i (gönderdik)
    4. Kardeşi ifadesi Kuranda sadece kendi kavimlerinden bir kişi söz edilirken kullanıldı. Hiçbir zaman soy anlamına gelmedi. Ayrıca soy anlamına gelse bile Meryemin annesinden İmranın karısı diye söz eder kuran. Bu da mı soy anlamına geliyor. Had diyelim hepsi soy olarak kullanıldı, sizcede bu kelimeleri soy olarak kullanmadığınızda ortaya gerçekten İmranın kızı ve Harunun kardeşi olan bir Meryemin çıkması size de çok garip gelmiyor mu? Bunun tesadüf olma ihtimali ise hepten sıfır çünkü kuran Musanın kardeşi olan Meryemden hiç ama hiç bahsetmiyor.
  9. Meryem'le Hârun arasında, altı asır gibi bir zaman bulunmaktadır. Ancak, örnek bir mesih sayılan Hârun'un Meryem adında pek ahlaklı bir kız kardeşi vardı. (Tevrat'ta Miryam. Eski Ahit, Sayılar 26:59, Çıkış 15:20.) Ayrıca, Meryem’in annesi, Elizabet'in kız kardeşidir ve Harun'un soyundandırlar. (İncil, Luka 1:5.) İşte; Hz. Meryem, gidişat ve ahlakta Harun'un kardeşinin benzeri, ya da soy itibariyle onun neslinden olduğu için Hârun'un kardeşi denmiştir. Yani ayette işaret edilen gerçek kardeşlik değil, aidiyet kardeşliğidir.
    İncillere göre, İsa(a.s) babasından dolayı “Davud’un Soyundan”; annesinden dolayı da yüksek rahip “Harun’un Soyundan” geliyordu (Matta’ya Göre İncil; 1:1-16, Luka’ya Göre:1:5-36, 2:4).
    “İsa oradan ayrılırken iki kör, “Ey Davut Oğlu, halimize acı!” diye feryat ederek O'nun ardından gittiler.” (İncil; Matta’ya Göre: 9:27). Bak. “Davut Oğlu” Matta: 12:23, 15:22, 20:30,31 21:915, 22:41,45, Markos: 10:47,48, 12:35,37, Luka: 18:38,39, 20:41,44
    Elizabet, “Harun'un kızı” (Luka 1:5).
    “Yasa dışı doğan biri RAB'bin topluluğuna girmeyecek. Soyundan gelenler de onuncu kuşağa dek RAB'bin topluluğuna girmeyecektir.” (Tevrat; Yasanın Tekrarı: 23:2).
    (وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرٰنَ) Bak. 66:12
    (وَمَا نُريهِمْ مِنْ اٰيَةٍ اِلَّا هِىَ اَكْبَرُ مِنْ اُخْتِهَا) Bak. 43:48
    (دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَا) Bak: 7:38
    (مِلَّةَ اَبيكُمْ اِبْرٰهيمَ) Bak. 22:78
    Luka İncili'ne göre Zekeriyyâ(a.s)’nın eşi Elisabeth, İsâ(a.s)'nın annesi Meryem'in akrabası olup Hârûn kızlarındandı (1:5, 36). Meryem'in annesiyle Yahya(a.s)'nın annesinin kardeş oldukları kabul edilmektedir. Zekeriyyâ, Abiya ailesinden bir kâhin (Tevrat; l. Tarihler; 24:10; Luka; 1:5) eşi Elisabeth de ruhban sınıfından bir aileye mensup olup babası yoluyla Harun'un soyundan ve Levi kabilesindendir, dolayısıyla Harun(a.s)'n kızlarındandır. Bu geleneğe sahip bulunan halkın, böyle bir aileden gelen ve mabede adanan Meryem'e “Harun'un kız kardeşi” demesi tabiidir.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Peki Harun öyle olsun diyelim. "İmran'ın karısı.... karnındaki Meryem'i doğurdu" meselesine nasıl kılıf bulacağız.
    2. Ayrıca altı asır nereden çıktı? Tevrat'a göre Davut ve Süleyman takriben MÖ 1000'e tarihlenir. Musa ve kardeşleri ise bundan en az 200 yıl önce olmalıdır. Minimum 1200 yıl fark var iki Meryem arasında.
    3. Bir kere Miriam Levililerdendir halbuki Meryem Ana Yahuda kabilesindendir. Teorin iki saniyede çöküyor.
  10. 1. İkinci itirazınız yazıma olmuş "en az altı asır" olmalıydı. Haklısınız. Dikkat etmemişim.

    2. İmrae ile ilgili itirazınıza gelince, lütfen "hamidullah" merhumun "aziz kur'an"ına bakın. Yine 28:23'teki kullanım ipucu olabilir.

    3. "Kılıf bulmak" bu söze ben bir "kılıf bulamadım".
    Yanıtla
  11. yazıda ifade edilmek istenen, muhammed dedemin kendi statüsünü güçlendirmek için - zaten yöresinde hürmet edilen- Hz. harun (ve zorlama bağıntıyla burada imran'a geliyor) soyundan gelen safiye ninemle evlenmesi.

    halbuki, konu safiye nineme gelene kadar onlarca varsayım ve ön kabule dayanıyor. q'lar o kadar çok ki, yazar bile bütün q'lar sonunda gelen p'ye kendini çok kaptırmış. (iyi niyetli olduğunu düşünerek, yoksa sonuç "q" nun da "p" diye kaptırılmaya çalışıldığı aşikar)

    bir kere Kuran'da imran'dan çok az bahseder -yazar bunu kabul ediyor-. fakat zorlama kuran dışı yorumlarla muhammed dedeme haksızlık yapılmaya çalışılıyor.

    1. muhammed dedemin mekke'de zaten saygınlığa ihtiyacı yok. aile kökeni yörenin ileri gelenlerinden.
    2. medine'de de amine ninemin ailesi bir hayli güçlü.
    3. medine'de sığınmacı statüsündeki bir yahudi kızı üzerinden prim yapmaya hiç mi hiç ihtiyacı yok.
    4. kaldı ki, muhammed dedem zaten direk olarsak Allah ve resulunu kabul etmeyip, itaat etmeyenlere TARAF olmuş durumdadır ve bunu açık seçik yapar.
    5. yazar gibi alttan alta fit sokarak değil...
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. muhammed dedeniz şüphesiz ki sizden daha vizyon sahibi bir insanmış. evrensellik? (universalism) iddiasıyla ortaya çıkan bir dinin kurucusunun mekke ve medinedeki forsunun yanında başka kozlar? (leverage)da edinmesi, elbette dehasının ve öngörülülüğünün bir kanıtıdır.
  12. 1. taberi'nin bu konudaki çırpınmalarını anlatıp kıssadan hisse çıkarmak ne zamana nasip olacak?

    2. islam tarihine de giriş yaptık iki ay evvel ama devamı gelir mi acaba?

    kabalık ediyormuşuz gibi duruyor böyle sürekli istekte bulunmalarımız, ama seni sevdiğimizden yapıyoruz biliyorsun.
    Yanıtla
  13. :) öteki tarafta kendimden çok bu adamın durumunu merak ediyorum ben yaw :) hey ya rabbim ya rasûlallah :)
    Yanıtla
  14. Sami geleneğinde kişi kavminin büyüğüyle anılır.Bir kadını ailesinden bir erkeğe nisbetle anmak, ona saygı ve hürmet ifadesidir.Tıpkı her insanın "Ademoğlu" şeklinde anılması gibi.Meryem.28'de geçen "Harun'un kızkardeşi" ifadesi hem saygı ve hürmet hem de ailenin geçmişte yaşamış büyük isimlerine nisbetle anma geleneğine güzel bir örnektir.

    Harun'un,Hz.Meryem'in kardeşi olması gerekmez bu anlayışla.Kaldı ki Luka'da Hz.İsa için "Davudoğlu" (I:32), Hz.Zekeriya'nın karısı Elişa için de "Harun'un bacılarından biri" ifadesi vardır (I:5, 36).

    Maksat bellidir.Maksat üzüm yemek değildir, bağcıyı dövmektir.Dil ve sözlük üzerinde yazıları, kitapları bulunan Sevan Nişanyan adlı şahsın, Sami dillerindeki bu geleneği bilmiyor olması imkansızdır.Bu ifadenin, Kabile olan Levililerin büyük atası olarak bilinen Hz.Harun'a nisbetle Hz.Meryem'e saygı payesi vermek istediğini anlamıyor olması imkansızdır.

    Ne yapılmak istendiği, neye hizmet edildiği ortadadır.Gönül ister ki yalan-yanlış konuşmadan, etrafına cahil güruh toplamadan, mesele mertçe ve yüz yüze tartışılsın.Ama maksat tartışmak değil, burada maksat bellidir, düşmanlık...
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Adamın kitabı "İmran kızı Meryem" diyor. Mecaz filan zannedilmesin diye bilhassa "İmran'ın karısı, karnındakini doğurdu, adını Meryem koydular" diye izah ediyor.

      Kopya çektiği kitapta nitekim bir tane Amram/İmran kızı Meryem var. Onun kardeşi olan bir de Harun var.

      Bu tutup "ey Harun'un kızkardeşi Meryem" diyor. Biz de bu hususa parmak basıp her normal zekaya sahip insanın yapacağı çıkarımı yapıyoruz.

      Elcevap: "Neye hizmet edildiği belli..."

      Aptal ezberleri tekrarlaya tekararlaya beyinleri çürümüş bunların.
  15. Ya Hu, şu cevabı neden kimse veremiyor anlamış değilim ! İki İmran, iki Meryem ve iki Harun vardır.İlk İmran, Musa, Harun ve Miriam’in babaları olan Amrân b. Yashur, ikinci İmran ise İsa’yı doğuran Hz.Meryem’in babası İmran b. Matan.’dır.Şecerelerini öğrenmek istiyen Zemahşeri’ye ya da Elmalılı’ya bakabilir.Ben yine de kısaca aktarıyım.

    Amran b. Yashur, Yakub oğlu Levi oğlu Yashür’ün oğlu olandır.
    İmran b. Matan ise , İyşa oğlu Davud oğlu Süleyman soyundandır.Bu soy da yine Yakub oğlu Yehuda’nın soyudur.Yani ikisi de aynı soydandır.

    İşin özeti şu, İmran b.Matan , neseb itibariyle bağlantılı olduğu ve ataları olan ilk Amran ailesinden haberdardır.Ve kendisi aynı isim benzerliğine sahip olduğu için, çocukları olduğu takdirde bu benzerliği devam ettirmek istemiş olabilir.Eğer bu iki aile birbiri hakkında katiyyen bilgi alamayacakları çok uzak iki farklı zamanda ve yerde yaşamış olsalardı o zaman denirdi ki iki aile bireyleri içinde, 6 kişinin de isimlerinin tutması çok zor ihtimal.Burada sadece İmran isimleri aynı, diğer benzerlikler ise İmran b.Matan’ın kendi seçiminden kaynaklı.Yani tesadüfi değil.Bugün hala Anadolu’da kendi ismi Abdullah olup oğluna Muhammed ismini koyan babalar , aileler vardır.

    Gelelim Harun mevzuna; yukarda yazdığım her şey Harun için de geçerlidir.2.İmran erkek çocuğuna Harun ismini koymuştur.Diyelim ki Harun olayı gerçek değil.Bununla ilgi bir çok rivayet var.Eğer İmran b. Matan’ın Harun diye bir oğlu olmadıysa “Harun’un kızkardeşi “ ifadesi “Harun’un soyundan gelen kızkardeş” şeklinde çevrilmiştir.Hamidullah tefsirinden kontrol edebilirsiniz.Ya da yukarda söylenen Sami diline has, kabileyi ve soyu şereflendirmek için de söylenmiş olabilir.Çünkü bu kullanımın Kur’an’da örnekleri vardır.

    Bir diğer ihtimal da orada geçen Harun ismi, Hz.Meryem’in zamanında yaşamış olan iyi kimselerden bir zattı. Hz.Meryem’de onun gibi iyi bir hal sahibi görüldüğü için onun bu bakımdan kardeşi sayıldı.(Ömer Nasuhi Bilmen -Meryem.28).

    Görüldüğü gibi Harun’la ilgili rivayetler çok.Daha başka rivayetler de var.Bunlardan biri doğru olabilir ya da hiçbiri doğru olmayabilir.2.İmran erkek çocuğuna da Harun ismini koymuş olabilir.Olay bu kadar basit ve net.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Sevan Bey, aslı bulunmayan , tahrif edilmiş ve içinde bir çok yanlış bulunan bu İncillerdeki hangi delili gerçek kabul edeceğiz ? Bu şecereyi oraya yazan yazıcının yanlış yazmadığı ya da uydurmadığı ne malumdur

      Sahih sayılan İncil’de – ki o bile şüphelidir- Hz.Meryem’in babası İmran’ın kendisi ve şeceresi yer almaz.

      Demek istediğim şudur, böylesine tahrif edilmiş bir kitabı, tahrif edilmemiş bir kitaba göre kıyaslarken ispat konusu yapmak bana mantıksız geliyor 
    2. Cevabı yazıya ekledim, kusura bakmayın.

      Ayrıca Davut ve oğlu Süleyman'ın Harun soyundan olmadığı malumdur (olsalardı kral olamazlardı, rahip olmaları gerekirdi). Dolayısıyla İsa'nın annesi olan Meryem eğer Davut soyundan ise Harun soyundan olamaz.
  16. sayın nişanyan,
    isa'sı, musa'sı, muahammedi, meryem'i, yusuf'u, ibrahim'i ve daha yüzlercesi, hepsi neden aynı coğrafyadan? tanrı başka kıtaları bilmiyormu ya da başka kıtaların insanlarına elçilik vermeyi uygun görmüyormu?
    bu dinlerin tamamına, orta doğu dini demek sizce nasıl olur?
    Yanıtla
  17. Kim hangisinin soyundan geldi ise gelmiş ve ortada adı geçen her zaman ilk olan Meryem'dir bana göre.Benim konuyla az da olsa ilgisinin olduğunu düşündüğüm bir sorunun cevabını öğrenmek istiyorum sizlerden.Kuran'a göre ölüm sonrası dirilişte tüm erkekler neden 32 yaşında ve İsa şeklinde ,yine tüm kadınlar neden 25 yaşında ve Meryem şeklinde tekrar dirilecekler.? Bu bilgiyi İslam bilginleri söylüyor..Madem Muhammed a.s en son peygamber deniliyor ve Yaradan'ın en sevgilisi olarak gösteriliyor; peki o zaman neden ölüm sonrası dirilişimiz onun şekline bürünerek olmuyor da İsa ve Meryem şeklinde oluyor.Lütfen cevap bekliyorum..Selam ile..
    Yanıtla
  18. Kısa ve Öz : http://hadis.ihya.org/kutubusitte/konu/71.html
    Yanıtla
  19. http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/10960/yuce-kitabimiz-kuran-da-hz-meryem-in-hz-harun-un-kiz-kardesi-olduguna-dair-ayetler-var-oysa-meryem-oglu-hz-isa-ile-musa-ve-harun-peygamber-arasinda-asirlar-var-bu-bir-isim-benzerligi-midir.html
    Yanıtla
  20. naci çelik Yazdı:

    Semazenin”de katıldığı İslam alimlerinin ortak görüşü,şü.Hz.Musa” kavmine bir çok mucize gösterdi.Ve Hz.Musa,muhataplarına gösterdiği her mucize,bir önce gösterdiği mucizeden daha büyüktü.Ve ayet bir önceki mucize ile,bir sonraki mucizenin birbiri ile kardeş,yani benzer olduğunu vurguluyormuş,muş.
    Çok doğru! Aynen böyle!


    naci çelik Yazdı:

    Arkadaşlar,zannederim hepinizin bir Kur”an kelimeleri fihristi vardır.Fihristen,UHTİ,yani kardeş,kızkardeş kelimesinin hangi ayetlerde geçtiğini ve geçtiği ayetler de kelimeye hangi anlam yüklendiğini,lütfen inceleyin. Ben,orijinal adı Mücemmil Muhferrest olan Kur”an kelimeleri fihristimden kelimeyi inceledim.Kelime 85 ayri ayette yer almaktadır.Eğer İslam alimlerinin veya rivayetlerin söz konusu ayetle ilgili yorumları doğru ise,kelime 84 yerde insanlar için kullanılmakta,yani kelime 84 yerde insan kardeşliğini vurgulamak için kullanılmakta,bir yerde,yani söz konusu ayette ise,mucizelerin kardeşliğini vurgulamak için kullanılmaktadır.
    Belki, N. Çelik’in bahsettiği fihristten temin etmek isteyenler çıkar diye, fihristin orijinal adını kusurlardan arındırıyorum. Lütfen, kitap piyasasında “Mücemmil Muhferrest” olarak değil de “Mu’cem-ül’Müfehrest” olarak arayınız. Zîra, adını doğru telaffuz etmezseniz; olur ki “Bu fihrist sizin ne işinize yarayacak” itirazı ile karşılaşabilirsiniz.. :)
    Yanıtla
  21. naci çelik Yazdı:

    İşte ben bu Kur”an anlayışına isyan ediyorum.İşte ben,sözüm ona bu İslam alimlerine isyan ediyorum.Çünkü bunların yaptığı Allah”ın kelimelerini yerlerinden kaydırmanın ta kendisidir..Bir kelimeyi,84 yerde insanların hemcinsliğini vurgulamak için,bir yerde de mucizelerin hemcinsliğini vurgulamak için kullanan bir kitap ilahi olamaz.Olsa olsa edebi uslup ve belagattan yoksun beşeri bir kitap olur
    Semazen ve atalarının yorumuna göre,mucizelerin benzerliğini vurgulamak için kardeş sözcüğü kullanılmış.Vah zavallılar.Ayet,her bir mucize mutlaka bir öncekinden daha büyüktü diyorsa,ki öyle diyor.O zaman bu mucizeler birbirinin benzeri veya birbirinin dengi olmazki.Çünkü kardeşlikte denlik,eşitlik vardır.Yani ayet,bir fade ile söylediğini,hemen bir sonraki ifadesiyle tekzip ediyor öyle mi?
    Hayır; kardeşlikte denklik ve eşitlik yoktur! Sâdece, ebeveyne yâni üretken faktöre bağlılık sebebiyle benzerlik vardır.. Bahsi geçen mûcizeler Allah’ın izniyle kimin eseri?! Tâbiiki Hz. Mûsâ’nın! Yâni, üretken faktör Hz. Mûsâ!


    naci çelik Yazdı:

    ]
    Söz konusu ayetteki UHTİHA,kardeş kelimesi bu ayette de insanlar için kullaılmış,yani Musa ile Meryem"in Kardeşliğini vurgulamak için kullanılmıştır.
    Yanıtla
  22. BU SABAH ŞU HADÎSE DENK GELDİM.
    SEVAN NİŞANYAN,YALAN SÖYLÜYOR.

    Muğîre b. Şu’be (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), beni Necran’a göndermişti, Necranlılar bana dediler ki: siz Kur’ân’da Meryem sûresi 28. ayetinde “Ey Harun’un kız kardeşi” diye okumuyor musunuz? Oysa Musa ile İsa arasında pek çok zaman geçmemiş midir? Onlara nasıl cevap vereceğimi bilemedim ve Rasûlullah (s.a.v.)’e dönüp durumu ona anlattım. Buyurdu ki: Onlara kendilerinden önceki peygamberlerin ve Salih insanların isimlerini kullandıklarını haber vermedin mi? ( İmam Tirmizi, Sünen, 3155)
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Onur Bey, belli ki düşünmeden yazı yazan ya da önyargılarını aklın süzgecinden geçirmeye üşenen biri.

      Aktardığı rivayetten a) Muğire'nin yalan söylediği, b) rivayeti aktaranın yalan söylediği, c) Rasûlallah (s.a.v.) ın yalan söylediği, d) hiç birinin yalan söylemeyip iyi niyetle hata ettiği sonuçlarını çıkarmak mümkün iken, bu ihtimallere değinmeden sonuç çıkarmasını başka türlü açıklamak güç.
  23. http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=220232

    cevap burada var. suyu bulandıranlara da Allah'tan hidayet dileriz..
    Yanıtla