25 Şubat 2014 Salı

Cezaevi Mektubu-9

Büyük koğuştan biri dün akşam hastalanmış, karın sancısıyla katılıp kalmış. Nöbetçi başmemura gitmişler, "bir şey olmaz" deyip savmış, ya da hap vermiş, yahut "biraz bekle" demiş, rivayet muhtelif. Bunun üzerine arkadaşları 118 acil servisi arayıp ambulans çağırmışlar. Gecenin o saatinde ekip gelmiş, iğne falan yapmışlar.

Sabahleyin ortalık altüst. Adama soruşturma açmışlar. Bütün cezası verilecekmiş. Durum bir bakıma absürt, cezaevine özel tıp servisi olacak iş değil. Öte yandan açık cezaevi konseptinin doğru dürüst oturmamış olması da var. Telefon serbestse 118'i neden aramasın? Yahut telefonla tweet niye yazdırmasın?

İçtimada müdür çıktı, millete fırça attı. Özeti: "burada devletin memuru varken sen nasıl kendi kafana göre iş yaparsın?"

Devlet dediğin şey, bir takım küçük insanların kendilerini olduklarından daha güçlü ve ya önemli göstermek için kurdukları bir düzenek değil mi? Düşünürsen, hepsi bu.

21 Şubat 2014 Cuma

Cezaevi Mektubu-8: Cafer Usta

Koğuşta bir katilimiz var, en yakın ahbabım o, başka zaman anlatırım. Kazara adam öldüren var, iki tane yaralama, bir uyuşturucu var. Ama en acıklısı para  cezasından yatan Cafer Usta.

Cafer Usta iyi bir inşaat ustası. Uzun yıllar Katar'da, Fas'ta büyük projelerde çalışmış. Ustabaşılık yapmış. El yordamıyla hayatın güzelliklerini bulmaya çalışan, duygusal bir adam. Tartışmalarda genellikle makul ve uzlaştırıcı, ama heyecanlanınca kendini ifade etmekte bazen zorlanıyor.

Yıllar önce bir dolandırıcılık hadisesine karışmış, ama dolandıran değil, dolanan kendisi. Şöyle: "Abi, kazıda bir torba altın bulduk, yarı fiyatına elden çıkaracağız" diye buna getiriyorlar. Birkaç numune alıp, gerçek mi diye kuyumcu arkadaşına gönderiyor. Kuyumcu arkadaş Cafer'i atlatıp, altınları adamlardan kendisi alıyor. Altınlar sahte çıkınca delirip polise gidiyor, "Cafer de bunlarla beraberdi" diye şikayet ediyor.

Bizimki davayı ciddiye almıyor. Anlaşılan duruşmada heyecanlanıp karmakarışık bir ifade veriyor. "Sen git, senlik bir durum yok" diye gönderiyorlar. Geçen sene bayram için yurda döndüğünde yallah içeri. Yatarı bir sene hapis, elli bin lira para cezası almış, haberi yok.

Bir sene dediğin ne ki, her türlü geçer. Esas bela o değil, para cezası. Para cezalarında devlet 24 ay taksit imkanı tanımış. Ama zamanında ödemedin mi yandın, ya tamamını peşin vereceksin, ya da günlüğü 20 TL hesabıyla, tazyiken hapsedileceksin. Günde 20 lira yılda 7.300 lira yapar. 50 bin liranın ederi 7 yıl. Daha doğrusu yeni yasada süre limiti olduğundan 3 yıl. Üstelik o üç yılı yatsan da borcun eksilmiyor, ölünceye dek peşini bırakmıyorlar.

Cafer Usta bir yıldan beri hapiste olduğundan geliri yok. Birikmiş parası da bitmiş. Anası babası çoluk çocuğu yok, yeğenleri de "kusura bakma dayı" deyip sıvışmışlar. Banka kredisi alması imkansız. 3 yıllık tazyikin iki ayını yedi, gün sayıyor. 

Cezaevinde inşaat işi çok. Cafer inşaatın baş ustası, el üstünde tutuluyor. Usta sıfatıyla ayda 193 TL (yüz doksan üç lira) maaş alıyor. Bunun 100 lirasını, inanmayacaksınız, iaşe ve barınma bedeli olarak kesiyorlar.Üstelik cezaevinin, bilinmez nedenlerle, parası olmadığından Aralık ayından beri o 93 liralar da ödenmiyor.

İnşaat işinin inceliklerini daha sonra anlatayım isterseniz. Şimdi sayıma çağırıyorlar.

19 Şubat 2014 Çarşamba

Cezaevi Mektubu 6: Kürtçe Kursu

Nesin Yayınevi'nden Aziz Nesin'in tüm eserlerini göndermişler.Aralarında Şimdiki Çocuklar Harika'nın Kürtçe çevirisi de var. Türkçesi ile yan yana koyup cümle cümle analiz etsem çözerim belki diye giriştim. 3 gün ağır mesaiden sonra pes ettim. Cezaevinde insanın beyni mantarlaşıyor. Oturup sakin çalışabileceğin bir köşe yok. Fonda ciyak ciyak Küçük Emrah, dakika başı "af yasası çıkacak mı dayı?" diye yanına çöken arkadaşlar, illa ki yapacak bir kıllık bulan gardiyanlar...

Ne zamandır biraz Kürtçe öğrenme niyetim vardı. Bu devirde" Kürtçe bilmiyorum" demek ayıp, "onca dil biliyorsun, Kürtçeye sıra gelinde mi pilin bitti?" diye soruyorlar. Eh, cezaevi nüfusunun üçte biri Kürt. Sordum, oradan da çare çıkmadı. Kürdüm diyen çok, ama dili doğru dürüst konuşan bir elin parmaklarını bulmaz, onlarda da yazıydı, gramerdi, öyle şeyleri bilen yok.

Kurs açtırsak kaç kişi katılır? 15-20 istekli çıktı. Dilekçeyi yazıp verdim: Topluma kazandırma ve eğitim çalışmaları çerçevesinde Halk Eğitim Merkezi tarafından Kürtçe öğretmen temini cihetine gidilerek kurs açılması için gerekli iznin verilmesi arz marz.

Bomba atsam bu kadar etkili olmazdı sanırım. Daha sabah çayı içilmeden heyet toplandı. Iki buçuk dakika sonra ret cevabı geldi.Bana da sözlü olarak bildirdiler ki, dilekçe yazıp başka cezaevine naklimi istesem daha hayırlı olacak.

Bilmem ki ısrar edip üst makama başvurayım mı? Yönetmelik açık, hükümlüleri topluma kazandırma çalışmaları çerçevesinde en az on mahkumun talebiyle kurs açılır diyor. Kur'an kursu var, bağlama kursu var, bilgisayar kursu var, Kürtçe kursu neden olmasın?

Hoca yok ayağına yatabilirler. Izmir yahut Torbalı yöresinde Kürtçe öğretim sertifikasına sahip tanıdığınız kimse varsa haber eder misiniz? Ücretini mantıken cezaevinin ödemesi lazım, ama onlar ödemezse biz bir şekilde toplar hallederiz.