7 Ağustos 2015 Cuma

Gene bir sol kroşe

Fırat Bayram bana yazmış. Tam metin aktaralım:

 ‘’Çin’de Kültür Devrimi sırasında kurşuna dizilenlere ya da Kamboçya’da Khmer Rouge kurbanlarına, Çavuşesku’nun kolektif çiftliklerinde ya da Husak Çekoslavakya'sının birahanelerinde hayatını tüketenlere bu soruyu sormak ilginç olurdu. Sanırım dayak yerdik. Hitler'in gizli Müslüman olduğunu söyleyenler var gerçi, ama bunun da doğru olduğunu sanmıyorum. Cariye pazarı kurmamış amcam, beterini yapmış.’’ [demiş Sevan N]
Kızıl Kimer rejiminin ideolojisi marksizm dışı, oldukça garip bir ideolojiydi. Sanayileşmeye değil tam aksi yöne gitmeye odaklandılar ve bunu insanlık dışı yöntemlerle yaptılar. Bu bir din değildi ama feciydi, savunulacak yanı yok. Lanetlenmelidir, haklısınız. Faşizm ve Nazizm zaten lanetlenmelidir. Ama cariye pazarı kurduran ideoloji de lanetlenmelidir, çok net! Kızıl Kimerler veya Hitler ne kadar lanetleniyorsa onlar da o kadar lanetlenmelidir. Pol Pot’un yediği haltlar ‘İslami mitolojiyi’ sineye çekmenin mazereti olabilir mi? Bunları niye örnek veriyorsunuz? Pol Pot’a, Hitler’e karşı çıkmak konusunda netsen ‘İslami mitolojiye’ karşı çıkmak konusunda da net olmalıydın. İşte bunu yapmadın. Esas eleştirildiğin nokta burası… Hitler’e, Pol Pot’a tüm dünya karşı çıktı ama cariye pazarı kurduran ideolojiye o veya bu şekilde göz yumdu, layıkıyla karşı çıkmadı. Hala çıkmıyor. Dünya (yani Batı, yani pusulan) karşı çıkmayınca sen de çıkmadın. Sorun burada.
‘’Türk milletinin yarın bir mucize olur da Müslümanlığı bırakırsa daha iyi olacağını düşünüyorsanız, hayal kuruyorsunuz derim. Kemalci oldular da ne oldu? Komünist olsalar Türk Solu dergisinden daha matah bir yere mi varacaklar?’’
Müslümanlığı bırakınca millet daha iyi olmayacaksa sen neyin mücadelesini veriyor, niye ateizmi savunuyor, ne uğruna hapis yatıyorsun sorması ayıp? Cariye pazarı kurduran mitolojinin örneğin bir Bahailikten, Alevilikten, Sikhizmden farkı olduğu açık olsa gerektir. Türk halkı Müslüman olmak yerine Bahai, Alevi veya Sikh olsa daha az başımızın ağrıyacağı da kesin olsa gerek (Yazında inanca saygının olduğunu anlatırken bu dinlerden örnek vermişsin, ben de bu yüzden bunların adını veriyorum). Niye Bahailiğe saygınız var da İslam’a yok? Çünkü ‘İslami mitolojinin’ Bahai mitolojisinden ciddi bir farkı olduğunun siz de içten içe farkındasınız. (Şah ve mat! Geçmiş olsun smile emoticon
‘’Son yılların küfür bombardımanı, evet, bende de Müslümanlığa ve Müslümanlara karşı bir ikrah hissi uyandırdı. Ama gerçekçi olmak gerekirse gene de eski ve denenmiş mitoloji, taze ve çiğ mitolojiden iyidir derim. Köşeleri yuvarlaklaşmıştır, denge mekanizmaları oluşmuştur. "Hadi bakalım bütün kulak'ları, ya da devrim düşmanlarını, ya da Yahudileri, Ermenileri vb. keselim" noktasına daha zor varırlar. Tahminimce. Belki. Umuyoruz.’’
Sevan Bey, İslam tarihi ortada. İnsan kesme noktasına zor vardıklarına dair bir emare görüyor musunuz? IŞİD kıtır kıtır adam kesiyor, senin orada TV yok mu? Hadi bu noktayı geçelim, başka açıdan bakalım meseleye. Komünizm nerede şimdi? Yok. Ama İslam 1400 senedir var! O halde ‘ehven-i şer’ olarak komünizmi tercih etmeliydiniz. Kültür devrimi sırasında kurşuna dizilecekleri gömersin, biter. Çünkü kültür devrimini 1400 sene yapmazsın. 10 sene yapmaya çalışır, olmadığını görünce ÇKP’nin yaptığı gibi Budistlerle, Komfiçyüsçülerle yeniden arayı bulursun. Ama öbürü bitmiyor. 1400 senedir ‘çizgisini’ hiç bozmadı. Bir tür apartheid rejimidir. Kemalizme çatıp da bundan medet ummak inanılır gibi bir hata değil
Sevan Bey, size itirazımın en başından beri özü şu: Siz bir kötüye (Kemalizme) karşı çıkarken ondan daha beter bir kötüyü (İslamcılığı) desteklediniz. Bunu yaparken İslamcılığın kötülüğünü mümkün mertebe hafife aldınız (Tıpkı şu an yaptığınız gibi. Kızıl Kimerlerden falan örnek veriyorsunuz!) Kemalizme İslamcılar değil de Kızıl Kimerler veya Naziler karşı çıksa onları da destekler miydiniz örneğin? Elbette hayır. Ama İslamcıları desteklediniz! Zira İslami mitolojinin kötü olduğunu idrak etmekle birlikte Kızıl Kimer veya Hitler ideolojisi kadar kötü olduğunu idrak edemediniz. Hala idrak etmekte direniyorsunuz. Sorun dün de buydu, bugün de bu. AKP konusundaki hayal kırıklığınızın nedeni de bu. Kemalizme karşı çıkmalı ama bu karşı çıkışta İslamcılıktan medet ummamalıydınız. Bu hataya düşmeniz, siyasal İslamın örneğin faşizm kadar ‘kötü’ olduğunu görmemenizden kaynaklandı. Hala görmemekte direniyorsunuz.
‘’Bir kere hiçbir tarihte kendime "liberal" dediğimi hatırlamıyorum."Kendini tanımla" diye üzerime çok vardıklarında bir keresinde "muhafazakâr anarşist" demiştim, ondan öteye gitmedim.’’
Ben hatırlıyorum ama neyse… Siyasal konumlanışınızın liberallerden farkını ayırt edebilmek mümkün olmadığından sizi liberal sanmış olabilirim, deyip geçeyim. Bundan sonra ‘muhafazakar anarşist’ diyeyim, peki. Ama ‘an-arşi’ sözcüğü hükümetsiz, otoritesiz gibi manalara geliyor. Herhalde biliyorsunuzdur. Devlet olgusuna karşı çıkarsanız mülkünüzün güvenliğini kim koruyacak sorması ayıp? Kaldı ki patron da işçisi üzerinde bir otorite değil midir? Senin neren anarşist be adam? (Polemik olsun da gözünüze fer gelsin diye soruyorum smile emoticon
‘’İkincisi, Ilımlı İslam diye bir şeyi hiçbir tarihte ne savundum, ne destekledim. Ayrıca öyle bir modelin olduğunu da sanmıyorum.’’
Çarpılırsın! ‘Rabiacılara Neden Karşıyız?’ başlıklı yazında şöyle diyorsun bak: ‘’Şimdi bütün dünya, ölen “ılımlı İslam” projesinin yasını tutuyor. İslam ülkelerinde demokrasi denemesini bir başka – çok uzak – bahara ertelemenin sıkıntısını yaşıyor.’’ (Bu cümlenden anlaşılıyor ki hiç değilse böyle bir modelin varlığından haberdarmışsın.)
Sevan Bey, her sıkıştığınızda ‘Ben öyle demedim’ diyecekseniz hapı yuttuk demektir. Evvela ‘Ben liberal olduğumu söylemedim’ dediniz, sonra ‘Ilımlı İslam mı, o da ne?’ moduna girdiniz. Bu işin sonu ‘Ben Sevan değilim’e varacak diye korkuyorum. smile emoticon
‘’AKP bir siyasi partidir, bir toplum modeli ya da ideoloji değil. Bugün işime gelir desteklerim, yarın yanlış yola gider, desteklemem, o kadar.’’
Şu üstteki alıntıda AKP yazdığınız yere CHP, SBKP veya PNF (Partito Nazionale Faşista) koyun, bariz saflık görürsünüz. AKP’nin bir ideolojisi, toplum modeli, hatta mitolojisi var. AKP’yi destekliyorsan o mitolojinin önünü de açıyorsun demektir. ‘Ben SBKP’yi destekledim, komünizmi değil’ demek ne kadar mantıksızsa sizinki de o kadar saçma bir söylem olmuş. Bugün desteklerim, yarın yanlış yola gidince desteklemem denemez. İdeolojisi gereği hangi yola gideceği başından belli zaten. Bu tür akımlar gücü ele geçirdiği takdirde iktidardan uzaklaştırmak zordur (bakın Mursi kendi yandaşlarını sokağa döküverdi, darbeciler bir an sendelese ülke kan gölüydü). AKP’nin ideolojisinin ne olduğu başından beri belliydi. Öngörmeliydiniz, öngörmediniz. Öngörenlere de demedik laf bırakmamıştınız. Şimdi özeleştiri yapmanız yetmez, özür de bekliyoruz.
‘’Yine de o kadar feci bir hata değilmiş, o kadar zaptedilmez bir tehlike değilmiş herhalde ki, bir partinin oyu üç puan fazla çıkınca tık diye devrilebiliyormuş, değil mi? Ötekisi gibi her devlet dairesine resmi asılmamış, her okula büstü dikilmemiş henüz.’’
AKP şu an devrildi mi sence? Bunu söylemek için çok erken. Hatanızdan çok ucuza sıyrılmayı umut ediyorsunuz ama bu kadar kolay olacağını hiç sanmıyorum. ‘IŞİDin varlığı dahi AKP’nin verdiği zararı küçümsemeye engel değil mi?’ ‘AKP olmasa Mursi olur muydu?’ ‘Mursinin ettikleri Mısıra zarar vermedi mi?’ gibi kocaman sorular duruyor önünüzde.
Evet, ötekisinin devlet dairelerinde büstü duruyor hala. Duruyor da ne oluyor sorması ayıp? Heykeli mi kovaladı sizi? 60 senedir umursayan mı var? Berikinin de her yerde camisi duruyor, eee? Kafaları atıp da Diyanet’e ‘’Yürüyün aslanlarım!’’ diye fetva verdirseler bir Cuma, esas o zaman ne olur hiç düşündün mü? Ötekinin zaten toplumsal tabanı yoktu, kışlalara tecrit olmuş haldeydi. İkinci Dünya Savaşında faşizm yenilince kendiliğinden teslim olup çok partili hayata geçti. NATO’ya girip ABD’ye de bağlandı. Daha ne yapsın? Hala büstünden tırsmanın manası var mı ‘Allah aşkına?’ Üstelik AKP gibi köprüyü geçene dek AB’ci olup sonra maskeyi çıkarma yoluna da gitmedi, Hitler ve Stalin dururken kalkıp Batı Bloğuna girdi adamlar. Beğenmediğin ordu her darbesinden evvel ABD’den izin almadı mı? Zaten o darbeleri de sosyalist hareketi ezmek için yapmadılar mı? Senin bu Kemalizm düşmanlığın neyden kaynaklanıyor anlamıyorum. Yanlış Cumhuriyet adlı kitabında Kemalizmde eleştirdiğin hangi nokta İslamcıların ideolojisinde sağlam sorması ayıp? Ona karşı niye İslamcıları destekledin, hangi mantıkla? Tamam, karşı çıktığın şey karşı çıkılmayı hak ediyordu da yerine ne geleceğini hiç mi umursamadın be amcacığım?
Sevgilerimle,


Peki. Şık bir kaç gol var burada. İçeride kukumav kuşları gibi oturmaktan insanın polemik yetenekleri biraz köreliyor mu ne?

İşin özünde bir ölçüde şahsi deneyimin etkisi olabilir. Kemalizm’den ve Kemalcilerden, evet, bütün hayatım boyunca zarar ve düşmanlık gördüm. Ortaokuldayken bütün gaddarlığıyla, a) Ermeni düşmanlığı, b) Toplumsal konformizm dayatıcılığı kisvesiyle üzerime çöktü. Ondan sonraki elli yıl boyunca da devlet alçaklığının ve milliyetçi fanatizmin bayrağı, simgesi, enerji kaynağı olarak Kemal kültünü gördüm.

70’lerde sosyalisttim. 80’lerde Doğu Avrupa Ülkelerini, 90-92’de Sovyet Cumhuriyetlerini esaslı bir şekilde gezme fırsatı buldum. O geziler sonunda aklımda en ufak bir şüphe kalmadı ki sosyalizm -- peki Sovyet Sosyalizmi diyelim -- tarihte insanlığa karşı işlenmiş büyük suçlardan biridir. İlk karım, Çin’de insan hakları ihlalleri uzmanıydı. Onun vasıtasıyla 1980’lerde birkaç Çinli muhalif aydın ve siyasetçiyle tanıştım. Onlar da aynı kanıdaydılar. Yanıldıklarını sanmıyorum.

Buna karşılık İslam’dan ben pek direkt bir zarar görmedim. Belki Müslüman bir çevreden gelmediğim için, İslam geleneğinin aile bağlamındaki mikro-zorbalıklarını tanımadım. Bundan ötürü Müslümanlığın sakıncalarına karşı biraz miyop olabilirim, kabul.

"Teori ve gelenekle toplumsal pratik arasında fazlaca kolaycı bir bağ kuruyorsun." Bu görüşe katılmıyorum. Kur’an vahşi bir kitap, evet. Ama insancıl bir kitap olan İncil’den insanlar pekala İspanya Engizisyonunu ve Salem Cadı Avını türetebilmişler. Absürt derecede gaddar ve saldırgan bir kitap olan Yahudi kutsal kitabından dünyanın en ahlakçı pasifist dini olan modern Yahudiliği de türetebilmişler. Budizm gibi hırsa ve şiddete kapalı bir dinin inançlı mensuplarının Sri Lanka’da da Tamillere neler yaptıklarını da kendi gözlerimle görme fırsatı buldum. Yani teoriyle pratik arasında o kadar doğrudan bir bağ yok, çok şükür.

IŞİD vahşetini biraz daha soğukkanlılıkla değerlendirme taraftarıyım. Bunlara atfedilen suçlarda fazlaca bir gösteri havası var, belki her şeye o kadar çabuk kanmamak lazım. İkincisi, söylenenlerin tümü doğru da olsa  yine de bu arkadaşların gaddarlık ve kan dökücülükte henüz Stalin, Hitler ve Mao seviyesine  -- hatta İttihat ve Terakki seviyesine -- ulaşmamış olduklarını düşünüyorum. Fırsat bulurlarsa ulaşmazlar demiyorum. Sadece ölçüyü elden kaçırmamayı öneriyorum.

“Müslümanlığı bırakınca millet daha iyi olmayacaksa sen neyin mücadelesini veriyor, niye ateizmi savunuyorsun?” Bu sorunun cevabını defalarca verdim. Beni rahatsız eden şey şu ya da bu ideoloji değil; İdeolojinin mutlaklaştırılması. Kuşku ve eleştiri payını kaybetmesi. İnsanların aklına kuşku tohumları ekmeye çalışıyorum, hepsi bu.

"Muzaffer ateizmin ne olacağını merak ediyorsan Enver Hoca diyeyim, belki yeter."

Bahailik, Alevilik, Sikhizm Müslümanlıktan daha iyi dinler mi? Azınlıkta kaldıkları sürece, evet. Allah bizi fatih Bahailerden ve muzaffer Sikhlerden korusun, deyip geçelim.

Bundan otuz dört yıl önce okuyup üzerine kafa yorduğum bir olay var. 16. yüzyıl’da Calvin Cenevre’de ilk Protestan cumhuriyetini kurar. Barış, özgürlük, kardeşlik, adalet, vb. üzerine inşa edilmiş bir ütopyadır. Aradan on yıl geçmeden hareketin bir numaralı teorisyeni ve asıl lideri olan Michel Servetius’u idam etmek zorunda kalır. Bu ve buna benzer diğer bin tane hikayeyi bilince, teori ve pratik arasında o kadar kolaycı bağlar kurmaktan çekiniyor insan.

İslamiyet’in gerek teori, gerek pratik açısından muzır bir akım olduğunu hep düşündüm, halâ düşünüyorum. Islah edilebilir mi? Beş sene önce olsa iyimser bir cevap verirdim. Şimdi emin değilim. Fakat ortada taş gibi bir gerçek var. Bu memlekette insanların yüzde yetmişi, sekseni Müslümanlığı ciddiye alıyor ve yakın gelecekte bu durumun değişebileceğine dair hiçbir belirti yok. Bu durumda önümüzde iki yol görünüyor. Ya demokrasi ve fikir özgürlüğü hayalinden vaz geçeceğiz, ya da Müslümanlığın demokrasi ile bir şekilde bağdaşabileceğine dair umut beslemeye ve çıkış yolları aramaya devam edeceğiz.

Sence hangisi daha akılcıdır?

Derin Mevzular

Kendimi bildim bileli esas davam değişmedi: Manevi özgürlük arayışıdır. Bireyin kendini partizanlıktan, aidiyetlerden, korkulardan, cehaletten, çıkar bağlarından arındırarak hakikatle yüzleşmesinin koşulları nasıl oluşturulur? 

Bu eğer liberalizmse liberalim. Ben “özgürlükçü” demeyi tercih ediyorum. Yok eğer liberalizm bireysel çıkarın kutsanması ise değilim. Aslanlı Yol’a dahil ettiğim Benjamin Constant makalesinde bu konuya değinmiştim. Bu blogda da olmalı.

Bireysel özgürlüğün şartı devlet düzenidir, evet. Kurtlar sofrasında özgürlük olmaz. Ama devlet, aynı zamanda bireysel özgürlüğe yönelik en büyük tehdittir. O yüzden özgürlük, devlete karşı sürekli bir mücadeleyi gerektirir.

İş güvencesinin özgürlükle alakasını göremiyorum. Bana sorsan kölelik hakkıdır; kölelere layık bir dava. Buna karşılık mülk güvencesi, evet, bireysel özgürlüğün vazgeçilmez bir unsurudur. Öte yandan mülkün kutsanması da insanı köleleştiren bir ayak bağı. Mülkü özgürce reddedebilmek için mülkiyet hakkını savunmak lazım.

Bunlar, takdir edersin ki bu günün koşullarında halkla kolay paylaşılabilecek konular değil. O yüzden, temel doktrin konularından çoğu zaman kaçınmayı tercih ediyorum. Belki bir ara derli toplu bir şeyler yazmanın zamanı geldi.

Ilımlı İslam’a gelince, haklısın, bir kaç defa savunmuşum. Bana hiçbir zaman sempatik gelen bir fikir olmadı. Burnumu tutarak parmak ucuyla ellediğim bir görüştü belki. Ama, evet, makul bir görüştü; rasyonel ve savunulabilir bir stratejiydi. Belki tek kişinin cinnetinden bağımsız olarak düşünmeyi başarırsak halâ da büsbütün tükenmiş bir fikir değildir. Sonuçta, hoşuna gitse de gitmese de İslam bir olgu, ve Türkiye’nin toplumsal düzeni olsun, stratejik çıkarı olsun, bu olguyla yüzleşmeyi gerektiriyor.



4 yorum:

  1. yahu,orta okulda kemalistlerden cok zarar gördüm dion.kemalist ideolojide sana karsi bir hüküm yok.
    islami ideolojiye göre,kurana göre kafirsin ve katledilip malina mülküne el koyulmasi icin ayet var.bkz.ganimet sur.
    ben Atatürk ün fikirlerine inanan biriyim.yani laikci yim :)ancak ne facebook ta twetter da onunla ilgili tek bir sey paylasmam.senin yazilarindan din hakkinda aydinlandim(negatif)
    aslinda senin Atatürke düsmanlik mecburiyetin var.tehcirden dolayi.Hirant malatyada ne demisti?onlar(emperyal gücler)bizi biririmize düsürüp amacina ulasirlar.kendin bildikten sonra kac Atatürkcü arkadasin oldu?sana hangi kötülügü yaptilar?
    soru:evladin mutlaka biri ile evlenmek zorunda kalsa,dinciye mi,kemalist e mi evet derdin?
    insallah(arapca,en kisa zamanda)tahliye olursun
    Yanıtla
  2. Hocam mülk güvencesi çok çetrefilli bir mevzu. Ona girince bireysel özgürlükler sınırlanıyor,hatta yok ediliyor diyebiliriz. Mülk güvencesini açmadığınız ve geniş anlamda kullandığınız zaman,bunun benim gibi milyarca fakir insana risk teşkil ettiğini unutmamanız gerekiyor. Mülkiyetin sınırlarını ifade etmemeniz ise muallak durumu daha da tehlikeli kılıyor.

    Mülkiyeti savunan sizin kendi tabirinizle "muhafazakar anarşist" olmanız arasında derin bir çelişki var. Su kaynaklarının,ormanların,meraların dahi mülkiyet kapsamına alınmaya başlandığı bir ortamda mülkiyeti açıkça ben savunamam. Kendi mülkümü bile savunmayı ahlaksızlık,kendimle yaşadığım içsel çelişki olarak nitelerken sizin böyle geniş yargılarınız eğreti duruyor. Yakıştıramadığımı itiraf etmeliyim.
    Yanıtla
  3. çkp nin kültür devrimi zırvalıklarının topluma verdiği zararı çok küçümsemiş sol kroşe atan arkadaş. öyle 10 yılla sınırlı şeyler değil maalesef.zulüm düzeni ve geçmişte devrim adına yapılan saçmalıkların etkileri hala devam ediyor.kurulan sistem bizatihi zorbalık üreten bir yapıdır.böyle hangi sistem olursa olsun insan hayrına değildir.
    Yanıtla

2 Temmuz 2015 Perşembe

Mağdurlara saygı


Ülkede sistemli olarak ayrımcılığa uğramış olan başlıca üç grup var: Dindarlar, Kürtler ve gayrimüslimler” demiş Serdar Kaya, beni izana davet eden yazısında.
Bu, şaşırtıcı bir iddia. Öncelikle memlekette siyasi baskı ve ayrımcılık deyince ilk akla gelen grup unutulmuş. Solcular nerede? 1920’lerden 1990’lara dek aralıksız olarak polis baskısı altında tutulan, yasaklanan, fişlenen, işinden kovulan, vatan haini sayılan, tutuklanan, işkence gören, idam edilen, evlerine girilip kitapları “yakalanan” onlar değil miydi?
Aleviler de bir menşın hak ederdi sanıyorum. 1940’lardan sonra sistemli bir siyasi baskı görmediler belki, ama sosyal düzeyde her türlü hakarete ve ayrımcılığa maruz kaldılar, linç edildiler, linç tehdidiyle kasaba ve köylerinden sürüldüler. Dersim’de katledilen 28.000 Alevi’nin ve onun arkasında yatan 500 yıllık zulüm ve zorbalığın anısı silinmiş midir sizce?
Ya Ethem’in ve Düzce isyanlarının günahını ebedi bir yük olarak taşıyan Çerkesler? İstihbarat paranoyası altında yaşayan Hatay ve Urfa Arapları? İnsan bile sayılmayan Çingeneler? Yaradandan ötürü yaratılanı sevdiğini iddia edenlerin kana susamış küfürleri altında hayatları karartılan eşcinseller? Devletin ve “dindar” toplumun el birliğiyle tükürük yağmuruna tuttuğu din karşıtları?
Saydığım grupların hiçbiri sayıca, mesela gayrimüslimlerden az değildir. “Dindarlar” etiketi altında sayıları kabartılmaya çalışılan dincilerden de az olduklarını sanmıyorum.
“Dindar” ne demek ve nasıl bir ayrımcılığa uğramışlar, onu da kısaca mercek altına alalım. Benim bildiğim, “dindar” diye kafasına örtü bağlayıp salondaki halıyı işgal eden teyzelere ve sakal koyverip cami avlusunda dedikodu yapmayı seven amcalara denir. Entellerin hafif yollu istihzasına hedef olmuşlardır belki, ama bundan öte herhangi bir siyasi, hukuki, sosyal, entellektüel teröre maruz kaldıklarını iddia eden bence hayal görüyordur, ya da TC’nin muktedir olduğu siyasi ve sosyal terörün boyutları hakkında gerçekten bir fikri yoktur.
Geçmişte TCK 163. madde ya da 28 Şubat gibi uygulamalar altında mağdur edilen kesim dindarlar değildi, dincilerdi, yani islamcılardı. Yani bir dini benimsemiş olmak dışında kimseye zararı dokunmayan insanlar değil, benimsedikleri dinin vecibelerini şu ya da bu ölçüde, şu ya da bu yöntemle, toplumun geri kalanlarına empoze etmeyi dava edinmiş insanlardı. Toplumun geri kalan kısmı bunlardan korkmakta haklı mıydı? Bu soruya net bir cevap vermek zor. Eskiden haksız olduklarını düşünürdüm. Şimdi o kadar emin değilim.
Bu tehlike algısına rağmen yine de kabul etmek gerekir ki TC devletinin dincilere yaklaşımı her zaman ılımlı ve affedici olmuştur. Mesela Kürtler gibi katliama uğramadılar. Gayrimüslimler gibi soyulup soğana çevrilip yurtlarından sürülmediler. Aleviler gibi linç edilmediler, eşcinseller gibi hayatları karartılmadı. Dönem dönem örgütleri dağıtıldı, en sivri sözcüleri hapsedildi, kamu hizmetlerinden kovuldular, merkez medyada aleyhlerine çirkin manşetler atıldı, o kadar. Eğer “sistemli ayrımcılık” buysa, mesela 1944 ve 1950 sonrasında topluca tutuklanan Türkçü-ülkücülerin, ya da 2007 ertesinde kovuşturlan askerlerin de ayrımcılık kurbanı olduklarını kabul etmemiz gerekir.
“Başörtülü kızlara Akmerkez’de pis pis bakıyorlar” deseniz size hak verir ve gönüldaşlık ederiz. Ama hemen ardından, Erzurum’da Ramazan ayında elinde gazozla dolaşanlara, Bingöl’de şortla gezenlere, Yozgat’ta sevgilisiyle öpüşenlere, İstanbul’da eşcinsel yürüyüşü düzenleyenlere nasıl bakıyorlar diye sormayı ihmal etmeyiz. Başörtüsü takmakla, Ramazan ayında göstere göstere rakı içmek arasında, ilke ve itikat ve insanlık onuru açısından ne fark olduğunu anlamakta zorluk çekeriz. “Canım sen de git odanda iç rakını, ona karışıyor muyuz?” diyenlere, “sen de başörtünü odanda tak, ona karışıyor muyuz?” cevabı verildiğinde susup hak vermek zorunda kalırız.
Bence şu konuda kafamızın net olması lazım. Davanız birtakım şeylere inanmak, o inançların gerektirdiği davranış biçimlerini göstermek, sizin gibi düşünen insanlarla serbestçe bir araya gelmek, görüşlerinizi dinlemek isteyenlere anlatabilmek ve bundan dolayı utanmamak ve korkmamak mı? Yoksa hayalinizdeki ahlak ve toplum modelini herkese, yahut sadece Müslümanlara, ya da kendi kasabanıza, ya da sadece kendi kadınlarınıza ve kızlarınıza dayatmak mı? Eğer ilkiyse haklısınız. İkincisiyse tecavüzkârsınız, karşınızdakinin savunma hakkı doğar. Ve eğer ki “İslam öyle bir din değil, toplumsal düzenden ayrı düşünülemez” derseniz, karşınızdakilerin bundan çıkaracağı tek sonuç islamın tehlikeli bir saldırganlık dini olduğu ve demokrasiyle asla bağdaşmayacağı olur. Kavga çıkar.
Günde beş defa hoparlörle ezan okunmasından başlayalım mı tartışmaya? Sizce ibadet midir, yoksa tecavüz müdür? Kendi iman ve kültür alanlarını mı korumaya çalışıyorlar, yoksa başkasının hanesine girip sopa mı sallıyorlar?
Sabah akşam sopa sallayanların, karşılarında iki çift laf eden birini bulunca, “Ama Sevan Bey, arkadaşlarımızın kalbi kırılacak şimdi, demokratik diyaloğumuz zora girecek” diye mıy mıy etmeye başlamaları sizce nasıl bir anlayışın ürünüdür?

15 yorum:

  1. Sevan Bey, bir tv programında dindarlar ile aramda ufaktan bir aşk başlamıştı demiştiniz ya, ben o dönem size tutulanlardanım. Yanlış Cumhuriyet'inizi zevkle okurken, "bende böyle düşünmüştüm, adam da ne yazmış" gibi düşüncelerle bitirmiştim. Deli ve gözü kara bir adamdınız, eşinize yaptığınızdan dolayı sosyal linçe uğrarken bile umursamazca davranabiliyordunuz. Kötünün gözlerinin içine bakarak bunu haykırabilmenize eyvallah, âmâ mütedeyyin kesime de bu kadar da saydırmayın. Resmi ideolojinin dindarları çok ezmediğini, zımnen kolladığını düşünmeniz bence dine karşı ön yargınızdan kaynaklanıyor. Resmi ideoloji dine çok baskı yaparsa bunun ters tepeceğini, ne bileyim İran'da Şah Rıza ya da Afganistan'daki Emanullah gibi karşı devrim ile alaşağı edileceğini iyi bilmekte. Sonuçta nerdeyse çeyrek asır Genelkurmay başkanlığı yapan F.Çakmak gayet dindar bir adam olarak bilinir. Kendimle çelişmek için bunu yazmıyorum, Atatürk'ün pragmatist politikasının bir tezahüründen bahsetme gayesindeyim. Bu ülkede sistem için hala en tehlikeli unsur dindarlardır. Kurumsal manada ateizme yakın duran bir ideoloji hayatlarımıza yön vermekte. Evet 65 yıldır sağ partiler tarafından yönetiliyor olsak bile durum bu. Tıpkı tüm kurumlarıyla kapitalist olan Yunanistan'daki Çipras'ın yaman çelişkisi gibi. Neyse konu çok dağılmasın. Sizi biraz Machiavelli'ye benzetiyorum, ya da Osmanlının mütebahhir gayrimüslimleri gibisiniz. Ve herşeye rağmen bu ülkenin değerisiniz.
    Yanıtla
  2. Günde beş defa hoparlörle ezan okunması tecavüzdür ama bir dönem uygulanan Arapça ezan yasağı/Türkçe ezan dayatması da dindarlara bir tecavüz değil miydi?
    Ezanın hoparlörle okunmasına karşı olan dinciler de var. Örneğin Mehmet Şevket Eygi. Laik/dinsiz kesimde de tek parti dönemindeki ezan uygulamasına karşı olanlar var elbette ama çoğunluk bunu savunuyor, bazıları dinci kesimin bundan yakınmasına bile tahammülsüz.
    Yanıtla
  3. Çok güzel bir yazı sevan bey bazen bunları düşünürken isyandan çıldırıyorum ve ulan bu dünyada bunları bir tek benim düşünüyorum bunları tespit eden bir benmiyim diye kafayı yiyorum israil Filistinli katlediyor diyen adamların aynı zamanda Yahudileri dini gereği katletmeleri gerektiğini onların lanetli olduklarını söyleyen kişiler olması başörtüye dokundular aaa insan hakkı diyenlerin müslüman olmayan herkeze hakaret ve tehdit yağdırması kemalist sisteme laf attı diye hakkında ceza çıkan adamın ifade özgürlüğü diye AHİM'e koşarken charlie hebdo da vurulan Karikatürüistler için oda yapmasaymış demeleri beni çileden çıkarıyor ve yahu bunları farkedip kahrolan bir benmiyim diyorum ve yazılarınızı okudukça bir ben olmadığımı düşünüyor ve biraz daha umutlu ve mutlu oluyorum. Hep yazın ve bu inanç görünümlü faşizme karşı isyan edenler yalnız olmadıklarını görsünler.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Charlie Hebdo cinayetinin haksızlığı, Peygamber efendimize karikatürlerle yapılan hakaretleri haklı ve masum çıkarmaz. Ayrıca inanç görünümlü Faşizm gibi uydurma tabirleri kullananlar, farkında olmadan kendileri dayatmacı oluyor ve düşmanlık sergiliyorlar. Allah Türkiye'yi sizin gibilerin eline bırakmasın, aksi takdirde savaş çıkar.
  4. Serkan: Bu kadar mantıklı / rasyonel ifadeleri bir başkasından dinlemedim/okumadım. Nasıl oluryor da Sevan marjinal, diğerleri normal oluyor anlayamıyorum
    Yanıtla
  5. Aklınıza sağlık, teşekkğrler.
    Yanıtla
  6. Üstad neden deist değilsin de ateistsin aydınlat bizi.Kütleçekim neden var,her biri diğer 10 bin hücre ile iletişim kuran nöronlar neden var,elektronlar,nötronlar neden var,Doğa'nın ve doğa kanunlarının ötesinde bir şey olup olmadığını bilen bir kişi bile yokken :)
    Yanıtla
  7. Entellerin hafif yollu istihzası mı? Saygı değer hocam hakim sınıf olan enteller (ki bu kitle ekseriyetle sizin ayrımcılağa en fazla uğrayan dediğiniz solculardan oluşur) tüm bir yaşamınlarını ve hayat standartlarını dindarlara söverek, dışlayarak, ayrıştırarak devam ettirebilmiş. Aristokratlara yaraşır yemek maslarında solculuk oynarken zulmüne güya uğradıkları devletle hep bu dindarlara yönelik tutum hsusunde el ele tutuşmuşlar. Samimiyetinize sığınarak size şunları sormak istiyorum; toplumun çoğunluğunu oluşturan bir kitleye (din, ırk, mezhep vs.) yapılanlarlar, sırf çoğunluğu oluşturdukları için meşru mu sayılıyor? Böyle evrensel bir kural mı var? Ya da azınlık olmak her koşulda haklı olabilmeyi nasıl mümkün kılıyor?

    En kısa zamanda özgürlüğünüze kavuşabilmeniz dileğiyle
    Saygılar, hürmetler.
    Yanıtla
  8. Hadi Kur'anı Kerimi Muhammed yazdı, peki şu kainat kitabını kim yazdı?
    Haa bu arada Mekke çöllerinde 1450 yıl önce
    biri çıkıp gökyüzü tabakalarından ve iki denizin kavuştuğu yerde suların birbirine karışmadığından bahsetmesi ve de anne rahmindeki bebeğin gelişim aşamalarını detaylıca belirtmesi bazı "akıl sahiplerine" hala birşey anlatmıyor mu?
    Yine O peygamberki yüzlerce yıl süren zengin ve güçlulerin,mazlumlara yaptığı zulme karşı o mazlumlumlarla birleşip başkaldiriya kalkışması ve kadınlara ve çocuklara o donemde bile insanlık onurunu tattirmasini gorememek ne büyük talihsizlik?
    Düzene karşı çıkanları sürgüne,hicrete zorlayanlara hep sabretti müslümanlar.Ama Medine önlerine gelip muslumanlarin köklerini kurutmaya gelenlere karşi canlarini ve savunduklari degerleri korumayi seçenlere saygi duymayanlar icin hayatta hangi değerden bahsedebilirler.
    Yanıtla
  9. Müslüman dindarların bu dünyada başka din veya inançların olduğunu ve bunlara da saygı gösterilmesi gerektiğini kabul etmeleri gerekiyor. Dahası halkın % şu kadarı müslüman söylemi inanç özgürlüğü babında bir yarar sağlamıyor.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Amacın salt özgürlük olduğuna inanıyorsanız üzülerek belirtmeliyim ki düştesiniz, uyanın lütfen. Batıda özgürlük çığırtkanlığı yapıp ilk terör saldırısında bir haftaya yakın sokağa çıkma yasağı ilan eden Fransa mı, anayasasına Minare yapmak yasaktır yazan İsviçre mi özgürlükçü? Yoksa gümrüğünden elma bile geçirmeyen Avustralya mı? ABD sıralamada bir yere konmaz, çünkü gelir dağılımı eşitsizliğinde bizden aşağı kalmıyorlar sağolsunlar, ha birde kaçak Meksikalı göçmen krizi var.
      Şimdi şunu aklımıza yazalım. Özgürlük güçle elde edilir. Güç de sorumluluk olmadan buharlaşır gider. Toplumda insanlar delikanlı gibi sorumluluk alma eğilimine girmeden özgürlük istiyoruz derse ya dayak yer ya dalga. Bu dünyanın her yerinde böyledir.
  10. Ağzınıza sağlık. İnşallah bu esaret te biter de sizin gibi insanlar çoğalır. Esarete rağmen varoluşunuzdaki ısrar ise sizi her zaman biraz istisnai yapacaktır.Şükürler olsun ki sizin gibi sesler herşeye rağmen var.
    Yanıtla
  11. Kararsızlık. Bu yöntem Osmanlı'nın başarıyla uyguladığı farklılık yönetimine benzemiyor, olsa olsa Atatürkçülüğün İslam versiyonu olur en yakın. Genelde bu yöntemi otoriter düzenler muhalif durumda bulunan halkı bezdirmek ve olanaklı ise saldırgan bir duruma getirdikten sonra kanuna karşı geldikleri için ezmek. Yöntemin işlemediğini söyleyemem. Sizi bile içeri almayı başardıklarını düşünürsek, ya siz yeteri kadar akıllı değilsiniz ya da bu yöntemin uygulayıcılarının göründüklerinden akıllı olduklarını kabullenmek zorundasınız.
    Yanıtla
  12. Ekşisözlükte yazan biri dindar kesime yapılan baskılardan, başörtülülerin okullara ve devlet memuriyetlerine alınmamalarından falan bahsetmiş ve ardından laiklerin yaşam tarzına kimsenin karışmadığını bazı örneklerle savunmuş. Şöyle yazmış;

    şimdi laikçi sekülerlerin yaşam tarzına bakalım:
    - bolca içki içmek,
    - olabildiğince çıplaklık (süper mini etekler, göğüs dekolteleri, bel ve sırt dekolteleri)
    - küfürlü ve müstehcen konuşma yapmak,
    - mümkün olan her yerde öpüşüp yiyişebilmek,
    - ramazan'da oruç tutmamak
    bunların hangisine engel koyuluyor?
    hiçbirisine.
    neredeyse çırılçıplak geziyor, istediğiniz gibi içiyor, istediğiniz gibi konuşuyor, öpüşüyor, yiyişiyorsunuz. ramazan'da oruç tutmadığınız gibi tutanlara hakaretler savuruyorsunuz. (saat 10'dan sonra içki yasağı var diyenlere, parkta içemiyoruz diyenlere de ananas girsin. bi zahmet o saatte marketten aldığın içkiyi parkta içip de millete musallat olmayacaksın, içkini önceden al stokla böyle dertlerin olmaz. kimse alkol almanı yasaklamıyor.)
    liselere mi alınmıyorsunuz?
    üniversitelere mi alınmıyorsunuz?
    kamuya mı giremiyorsunuz?
    özel şirketlerde mi çalışamıyorsunuz?
    akademiye mi sokmuyorlar?
    fikir beyan ettin diye hapse mi atılıyorsun? (darbe destekçiliği ve hakaret fikir değildir)
    içki içiyorsun, dekolte giyiyorsun diye terfi mi verilmiyor? işten mi atılıyorsun?
    nedir bu yaşam tarzımıza müdahele ediyorsunuz yalanı.
    neye müdahele edildi? niye bu kadar kolay yalan söylüyorsunuz?
    bakın bu aslında her şeyi çok güzel özetliyor.
    "senin yaşam tarzına müdahale eden yok. sen artık benim yaşam tarzıma müdahele edemediğin ve bir daha asla edemeyeceğin için gerginsin."
    Yanıtla

18 Haziran 2015 Perşembe

Memleket Nasıl Kurtulur, Bölüm 178


Fırat Bayram birkaç soru göndermiş. Cevapladım.

1.      Ülkemizde siyasal saflaşmalar üzerinde ekonomi değil kültür belirleyici oluyor. Bu islam ülkelerine has bir durum mu, yoksa Batı’da da böyle mi?

Dünyanın her yerinde siyaset inançlar, kimlikler ve aidiyetler üzerinden yapılır. İnsanlar bir gruba ait olmakla değer kazandıklarına inanırlar; o grubu “temsil eden” kişilerden iktidarda olmasından kendilerine pay çıkarır ve mutlu olurlar.

19. yüzyıl ortalarından 1930’lara kadar olan dönemde, “işçi sınıfı” adı verilen bir ekonomik ve meslekî statünün bir aidiyet odağı olarak görülmesi bazı Batı ülkelerinde popüler olmuştu. Marksizm bu kısa vadeli siyasi-kültürel modanın bir ürünüdür. Bugün için bir geçerliliği kalmamıştır.

Dünya modaları Türkiye’ye biraz geç geldiği için, Batı trendlerini takip eden entellektüel kesim 1930-1970’ler döneminde Marksizmi keşfetti. Şimdi yaşlandıklarından geçmişi terk etmeleri zor tabii.

2.      Eğer inanç siyaseti belirliyorsa inancın eleştirisi siyasal anlam kazanmaz mı? Göktekini demokratlaştırmadan yeryüzüne demokrasi gelebilir mi?

Sorunun maksadını anlıyorum ve katılıyorum. Sadece formülasyona itiraz edeceğim.

Türkiye’de “inanç” kavramını tekellerine almaya çalışanların başka herhangi birinden daha “inançlı” olduklarını sanmıyorum. “Göktekini” demokratlaştırmak da sözkonusu değil, çünkü gökte kimse yok. Gökte hava cıva var, o kadar.

Türkiye’de, yüzyıllar boyunca, belli birtakım mitolojik formüllerin (Allah, peygamber, Kuran vesaire) tartışılmaz ve dokunulmaz olduğu kabulü yerleştirilmiş. Bu kartları çekenler koz çekmiş sayılıyor, herkesin kâğıdına basabiliyorlar.  Siyasette “Müslüman” diye bir şeyin olduğuna inanmıyorum. Sadece “Müslüman” kartını daha pervasızca kullanan birtakım cambazlar var. Üstelik asgari kültür ve edep sahibi insanlar bu kartı kullanmaktan hicap duyacakları için, ister istemez bunlar toplumun genellikle en cahil ve edepsiz kesiminden çıkıyorlar.

Demokratik bir toplumda bu haksız rekabeti önlemenin basit bir yolu olduğunu sanmıyorum. O kart orada durduğu sürece birileri onu kullanacaktır. Tek çözüm yolu, dinî formülleri tartışılmaz olmaktan çıkarmak olmalı. Muhammetçiliğin de, Kemalcilik ve Marksçılık kadar saçma ve çağdışı bir mitoloji olduğunu, dokunulmazlığı bulunmadığını, “inanç” perdesi ardında saklanmasına izin verilmeyeceğini bilip usanmadan insanlara anlatmak lazım.

3.      Bu ülkede aydınlanma ve kültür devrimi olmadan demokrasinin işlemeyeceği, dinsel istismara hep meze olacağı görüşüne katılıyor musunuz? Demokrasi için sekülarizm şart mı?

İslami mitolojinin diğer herhangi bir mitolojiden daha irrasyonel olduğunu düşünmüyorum. Farklı olan bu inancın içeriği değil, bu inancın – ve sadece bu inancın  eleştirilemeyeceğine ve eleştirilmemesi gerektiğine dair topluma dayatılmış olan mutabakattır. Öncelikli dava bu ortak kanının kırılması olmalıdır. Son zamanlarda, en muhalif olanlar dahil, dört parti liderininin de, dinî inançların dokunulmaz ve eleştirilmez olduğuna dair tam bir söz birliği içinde olduklarını görüyoruz. Ben bunu yanlış ve tehlikeli buluyorum. Neden Muhammetçilik dokunulmaz olsun? Ya da neden sosyalizm, liberalizm, Alevizm, faşizm ya da Öcalanizm öyle olmasın?

Demokrasinin püf noktası mitolojinin müntesiplerini o mitolojiden kurtarmak değil sanırım. Her mitolojinin eşit derecede saygıdeğer -ya da saygı değmez- olduğu fikrini yerleştirmek önemli olan. İnsanları mitolojiden kurtarmak beyhude bir çaba. Bugünün aşırı kalabalık ve aşırı dillenmiş dünyasında esas mesele, farklı mitelojilere sahip insanların nasıl bir arada yaşayabileceği.

4.      İslam dini ile demokrasinin uyuşabileceği kanaatinde misiniz? Uyuşuyor ise bunun örneği var mı? Etyen Mahçupyan yıllarca Müslümanların demokratlaşabileceğini savundu. Bugün geldiğimiz noktada bu tez çökmedi mi?

Hiçbir mitoloji kendiliğinden demokrat olmaz. Dayak yiye yiye demokrat olunur. Demokrat demek, fikirlerinden iğrendiğin, vatan haini ve şeytanın sözcüsü olduğuna inandığın adamların memleket yönetiminde senin kadar söz hakkı olduğunu kabul etmek demek. Dayak yememiş adam böyle bir şeye boyun eğer mi?

Mahçupyan’ın hayalini – onun kadar şevkle olmasa da  bir zamanlar ben de paylaştım. Şimdilik feci surette yanıldığımız ortaya çıktı.

Şimdi yenildiler, daha bir müddet yenik kalacaklar. Bu durumun hayırlara vesile olacağına inanıyorum. Karşı taraf için belki biraz tevazu ve özeleştiri fırsatıdır. Şansımız varsa bölünürler.

Bizim taraf açısından çıkarılacak en önemli ders, Cumhuriyet’in sekülerleşme projesinin ne kadar eksik, korkak ve yüzeysel kaldığını görmek olmalı. Bu ülkede din olgusu eleştirilmedi, halının altına süpürüldü. “İnanca saygı” kisvesi altında birtakım sefil hurafelerin, birtakım saçma sapan iktidar ilişkilerinin dokunulmazlıklarını korumasına izin verildi.

Şimdi dokunulmazlara dokunmanın tam zamanıdır diye düşünüyorum. Eleştirmeli, lime lime etmeliyiz. Omuzumuzun üzerinden “kaç kişi takip ediyor” diye bakmanın zamanı değil. Maksat taraftar kazanmak, konsensus inşa etmek değil, konsensus kırmaktır. Söylediklerimize –seçkin bir azınlık dışında – hiç kimse katılmayabilir. Ama kulakları eleştiriye alışacaktır. Birtakım insanların tanrıyı bir saçmalık, vahyi soytarılık, peygamberi ucuz bir fırsatçı olarak gördüğünü kabul etmek zorunda kalacaklardır. Dinden çıkmayacaklardır şüphesiz – kimsenin akıl yoluyla mitolojiye galip geldiği görülmemiştir  ama belki dinî inancın diğer inançlara karşı bir ayrıcalığı ya da dokunulmazlığı olmadığını fikrine zamanla alışacaklardır. Ki istediğimiz de o kadar zaten.

Unutma ki Batı’da Hıristiyanlığı sosyal güçler, sınıflar, üretim müretim ilişkileri yıkmadı. Voltaire ile Hume ve onlar gibi beş on cesur adam yıktı. Bir kere birileri “kral çıplak” deyip direnmeyi başarsa gerisi gelir, şüphen olmasın.

16 yorum:

  1. Astronomi ve cografya bir yana dini kurgunun en zayıf oldugu nokta kaza, kader, irade ve yargı ile ilgili söyledikleri. Bu konuda pek kendi içinde tutarlı birşey çıkaramıyor. Siz de yazar mısınız ?
    Yanıtla
  2. Güzel. Çok güzel. Demokrasi herşeyden çok "Kral Çıplak" diyen o çocuğu sokakta tutmaktır, hapiste değil.. Yoksa geri kalan herkes te görüyor kralın çıplak ve sersem olduğunu herhalde. Ama çıkarları karıldan daha sersem görünmek biçiminde şekillenmiş bir kere.. Hani partilerin aldığı oy oranları değişiyor. Zirvedekiler inişe geçiyor çakılıyor vb ya. İnanın o taban kaymalarının heyelanların çoğu kahvehanelerde, kabul günlerinde dalga geçerek gerçekleş(tirili)yor.. Bilerek ya da bilmeyerek.. 
    Yanıtla
  3. Cami avlusundan demokrasi ancak musalla taşında çıkar! Elinize, aklınıza sağlık, teşekkürler.
    Yanıtla
  4. Şuna bi bakın derim https://www.youtube.com/watch?v=QfXTx8Q3f8k
    Yanıtla
  5. dinden bihaber olanların, islam cahillerinin ve dahi imansızların islam ile ilgili eleştirileri bırak hükümsüz olmayı her şeyden önce anlamsızdır. bilmediğin bir şeyi eleştiremezsin, ancak eleştirdiğini sanırsın. bu dine iman etmeden de, en azından kendi kaynağını ve iman edenlerin oluşturduğu kaynakları, literatürü okumadan bu dini anlayamazsın. he bana oryantalist kafası yeter diyorsan salla dur bilinmeyene, eğer ki bu sana yetiyorsa... cesur olanlarınızı arapça ve islami ilimler öğrenmeye davet ediyorum, eğer samimi iseniz. bilin ki Hakk'a uzanan eller her zamanda ve her türlü mekanda kırılacaktır, bu ülkede sadece piyasa müslümanları yaşamıyor!
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. "bilin ki Hakk'a uzanan eller her zamanda ve her türlü mekanda kırılacaktır, bu ülkede sadece piyasa müslümanları yaşamıyor!"

      Bu ne demek beyefendi/hanımefendi? Yine Arapça veya dini literatüre hakim olmadan anlayamayacağımız bir cümle olmuş. Biz cahiller için bunun anlamını ve gideceği noktayı açıklayabilirseniz sevinirim (mesela yaşadığımız fani dünya "her türlü mekan" kavramının kapsamı dahilinde midir vs.).
    2. Ben islam dinini çok iyi biliyorum ve ne yazık ki tüm dinlerin ortak özelliği olan kanıttan yoksunluk bu din için de geçerli.. Zaten insan bilmediği şeye iman eder yoksa kimse gidip de 1+1=2 diye iman etmez.. Şu ana kadar hiç bir dinin doğruluğu ispatlanamadı, ancak yanlışlığı ispatlamasanız dinler var.. Siz de İslam dininin doğru olduğunu ispatlarsanız İslam din olmaktan çıkar ve gerçeğe dönüşür.. Bu kadar saldırgan olmayın, eğer patlatamıyorsanız suç sizdedir..Bu durumda insanlardan benzer bir imana sahip olmalarını bekleyemezsiniz. Biri çıkıp ta ben 1+1=2 olduğuna inanmıyorum derse onunla kavga et seni anlarım ama islam için kavga etmeye hakkın yok..Hakka uzanan eller kırılacaksa bunu hak yapar sana ihtiyaç yok..Sen önce İslamın yalan olmadığını bize ispatla kardeşim..
  6. oh oh oh, yorumlar yeniden bizlerle. Yorumlarla yazilar daha bi keyifli...
    Yanıtla
  7. Malatya Haber  malatya haber , malatya haberleri , malatya spor haberleri
    Yanıtla
  8. Yanlış Cumhuriyet'i okuduk "Yanlış İslam"ı da bekleriz.
    Yanıtla
  9. Totaliter ve demokratik rejimlerin farklarından sözeden bir yazı:
    http://www.gazetevahdet.com/ideolojiyi-feda-ederek-devleti-kurtarmak-2712yy.htm
    Yanıtla
  10. her mitolojiye eşit olacağımız zamanı görmek isterdim açıkcası.
    Yanıtla
  11. Siyaset dün hayır dediğine bugün evet deme sanatıdır.. Siyasette zamanla her şey değişir.. Değişmeyen tek şey dünün dün bugünün de bugün olduğu gerçeğidir.. Bugün artık ios var android var ve evrenimiz değişti.. siyasetçi de değişecektir.. Bugün az da olsa bir demokrasiye sahipsek bunun önemli kısmı teknoloji sayesinde oldu yoksa ölen kahraman solcular sayesinde değil..
    Yanıtla
  12. Sol ideolojinin toplumu sınıflarla açıklaması aslında yanlış değil. Yanlış olan Batı ülkelerindeki kapitalizmin ve burjuvazinin Türkiye'de de olduğunu sanmaktır. Türkiye'de asıl egemen sınıf burjuvazi değildir. Devlettir, hükümettir, yargıdır, bürokrasidir, TSK ve polistir.
    Yanıtla
  13. Ahhhhhh bu lafları etme be adam! Seni ciddiye alıp okurken arada öyle komik laflar ediyorsun ki Sevan baba!

    "Bizim taraf açısından çıkarılacak en önemli ders, Cumhuriyet’in sekülerleşme projesinin ne kadar eksik, korkak ve yüzeysel kaldığını görmek olmalı. Bu ülkede din olgusu eleştirilmedi, halının altına süpürüldü." Ne demek yahu? Dünya üstünde kaç ülke biliyorsun bu şekilde sekülerleşme projesini o yıllarda yürütebilen? Daha avrupada seçme seçilme yokken kadınlara -->islami kuralları hiçe sayarak -->seçme seçilme hakkı getiren, yabancı dildeki din kitabını anlaşılır kılacak şekilde türkçeye çevirten, kılık kıyafetteki din tahakkümünü ortadan kaldırmak için elinden geleni yapan bir burjuva devrimini bu kadar küçük görmek sence ne derece rasyonel hacı? Lütfen duymamış olayım bunları....
    Yanıtla