18 Aralık 2016 Pazar

Kontratak

Darwin, Türlerin Kökeni (1859). O da herkesin okuması gereken eserlerden. Berrak bir aklın, mütevazı bir bilgi aşığının, çok malumat biriktirmiş bir bilim işçisinin şaheseri. Her şeyden önce, büyük zevkle okunan bir kitap. Keşif heyecanını, hakikat aşkını elle tutulur bir şekilde hissediyorsun; kuşkularını, çıkmazlarını paylaşıyorsun.

Oradaki o alçak gönüllü ve pırıltılı bilgi arayışı, “kutsal” adı verilen masal derlemelerinden daha kutsal, daha yüce − ve yüceltic i− bir şey bence. Biyolojide değil Din ve Ahlak dersinde okutulmalı Darwin. Doğru ve ahlaklı insan nasıl olunur sorusuna verdiği cevap, bitki ve hayvan türleri nasıl oluştu sorusuna verdiği cevaptan daha derin ve daha önemli.

Hakikate ancak çok çalışarak, çok okuyarak, çok soru sorarak, bilmediklerini bildiklerinden daha fazla önemseyerek yaklaşılır. Cehaletlerini otoritenin, masalın, safsatanın perdesiyle örtmeye çalışan sahte peygamberlerin yanına bile yanaşamadıkları şey işte bu.

Biri aziz, öbürü aciz. Net.

5 yorum:

  1. Bu mütevazilik konusu sanırım öğrendikçe ne kadar az bildiğinin farkına varmakla alakalı olmalı (tersi için bkz. Dunning–Kruger etkisi) Belki o öbür yanağını dönme davranışı da aynı paketle geliyor. Ancak son derece bilge insanlar o kadar pespaye şekillerde hacanıyorlar ki, keşke biraz daha agresif ve defansif olsalar.
    Yanıtla
  2. Peki ya gerçek peygamberlerin?..
    Yanıtla
  3. Haydi peygamberleri gecelim; yazarlar, sairler, ressamlar, muzisyenler hakikate yaklasamamislar midir, ya da cok okuyarak mi yaklasmislardir?
    Yanıtla
  4. BENDE SIĞAR İKİ CİHAN

    Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş
    Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam
    Yanıtla

13 Aralık 2016 Salı

Neden hapisteyim?




Biri mektup yazmış, sormuş. Cevap yazdım. Sizinle de paylaşayım.

Neden hapisteyim? Cevabı çift dikişli. Bir, Şirince’de yirmi yıldan beri sürdürdüğüm sivil itaatsizlik eylemini en ağır şekilde cezalandırmaya karar verdiler. İki, bu verdikleri karar, benim yükselen İslamcı saldırıya karşı tavır almaya karar vermemle tesadüf olamayacak kadar yakın bir şekilde çakıştı. Yıllardır Yargıtay’da prosedürel bir batakta bekleyen dosyalarım, “halkın dini duygularını aşağılama” suçundan hüküm giydiğim tarihten birkaç hafta sonra aniden ve mucizevi bir şekilde karara bağlandı. Buna karşılık dini duygular davası tam dört yıldan beri mahkeme mahkeme geziyor, duruşmadan duruşmaya altı ay ara veriliyor. İsterlerse yıllarca öyle sürüklenir gider.

Kabul etmek gerekir ki oyunu ustaca oynuyorlar. Bir Ermeni’ye, üstelik az çok tanınan bir entelektüele, İslam’ı eleştirdi diye ceza vermek sıkıntılı olabilirdi. O yüzden cezayı başka yerden çaktılar. Belki de Şirince davalarında beni arka planda koruyup kollayan birileri, din meselesi çıkınca korumaktan vazgeçti. Kararı veren kimdi? Akla gelen ilk isim belli bence. Ama bu ülkede devlet kimdir, kaç tanedir, artık belli olmadığı için kesin bir kanıya varmak kolay değil.

4 yorum:

  1. Bu yazida söylenemeyen, yazilamayan hersey umarim birgün yazilir.
    Yanıtla
  2. Belki seni korumak isteyenler vardi ne demek ya. Yazsana acikca cumhuriyet dusmanliginda ortaktik, o sebeple dokunmadilar bana diye
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Cumhuriyete değil cumhuriyeti kendine mal eden mahut çeteye karşıydık. O yüzden korudularsa eğer iyi yapmışlar.

7 Aralık 2016 Çarşamba

Meleklerin Cinsiyeti


İstanbul fethedilirken Bizanslı papazlar meleklerin cinsiyetini tartışıyormuş. Yalan tabii, rivayetin rivayetinin rivayeti. Ama tut ki doğru olsun; daha onurlu bir duruş düşünebiliyor musun? Hangisi daha önemli? Falan çapulcu filan zorbanın şehrini zapt etmiş, o mu? Yoksa temel ve değişmez hakikatlere ulaşma çabası mı? Yarın ölebilirmişsin, sırası mıymış? Herkes ölecek, ha yarın, ha öbürsü gün. Yaşadığın son ana kadar bilgiyi aramaktır görevin.

O devirde bilgi meleklerin cinsiyetiymiş. (Ki değil, Gemistos Plethon’u, Kardinal Bessarion’u düşün, gayet klas adamlar da var o devirde.) Bugün olsa başka şey tartışırlardı, belki yapay zekâ ya da asal sayılar teorisi, belki de astrofizik. Asıl kahramanlık buymuş gibi geliyor bana. Bir güruhun gazına gelip elde pala düz duvara tırmanmak değil; cahillerin beyhude kavgasına kulağını tıkayıp hakikatin tefekkürüne yoğunlaşabilmek.

Benim kişisel tarihimde de melekolojinin yeri var. On yedi yaşındaydım, Aquinas’ın Summa’sında “iki melek aynı anda aynı yerde bulunabilir mi” sorusuna denk geldim. Hayır, melek diye bir şey yok, o zaman da biliyordum bunu. Ama soru o değil. Maddi olmayan bir varlık ne demektir? İki şeyin aynı yerde olması ne demektir? ‘Şurada bir canlı var’ ve ‘şurada bir kedi var’ derken aynı şeyden mi söz ediyoruz? O ufacık kapıdan bakarsan önünde dev bir felsefe uçurumunun açıldığını görürsün. Thomas Aquinas tarihin en parlak spekülatif kafalarından biridir; iki sayfada öyle bir analiz getirir ki apışıp kalırsın; o gün benim yaptığım gibi, felsefe okumaya karar verirsin.

Şimdi evimde olsam kaçıncı bölüm, kaçıncı soru, hemen bakar bilgi verirdim size. Sağdaki dolabın en üst rafında, sekiz ciltlik eski bir Latince baskı. 28 Şubat’ın meşhur şeyhi vardı, Ali Kalkancı mıydı, onun abisi olan bir sahaf dostumdan ucuza almıştım, 2009 ya da 2010 olmalı.

1 yorum:

  1. Farklı katagorilerde kahraman olmak güzel. Yaşam bir bütün, var olmadan varlığı sorgulayamayız. Sorgularsak kakafoni olur.
    Yanıtla