1 Şubat 2017 Çarşamba

Bin defa konuşulmuş konulara yeni bakış açısı getirebilir misin küçük çekirge?

Halim – Hıristiyan alemi modern dünyaya daha iyi adapte olmuş görünüyor. Neler yaptılar bu sonuca ulaşmak için?

Selim – Aklıma ilk gelen üç maddeyi sayayım:

1- Dini reddeden azınlığa toplumsal saygınlık kapısı açtılar. Ateistle dindarların birbirinin gözünü oymadan aynı sofrada oturabilmesi sağlandı. Bu demek ki toplumsal tenasübün, yani uyumun, zemini din olmaktan çıktı, başka bir şey oldu.

2- Dinî inancı bir mit, bir felsefi mecaz, bir insanî abide, bir ecdat saygısı olarak korumaya ve sürdürmeye olanak veren düşünsel yapıları inşa ettiler. “Tanrı var mı yok mu bilmem, ama İsa’ya gönülden bağlıyım” diyen görüş, düşünsel tapınağın baş köşesine yerleştirildi.

3- Alakart din servis edildi. Dinin farklı yorumlarının ve farklı inanç derecelerinin eşit derecede saygıdeğer olduğu fikrini teşvik ettiler. En devrimci sosyal görüşlerle en muhafazakâr gelenekçilik aynı Katolik kilisesinin kurumsal bünyesinde yer bulabildi mesela.

Halim – İslam dini buna benzer veya paralel bir dönüşüme izin verir mi?

Selim – Dönüşümün yolunu kesmek için kanının son damlasına kadar mücadele etmeye hazır büyük ve cahil bir kitle var. En ufak provokasyonda şiddetebaşvurmaya, olmadı avaz avaz bağırmaya, olmadı alınıp kin tutmaya yatkınlar. Daha beteri, o kitleyi iktidar aracı olarak gören siyasi örgüt ve liderler var. Onlar devre dışı bırakılmadan veya zararsız hale getirilmeden çok zor.

Halim – Türkiye Cumhuriyeti 20. yüzyıl boyunca dönüşümü gerçekleştirmeye çalıştı. Şimdilik başarısız görünüyor. Sizce bu, İslam’ın yapısından kaynaklanan bir durum mu?

Selim – Varsayımınıza katılmıyorum. Kemalist rejimin laikliğini Batı sekülarizminin muazzam başarılarıyla kıyaslayamazsınız. Biri gökdelen, öbürü gecekondu.

Bir kere Kemalist rejim, tanrıtanımazlığı meşrulaştırmak yönünde en ufak bir çaba göstermedi. Toplumsal söylemin bir parçası haline gelmesine izin vermedi. Okul müfredatına katmadı, üniversitelerde öğretmedi, devlet radyolarında tartışmadı. “Komünizme” kapı açar diye korktular.

İkincisi ve çok daha vahimi, dini bir felsefi ve kültürel gelenek olarak yeniden yorumlayan görüşlere cevaz verilmedi. Böylece, ayak takımının İslam’ından farklı bir İslam anlayışının, okumuşlar nezdinde dahi olsa, saygın bir seçenek haline gelmesine izin verilmedi. Tarikat, Nurculuk, Türk-İslam sentezi gibi arayışlar, belki ayakta duracak zemin bulamadıklarından, avam şakşakçılığına yönelmek durumunda kaldılar; çağdışılıkta yarıştılar.

Dinde çoğulculuk, rejimi şeytan görmüş gibi korkuttu. O çoğulculuğun kurumsal çerçevesi olması gereken Diyanet, tam tersine, alabildiğine dar ve yasaklarla çevrelenmiş bir ortodoksinin savunucusu oldu. Resmen tanımlanmış din dışındaki yönelimlerin din kisvesi altında belirmesine en sert yöntemlerle karşı çıkıldı.

Özetle din, devletin tapınağından – çok kısa bir süre için, de ki 1920’lerden 1940’ların sonuna dek  - uzaklaştırıldı. Yerine 23 Nisan ve 29 Ekim törenleri kondu. Geri gelmesi kaçınılmazdı, çünkü doğa boşluk kabul etmez.

Halim – Neden yapamadılar?

Selim – Cahillik belki. Ya da korkaklık. Kontrolü elden kaçırma kaygısı. Belki İslami geçmişten ve gelenekten gelen tekçilik arzusu.

Daha başka bir boyutu var o hikayenin ki üzerinde hemen hiç durulmamıştır. Ben bile, cesaret edemiyorum derinlemesine analiz etmeye.

Halim – Merakımız zirvede!

Selim – İlk bin üç yüz yılı boyunca İslam hep kolonyal bir yönetici zümrenin dini olarak kaldı. Fetihle büyüdü. Haraç ve cizye ile beslendi. Osmanlı nüfusu 19. yy başlarına dek yarıdan fazla gayrimüslimdi. 20. yy başında dörtte birden fazlası hala öyleydi. 1913 – 1923 etnik temizlikleri bu anlamda tarihi bir dönüm noktasıdır. Tarihte ilk kez homojen bir Müslüman toplum yaratıldı. İlk kez Müslümanlar, sömürecek bir reaya sınıfı olmadan, birbirleriyle baş başa kaldılar.

Bu olayın sonuçlarını iyi düşünmek lazım. Gerçekte büyük bir çöküştü. Dini ve toplumu yeniden düşünmek için bir fırsattı. Yapılması gereken oydu. Yapılmadı. Sonuçlarından, belki haklı olarak korkuldu. Onun yerine o dönüş büyük bir zafer olarak anlatıldı. “Düşman” denize dökülmüştü. “Vatan kurtulmuştu". “Millet” hâkim olmuştu.

Kimdi peki zaferi kazanan? Vatan, millet, bunların hepsi kaçamak tabirler. Zaferi kimin kazandığını halk pekâlâ biliyordu. Zaferi kazanan İslam’dı. Ve elbette günü geldiğinde asli kimliğiyle ortaya çıkıp zaferinin şan ve şerefini talep edecekti. Nitekim etti.

Dikkat ederseniz Mısır’da da hikâye aynıdır, Suriye ve Irak’ta da aynıdır, Hindistan’ı tasfiye edemeyince kendi homojen İslami alanlarını kuran Pakistan ve Bangladeş’te de aynıdır. İran’dan emin değilim, Malezya ve Endonezya’da ayni sürece yeni yeni giriyorlar.

19. yy’da modern dünyaya ayak uydurma yönünde önemli adımlar atan İslam. 20. yy’da neden durdu ve o duruşun sonuncunda, 21. yy’da neden batağa sürüklendi, sorumuz buydu. Cevabı, en azından kısmen burada aramak yanlış olmaz sanıyorum.




32 yorum:

  1. Kemalizm'in, İslam için amacı neydi veya nedir çözemiyorum. Dinin reformasyonu mu? Amaç buysa, dediğiniz gibi tanrıtanımazlara, müslümanlara ve diğer inanç gruplarına özgür tartışma ortamı sunarsın. Türkiye'de gayrimüslim nüfus kalmadı fakat, sayıları milyonları aşan agnostik, ateist gruplar var. Bunlar yeni gayri-müslimler bence. İletişim teknolojileri sayesinde ortaya çıkmaya başladılar. Bu gruplar arasında geçecek tartışmalar tekrar reformasyona neden olabilir. Çünkü eğer İslam, reforma uğrayacaksa Avrupa'da toprakları olan Türkiye'de olması daha kolay gibi geliyor. Çünkü hali hazırda Anadolu'daki İslam ve İslamcılık Araplara göre çok daha yumuşak bir İslam ve İslamcılık. Türkiye ve Avrupa arasında git-geller bir Malezya ve Pakistan'a göre çok daha kolay. Anadolu kültürü nedeniyle, Türkiye'deki muhafazakar müslümanlarla, Amerika'daki muhafazakar hıristiyanlar arasında çok aşırı bir fark yok bence, olan fark da şehirleşmeden kaynaklanıyor. Geçen başkanlık şeçimlerinde Hillary'nin aslında devil olduğu propagandaları dönüyordu Amerika'da ve buna inanan insanları gördük. Kemalizm bir barajdı bence. Kemalizmin çökmesiyle anormalitelerin ortaya çıkması, taşkınlık olması doğal olabilir fakat su yavaş yavaş tekrar yolunu bulacaktır bence.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ..."...hali hazırda Anadolu'daki İslam ve İslamcılık Araplara göre çok daha yumuşak bir İslam ve İslamcılık..."

      Sahiller nisbeten öyle ama Orta Anadolu'nun Suudi Arabistan'dan zerre farkı yok. Git yaşa bakalım Yozgat'ta, Kırıkkale'de hatta Erzurum'da, Konya'da.

      Sil
    2. Evet öyle, üstelik Antalya'nın Muğla'nın dibindeki Burdur'un Isparta'nın kazalarında dahi geçtim bikiniyi dekolteyi, türbanlı olmayan kadınlara kötü gözle bakılıyor.

      Gene de Kemalizmin hakkını yemeyelim, bugün Türkiye ve Arnavutluk haricinde, müslüman kadınların bikinileriyle erkeklerle yanyana denize girebildikleri, müslüman çoğunluklu bir ülke yok. Evet yok. Hatta Azerbaycan'da bile denize giren yok, sadece Bakü'de çok nadir genç Azeri kızlar var yazın şort falan giyen, diye anlatılmıştı, bir tek Suriye sahilindeki Aleviler var istisna galiba.

      Sil
  2. Erdinç Güzel1 Şubat 2017 19:32

    Şu gavurlar(!) "dïn-i mübîn-i İslam" hakkında ne demiş, hem popüler hem maziden biraz koyayım şuraya[ingilizcesi olanlara],

       Winston Churchill was a British officer in his youth and spent time in the Sudan and observed Muslims, his best friend Wilfrid S Blunt a poet who was a Muslim. During this time he wrote one of his books "The River War An Account of the Reconquest of the Sudan" In this book he divulges this observation of Muslims:

        “How dreadful are the curses which Mohammedanism lays on its votaries! Besides the fanatical frenzy, which is as dangerous in a man as hydrophobia in a dog, there is this fearful fatalistic apathy.”

       “The effects are apparent in many countries. Improvident habits, slovenly systems of agriculture, sluggish methods of commerce, and insecurity of property exist wherever the followers of the Prophet rule or live,”

       “The fact that in Mohammedan law every woman must belong to some man as his absolute property, either as a child, a wife, or a concubine, must delay the final extinction of slavery until the faith of Islam has ceased to be a great power among men. Individual Muslims may show splendid qualities – but the influence of the religion paralyses the social development of those who follow it. No stronger retrograde force exists in the world. Far from being moribund, Mohammedanism is a militant and proselytising faith,” Churchill wrote 
     
    ------------------------------------------------------------

       《 " ....Although Britons dislike mass immigration, they seldom get excited about Muslim dress. Nor do most Americans, although Donald Trump said offhandedly last summer that he “understood” a woman who complained about airline baggage-screeners wearing what she called “heebie-jobbies”. In America the constitution bans any “establishment” (ie, state sponsorship) of religion, and also guarantees the free exercise of faith. Thomas Jefferson’s “wall of separation” between church and state has allowed both to thrive.

         France is different. The roots of French political secularism, known as laïcité, go back to the revolution of 1789 and to an anti-clerical campaign in the early 20th century. By 1904 some 10,000 religious schools had been shut; thousands of priests fled France. “We have torn human conscience from the clutches of faith,” declared René Viviani, a Socialist minister.... " 》

    To France’s current Socialist government, with its strong attachment to laïcité, the row over the burkini was a rematch of 1905.

    ------------------------------------------------------------

    Buna mukabil, bizim bir müslüman da şöyle demiş,

    “Bugünkü okullar birer anarşi yuvası haline geldi. Bu okullardan mezun olan gençlere Devlet idaresi teslim edilemez. On yıl sonra bunların hepsi işbaşına geçecekler. Onlara nasıl güvenebiliriz? Hem biz laik okullara karşı İmam Hatip okullarını bir ‘alternatif’ olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu okullarda yetiştireceğiz.” Cevdet Sunay 1968


       



    YanıtlaSil
  3. 1923'te İstanbul'un neredeyse yarısı gayrimüslimdi, 1950lerin ortalarına değin hala çeyreği gayrimüslimdi. 6 7 eylülden sonra hızla azalmaya başladılar, 60larda iyicene azaldılar. 50lerde gidenler kendileri kaçmış, 64'te Kıbrıs'ta olaylar iyice şiddetlenince İsmet İnönü kalan Rumları zorla kovdu. Tabi taşradan da İstanbul'a bayağı nüfus akışı yaşanmış, bilhassa 50lerden itibaren. Öyle olunca gayrimüslimler İstanbul'da hepten azınlığa düşmüşler. Rahmi Koç, '6 7 eylülden sonra İstanbul'un cilası silindi' demişti.

    YanıtlaSil
  4. Mustafa Kemal,rakı ve sigara yerine portakal suyunu sevseydi ne olurdu,ya inönü gibi 90 yaşına kadar ölmeseydi yani 1970'lere kadar? Cevap tek parti rejiminin devamı. 1970'lerden sonra ise yerine bir halefi atanacak askeri rejim en az 90'lara kadar devam edecek,İslami muhalefet demokratik bir yol bulamadığı için bugünkü AKP'nin elini öpeceğimiz şekilde radikalleşecek sosyo ekonomik kum saati boşaldığında Türkiye İran olacaktı.İnönü Batı'ya yaranmak için değil bir lider olmadığı ve iktidarı devretmek için başka bir yöntem bulunamadığı için demokrasiye geçmişti sanırım 1950 iktidar devri niye oldu tam olarak bilmiyorum aslında bilen varsa yazsın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Almanya ve İtalya ile ikinci dünya savaşına tam dahil olurduk. Yenilirdik. Kemalizm yıkılırdı gibime geliyor. Kıyrıtırık Dersim isyanında bile ayağına çizmeleri giyip, harita karşısında eline çubukla bombardıman uçaklarını yönettiğine göre, içinde bir kıpırtı var çünkü. Türkiye İran olmaz hiçbir koşulda. "Hade kızanım icmee gidioz!" diyen Trakyalıları tut bakalım İran Rejimi altında. Anadolu'da da zor.

      Sil
    2. İngilizlerin Türkiye'ye bakış açısı değişmiş mesela 1930'lardan sonra. Modernist Atatürk, Diktatör Atatürk olmuş zamanla. Time dergisi arşivinde aratın. Başta İngiltere'nin baskısının etkisi vardır bence iktidar devrinde değişim için. Atatürk'ten herkes çok mu memnunmuş sanki İnönü'yü iyi lider değil diye, değiştircekler. AKP içinde şimdi yığınla adam, yalakalık yapıyor gözüküp Erdoğan gitsin diye sabırsız bekliyordur. Benzer şey.

      Sil
  5. Yaklaşım disiplini gereği, elbette Kuran’ı salt soyut bir sözler bütünü olarak değerlendirebiliriz. Ama bu sözler bütününün “sözler olarak” uygulandığı hiçbir ama hiçbir tarihsel dönem olamayacağını bilmeliyiz.

    Kitabın uygulandığı ve kitaba göre yargılama yapıldığı bir tarihsel dönem arayışı bu bakımdan tamamen ters kurulmuş bir ilişkidir. Çünkü, kitabın kendisi, Kuran, bizatihi, somut konjonktürün içinde ve onun gereklerine göre belirmiştir.

    Dinler çağında, “gönderilen kitaba göre, o hukuktan mı yargılama yapılıyordu” hakikaten? Yoksa, kitap, Kuran, kendi çağının olanakları üzerinden bir hukuk mu oluşturmuştur?

    Ayetlerin gelişi dolaysızca tam da olayların içindeyken, Kuran ve onunla uyumlu bir pratikten söz etmek anlamsız oluyor. Kuran olaylarla uyum içinde, olaylar Kuran’la değil… Olaylar sırasında, anlayışlardan, pratik seçeneklerden ya da tutumlardan biri ayet olarak vazediliyor… O halde, Allah adına vergi, askerlik, yargı gibi hususların kendi başına gerçekler olarak alınması idealist önermeler oluyor.

    İslamı Marksistlerce Tartışmak / Melik Kara
    http://www.teorivepolitika.net/index.php/arsiv/item/312-islami-marksistlerce-tartismak

    YanıtlaSil
  6. Hıristiyanlığın içi boşaltıldı modernizm eliyle. Ki bunu etraflıca yazan Markar esayan idi.

    Kemalizm islam karşıtlığı konusunda daha ne yapsın?
    Bir zamanlar "doğru islam bu değil" diyen adamların ve kadınların çocukları halis ateistler olup çıktılar.


    Bu yazıyı ermeni ve hristyan milliyetçisi modunuzda yazmışsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz de prezervatif modunda cevap vermişsiniz.

      Sil
  7. Kemalist cumhuriyetin sözde laik/özde İslami ulusal kimliğine değinirken Mustafa Kemal Paşa ve Antep'in "Gazi" olması, işgal sırasında Sultan Ahmet'te yapılan protesto mitingi, Hacı Bayram'da yapılan meclis açılışı, meclisin kabul ettiği milli marş -ki içinde "Türk" kelimesi geçmezken Batı medeniyetine düşmanlık ve İslami söylemlerle doludur- gibi örnekler "Laik Kemalist"lere hatırlatılmalı (Diyanet İşleri Başkanlığı -özellikle bugün geldiği yer- ve zorunlu din dersleri gibi başka örnekler de var ama bunları Kemalizmden çok 1950 sonrasının eseri sayalım hadi). Bir "laik" bunlardan hangisini desteklemeli?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanıtlayalım dost... Birincisi, önce "diyanet" sözün anlamına bir bak derim. Diyanet Arapça "din" sözünün çoğuludur, yani "Dinler İşleri Bakanlığı" olarak kuruldu bu bakanlık. Belli ki Atatürk'ün kafasındaki şey, Anadolu'daki tüm dinlerin temsil edileceği bir bakanlık olmasıydı, ancak Atatürk'ten sonra diyanet Sünnilerin işgaline uğradı. Yoksa en baştan adına "İslam İşleri Bakanlığı" ya da "Din İşleri Bakanlığı" falan denirdi.

      Gâzi, dinî bir terim değildir, Arapçada "akıncı" demektir gâzâ/gazve "akın"dan gelir. Türkçede gâzi ile Şehit sözleri, İslamcı kesim dışında da kullanılır ve dinî bir anlam yüklenmez. Solcular da "Devrim Şehidi" falan derler, kuşkusuz ki bu kullanımda İslamî bir kaygı yoktur, "martyr" anlamında oturmuştur artık bu söz Türkçede.

      Millî Marş'ta Türk adının geçmesine gerek mi var kardeş, diline baksana, hangi dilde yazılmış? :) Sence bu marş hangi ulusun marşı olabilir? :) "Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak" örneğin, sence hangi ulusun marşıdır? Çeklerin mi, Korelilerin mi? :) dilden anlaşılır gibi sanki değil mi :)





      Sil
  8. Yazının sonundaki bu önemli tespitiniz daha önce bir yorumcuya verdiğiniz cevapta da var. Hatta orada daha net ifade etmişsiniz. Okumayanlar için izninizle buraya da alıntılayabilir miyim?

    Sevan Nişanyan23 Kasım 2012 19:43

    "İslama uygun yaşamak" dediğin şey yağma, talan ve fetih ise, o zaman haklısın evet. İslam devletleri yağma ve fetih peşinde koştukları sürece dünya onlardan korktu. Medeniyette başkaca bir iddiaları olmadığından, yağma ve fetih furyası bitince çöktüler. Evet, mantıklı. Haklısın.

    YanıtlaSil
  9. Bu konuda pek değinilmeyen başka etkenler de var. Belki de asıl değinilmesi gereken bunlardır. Bu iki neden olmasa bugün İslam diye bir şey kalır mıydı bir düşünmeli.
    Birincisi, petrol sayesinde varlıklarını sürdürebilen ve ABD ve Avrupa'nın desteğini alabilen Suudi Arabistan ve körfez emirlikleri. Onlar da olmasa Arap yarımadasının Afganistan'dan farkı kalmaz, dünyada İslamın ve müslümanların Amerika yerlileri kadar önemi olurdu. İslamın inanç merkezi olan bu ülkelerin yıkımı tabiatıyla diğer müslüman ülkeleri de etkiler, özellikle Türkiye gibi en modern olanları bu bağdan tamamen kurtularak Batı'yla daha iyi bütünleşirdi.
    Bugün İslamın arkasındaki diğer bir önemli güç İran. Bunda hem eski ve güçlü bir devlet geleneğine sahip olmasının, hem de Rusya ve Çin'in onu Batı blokuna karşı desteklemelerinin etkisi var.
    Yalnız bir de şunu sormalıyız; Körfez ülkelerinin petrolüyle yaşayan Batı bloku ve İran'ın desteğine ihtiyacı olan Doğu bloku olmasa bugünkü modern medeniyetimiz olur muydu? Modern dünyanın sözkonusu İslam devletlerine ihtiyacı varsa İslamcılıkla mücadele akıntıya kürek çekmek değil midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enteresan. Keşke adınızla yazsanız.

      Sil
    2. Şu son Suriye savaşında 2012'den beri Körfez'den 150 milyar dolara yakın para girdi, bunun 3te 1i Esed rejimine karşı cihadeden Suriye'deki mücahitlere harcandı, geri kalanıyla da cari açık azaltıldı. Bu paranın bir kısmı Londra üzerinden borsa yoluyla diğer kısmı da kaynağı belirsiz para girişi olarak Türkiye'ye giriş yaptı, bu para olmasa Türkiye şimdiki ekonomik daralmayı 2 sene önce yaşamaya başlardı. Bunu sadece ben söylemiyorum, Michael Rubin sitesinde birkaç ay evvel sitesinde yabancı kaynaklardan grafiklerle gösterdi. Bu eskiden beri böyleydi aslında.
      http://tinyurl.com/zab6s3b

      Sil
  10. Abi benim anlamadığım seksenlerde amerika'da ateist bir şarkı hit olabilmiş, Türkiye'de böyle bir şey yapanı linç ederlerdi herhalde. https://www.youtube.com/watch?v=4kNDJZmBhQo

    YanıtlaSil


  11. "Kimdi peki zaferi kazanan? Vatan, millet, bunların hepsi kaçamak tabirler. Zaferi kimin kazandığını halk pekâlâ biliyordu. Zaferi kazanan İslam’dı."

    Sevan Nişanyan'ın bu sözünü, daha önce İsmet Özel de aşağıdaki kelimelerle söylemişti:

    "Soru: 1920’de Kürdistan, Lazistan mebusu varken kimse rahatsız olmuyordu bu işten. Niye?..
    İsmet Özel: Çünkü oraya Kürdistan denmezse Ermenistan denmek zorunda; Lazistan denmezse Pontus denmek zorundaydı. Yani bu bir İslami vurguydu. Adamın Kürt, Laz olduğunu söylediğin zaman, Müslüman olduğunu söylemiş oluyordun."

    Hatta bu konuya Mete Tunçay'ı da katabiliriz:

    "Hiçbir Osmanlı Mebusanı’nda kürsüden Kur’an okunmamıştı. Büyük Millet Meclisi’nde ise kürsüden Kur’an okunuyor, Hacı Bayram’a Cuma namazına gidiliyordu. Meclis’in açılış günü bile Cuma’ya denk getirildi. Dolayısıyla İslam, Osmanlı’nın Meşrutiyet döneminde sahip olmadığı öneme, Milli Mücadele döneminde sahip oldu."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yüz yıl öncenin dünyasını düşünün, o devirde din kimliğin çok daha önemli bir parçasıydı, ayrıca 800 küsür yıldır din ile tütsülenmiş bir halk var karşınızda, bu insanları harekete geçirebilmek için başka neyi kullanabilirsiniz? Das Kapital'i mi? :) Tabii ki dinî motifler kullanılacaktı, başka seçenek yoktu ki.

      Maraş'ta örneğin, Fransız askerleri sokaklarda geziyor ahalinin umurunda bile değil, ne zaman ki Fransız askerlerden biri kadının birinin başındaki örtüyü çekiyor o zaman dank ediyor da Sütçü İmam milleti gaza getiriyor. Bizim halk böyledir, din itkisi olmadan kılını kıpırdatmaz.

      Sil
    2. 1) Rus halkı, Çin halkı, hatta Azeriler, Tatarlar, Kırgızlar dinle tütsülenmemiş miydi? Onlar nasıl düzeldiler?

      2) Fransız askerini umursamayan ahalinin bir bildiği olabilir mi acaba? Fransız askeri kalsa Maraş bugün daha beter mi olurdu?

      Sütçü İmam Üniversitesi yerine Descartes Üniversitesi? Kulağa fena gelmiyor.

      Sil
    3. 1) Oralarda din iman diyenler "imha ediliyordu". Çok ciddiyim, ben 2. Dünya Savaşı öncesinde değil fakat 60larda 70lerde yaşamış Azerilerden bizzat dinlemiştim. 70lerde bile, mesela yönetici pozisyonunda çalıştıkları devlet kurumlarında yolsuzluğu tesbit edilenler "yok edilirlermiş", artık(ölü yada diri) bir daha izlerine rastlanmazmış. Üstelik böyle tanıdıkları isimleri de saymışlardı.

      2) Fransa Kuzey Afrika'da 100 seneden çok kaldı, hatta Cezayir'deki en büyük camileri katolik kilisesine çevirdiler, eğitim sistemini Fransa'dakiyle aynı yaptılar, n'oldu?! Evet K.Afrika yahudileri Fransızlaştılar ve nihayet Fransa çekilirken 60larda onlar da terk ettiler, ya müslümanlar?, Bugün hafiften laik gibi, Türkiyemsi dandik bir Tunus haricinde Fransızlara benzedi mi Araplar?! 90larda Cezayir iç savaşında kafa kesen mücahitleri hatırlayın. Hatta şimdi Fransa'nın içinde, Paris'te, Marsilya'da Müslümanların çoğunlukta yaşadığı sidik kokan mahallelerle, Fransızların yaşadığı yerler arasında dünya kadar fark var. İnanmayan gitsin kendi görsün.

      Sil
  12. "Selim – Varsayımınıza katılmıyorum. Kemalist rejimin laikliğini Batı sekülarizminin muazzam başarılarıyla kıyaslayamazsın. Biri gökdelen, öbürü gecekondu.

    Bir kere Kemalist rejim, tanrıtanımazlığı meşrulaştırmak yönünde en ufak bir çaba göstermedi. Toplumsal söylemin bir parçası haline gelmesine izin vermedi. Okul müfredatına katmadı, üniversitelerde öğretmedi, devlet radyolarında tartışmadı. “Komünizme” kapı açar diye korktular."

    Yine Nişanyan'ın "Türk Hasedi" ve "Kıskançlığı" ile yazdığı bir yazı. Ermenilerin tarihte doğru dürüst, Türkiye gibi bile bir devletleri olmadığı için adamcağıza çok koyuyor bu Cumhuriyet ne yapsın? Eften püften eleştiriyor aklınca...

    Birincisi, Hristiyanlık ile İslam "kıyaslanamayacak" iki dindir. Biri "kirpi" diğeri "panter". Hristiyanlık gibi "Sağ yanağına vurana sol yanağını dön" diyen pısırık, sümsük bir dine karşı zafer kazanmak işten bile değildir, esas batı "gecekondu"dur, Mustafa Kemal Atatürk devrimi ise "gökdelen". Nişanyan, kimliğinin hatta varlığının bir parçası hâline gelmiş olan "Türk Kini ve Nefreti"nden dolayı bunu göremiyor, görse de yadsıyor.

    İkincisi, hangi çoğunluğu Müslüman olan ülke Türkiye'nin konumunda? Örneğin hangisinde, "gay" olduğu apaçık olan bir şarkıcıya "Sanat Güneşi" denmiş (bak çok basit örnekler veriyorum Nişanyan amca), Zeki Müren'den söz ediyorum gençler anlamaz belki. Hangi çoğunluğu Müslüman ülkede bir trans kadın sanatçıya "Diva" deniyor örneğin... Bak bunlar ilkokul seviyesinde örnekler Nişanyancığım, seni fazla zorlamak istemem. Bülent Ersoy ile Recep Tayyip Erdoğan ve Emine Hanım aynı masada yan yana oturdu kaç defâ, yemek yediler defâlarca, git aynısını Afganistan'da, Pakistan'da, Suudi Arabistan'da ya da Endonezya'da yap bakalım, seni aç parçaya ayırıyorlar. Üstelik Erdoğan gibi Siyasal İslamcı birinden söz ediyoruz.

    Türkiye'deki Siyasal İslamcıları kim bu denli yumuşattı sence? Nadya Komanaçi mi? :) yoksa taçsız kral Pele mi? :)

    Mustafa Kemâl Atatürk'ün İslam ve tüm dinler hakkında bizzat kendi el yazısıyla yazdıklarından ve bunların okullarda okutulduğundan da mı haberin yok... Daha ne yapılacaktı acaba, Müslümanları kurşuna mı dizecekti? Türkiye gibi çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede bunların yapılması bile mucizedir.

    Şimdilik yazıyı burada bitiriyorum, olur da sana bu yanıt ulaştırılır, cevap da verebilirsen, tartışmayı sürdürürüz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zeki Müren, Bülent Ersoy gibi bir iki istisnai ismi örnek verip aynı durumdaki çoğunluğu es geçmek mümkün ise o zaman aynı mantıkla 4. Murat'ın içkiye en katı yasağı koyan ve bu yasağa uymayanlara terör estiren padişah olması onun alkolikliği gösterilerek yok sayılabilir.

      "Mustafa Kemâl Atatürk'ün İslam ve tüm dinler hakkında bizzat kendi el yazısıyla yazdıklarından ve bunların okullarda okutulduğundan" söz etmişken şunu da unutmamak lazım: Âyinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz.
      Bu alıntıda kastedilen Medeni Bilgiler kitabında yazdıkları ya da meclis konuşmaları ("gökten indiği sanılan kitaplar" vb.) lâftır. Kendisinin ve kurduğu devletin pratiği ise ortadadır. Şu an başımızdaki iktidar eğer gökten zembillle inmediyse bu sistemin bir sonucudur.

      Sil
    2. Türkiye'deki modernlik Kemalist cumhuriyetten çok bazı yerleşim yerlerinin tarihinde aranmalıdır.

      Türkiye'nin en Avrupai yerleri ya Bizans ve Osmanlı döneminde Avrupa kolonisi olarak kurulmuştur: Galata, Bodrum, Foça gibi.

      Ya mübadeleden önceki nüfus çoğunluğu Rum'dur: İzmir, Ayvalık, Çeşme, Alaçatı, Urla gibi.

      Ya da eskiden beri Türk yönetiminde olmakla birlikte gelişimlerini turizme borçlu yerlerdir: Antalya, Alanya, Kuşadası gibi.

      Sil
    3. Yukarıda verdiğim örneklere Sn. Nişanyan da bu blogdaki bazı yazılarında değinmiş;

      "Batı Anadolu Rumlarını toplu terör tehdidiyle yurt dışına sürme hamlesi bunun hemen ardından başlar, 1913 ilkbaharında çılgınlık boyutuna ulaşır. Mesela Çeşme ve Urla’nın hemen hepsi Rum olan nüfusu 1913 Mayısında iki hafta içinde tehcir edilir. [Selanik’in düşüşünden bir hafta sonra nüfusunun çoğu Rum olan Makri kasabasının adı Fethiye diye değiştirilir; bu da anlayana yeterince anlamlı bir mesajdır.]"
      http://nisanyan1.blogspot.com.tr/2011/12/biraz-da-turklerin-acsndan-bakalm.html

      "Ege ve Marmara’da Rum tehciri 1913’te başladı. Menemen, Çeşme ve Urla Rumlarının iki hafta içinde nasıl boşaltıldığını merak ediyorsanız mesela sonradan CHP genel sekreteri olan Hilmi Uran’ın anılarını okuyabilirsiniz. Bursa’nın, Makri/Fethiye’nin Rumları da o dönemde gitmiş."
      http://nisanyan1.blogspot.com.tr/2013/11/milli-mucadele-neyin-mucadelesi.html

      "1913’te Balkan Savaşı yenilgisi üzerine Ege bölgesinde Rumlara karşı bir terör kampanyası başlatıldı. Balıkesir, Manisa, Salihli, Tire, Söke, Meğri (Fethiye), Seydiköy ve Urla’da Rum köyleri basıldı, çiftlikler ateşe verildi, cemaat ileri gelenleri öldürüldü. Paniğe kapılan Rumların yüz binlercesi yurtlarını terk edip 1913 yazında adalara sığındılar."
      http://nisanyan1.blogspot.com.tr/2014/05/kahraman-irkma-bir-gul.html

      Sil
    4. "Zeki Müren, Bülent Ersoy gibi bir iki istisnai ismi örnek verip aynı durumdaki çoğunluğu es geçmek mümkün ise o zaman aynı mantıkla 4. Murat'ın içkiye en katı yasağı koyan ve bu yasağa uymayanlara terör estiren padişah olması onun alkolikliği gösterilerek yok sayılabilir.

      "Mustafa Kemâl Atatürk'ün İslam ve tüm dinler hakkında bizzat kendi el yazısıyla yazdıklarından ve bunların okullarda okutulduğundan" söz etmişken şunu da unutmamak lazım: Âyinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz.
      Bu alıntıda kastedilen Medeni Bilgiler kitabında yazdıkları ya da meclis konuşmaları ("gökten indiği sanılan kitaplar" vb.) lâftır. Kendisinin ve kurduğu devletin pratiği ise ortadadır. Şu an başımızdaki iktidar eğer gökten zembillle inmediyse bu sistemin bir sonucudur."

      Atatürk'ün kurduğu cumhuriyet kendisinin ölümüyle birlikte fiilen bitmiştir. Atatürk'ün kurduğu cumhuriyetin kesin olarak bitişi de İsmet'in milli şefliği döneminde 1944'de Amerika ile yaptığı gizli ikili antlaşmalarla noktalanmıştır.

      Yani, fiilen 1938'den, resmen de 1944'ten beri "Atatürk'ün kurduğu devlet"ten söz edemeyiz.

      Bugüne dek süregelen zaman diliminde ne Atatürk'ün kurduğu cumhuriyet söz konusudur ne de Atatürkçülük.

      Atatürkçülük'e ilk ve en büyük darbeyi vuran bizzat İsmet'tir. Örneğin, tüm paralardan ve okullardan Atatürk'ün resmini kaldırtmış, kendi resmini koydurmuştur. Daha sonra 1950'de iktidara gelen Adnan Menderes paralara ve okullara Atatürk'ün resmini geri koydurmuştur, bir daha böyle bir şey yapılamaması için de "Atatürk'ü Koruma Kanunu" diye bir kanun da oluşturulmuştur, Menderes iktidarında.

      İslamcı Menderes neden böyle şeyler yaptı bilmiyorum ancak bir teorim var. Bu emri Amerika'dan almış olmalı. Amerikalılar, Atatürk'ten sanki bir "Big Brother", kurduğu ülkeden de sanki bir "1984" romanı yaratmak istediler sanırım. Böylece insanları Atatürk'ten bıktıracak, ikrah ettireceklerdi. Bu "sözde" Atatürkçü, tümüyle şekilsel, bir tür putçuluk olan "Kemalizm"den yılan ve bıkan halk da "İslamcılık"a yönelecekti. Öyle de oldu...

      Menderes'le başlayan süreç Özal'la sürdü, Erdoğan'la taçlandı. Bundan sonrası da muhtemelen Afganistanlaşma, Pakistanlaşma ya da en hafifiyle Endonezyalaşmadır.

      Bu Amerikanlar harbiden çok çakal adamlar...

      Sil
    5. 1938 yahut 50 sonrası iktidarların sağ partiler olması, siyasal İslamcı söylemleri yahut ABD ve NATO yanlısı dış politikaları Kemalizmden kopukluk anlamına gelmez. Önemsiz bazı değişiklikler dışında siyasi düzen aynıdır.
      Herşeyden önce cumhuriyet aynı cumhuriyettir. Atatürk saltanat makamını kaldırıp yerine cumhurbaşkanlığı makamını koymuştur. Cumhurbaşkanlığını da parlamentoda ya da halk oylamasında çoğunluğun desteğini alan kazanır. Atatürk bu sistemin 1950 sonrasındaki oy çoğunluğunu başa getireceğini öngöremediyse bu onun hatasıdır ve kendisinden sonraki iktidarların yolunu açmıştır.

      Sil
    6. Hristiyanlik "bir yanagina tokat atana diger yanagini dön" diyecek kadar hosgörülüyken islam "inanmayanlarin kafasini kesin" diyordu. Bu nedenle islamin icinden bir isid dogdu. Isid müslümanlarin caglardir bekledikleri ulu islam devletidir. Kurandan yayilan kin ve nefretin bir sonucu olarak bu örgüt ortaya cikti.

      Iside terör örgütü demek muhammedin kurdugu islam devletine de terör örgütü demektir. Isidin eylemleriyle muhammedin 1400 yil önceki eylemleri birbiriyle tamamen aynidir. ikisinin de temelinde cevrendeki topluluklara saldirmak ve onlarin mallarini ve kadinlarini yagmalamak vardir. Muhammed kendisiyle beraber yagma ve soyguna katilanlara ganimetten %80 verecegini söylediginden bu kadar cok taraftar bulmustur. Bu kolektif bir terör eylemidir. Komsuna savas acarsin, saldirirsin ve kadinlarinyla mallarini yagmalayip sonra kendi aranda bölüsürsün. Müslümanlar bu sekilde ganimet pesinde kosarak belgrada, viyanaya kadar geldiler. Gittikleri her yere kann ve zulüm götürdüler. Ne zamanki 1683 viyana savunmasinda direncleri kirildi ve geri cekilmek zorunda kaldilar. O tarihten bu yana da 300 yildir yenilmeye ve kaybetmeye devam ediyorlar.

      Bunun sebebi cok basit, islamdaki fetih ve yagma kültürüne karsi bati bilim ve üretim kültürü gelistirdi ve bu kültür de barbarliga karsi büyük bir zafer kazandi. Bugün müslümanlar ancak ortadoguda birbirlerini öldürüyorlar. Türk kürdü öldürüyor, arap türkü öldürüyor, fars arabi öldürüyor, sunni siiyi öldürüyor, vahhabi selefiyi öldürüyor. Kim daha müslüman diye aralarinda katliam yapiyorlar. Cünkü batiya gücleri yetmiyor. Almanya’ya Fransaya Ingiltereye savas acamayacak kadar zayiflar, bu nedenle fetih ve yagma kültürlerini gayrimüslimlere degil ancak birbirlerine uygulayabiliyorlar.

      Islam ve terör birbiriyle ic ice girmis iki kavramdir. Muhammed ne yaptiysa el kaide ve isid de aynisi yapmaktadir. Teörsüz bir islam olamaz, cünkü fitratinda vardir. Komsuna saldir, ele gecir, yagmala. Bunu yapamiyorsan da yönettigin topraktaki yeralti kaynaklarini yagmala, yüksek vergiler alarak halkin gelirlerini yagmala, devletin kurumlarini sat ve ordan gelen paralari yagmala. Islamin tüm hikayesi bunun üzerinedir. Calisma ve üretme yoktur, gelisim yoktur. Sadece barbarlik ve yagma vardir.

      Ermeni soykirimi da bu yagmanin bir eseridir. Ermenileri sür, katlet ve mallarini yagmala, rumlari katlet, sür ve mallarini yagmala. Dükkanlarini ele gecir, ev ve kösklerine cöreklen. Bu cok klasik bir müslüman davranisidir. Kendisine ait olmayana saldirir, kendi alinteriyle degil baskasinin emegiyle gecinir. Cünkü islamda bu helaldir. Yagma ve talan ve haksiz kazanc islamin temelini olusturur.

      Sil
  13. Konuyla ilgili bir kitap: BEYOND LITERAL BELIEF RELIGION AS A METAPHOR https://www.readings.com.au/products/19386825/beyond-literal-belief-religion-as-metaphor

    YanıtlaSil
  14.    Hocam, bugün Türkiye özelinde ele alırsak aslında İslamcılar haklı olamaz mı? Bunu biraz da şeytanın avukatlığını yaparak söylüyorum. Yani demek istediğim, (İsrail'i Amerika'nın bir eyaleti addederek istisna tutarsak) besbelliki Ortadoğu'da "Batılı seküler değerler" kesinlikle kabul görmüyor, hatta İslam dininin belirlediği kültürün getirdiği geleneklere göreneklere düşman kabul ediliyor, işte son Suriye savaşı gözümüzün önünde. Bu dikkate alırsak ümidi kırmak lazım herhalde :( .

       Hep tahlil ve tenkit ediyorsunuz, "ne yapılmadı" diyorsunuz, "nasıl yapilabir(diy)" i pek anlatmıyorsun. "Sözde laik kadrolar ateizmi yaymak için hiç uğraşmadılar" diye yazmışsın. Öyleyse, o uyduruk sözde laikliğe bile niçin müslümanların hala tahammülü yok, niçin hala 2. Abdülhamid nostaljisi var, niye CHP hala camileri ahır yapmakla, kadınları çıplaklaştırmakla, İslam yazısını yok ederek Türklerin dedelerinin mezar taşlarıni okuyamaz hale getirmekle suçlanıyor? Sana bakarsak Kemalistler laik falan değil bildiğin 2. Abdülhamid'den, Ebu Suud'dan zerre farksız anti-gavurcuydular, İslamcılara bakarsak Kemalistler, Frenk gavurundan daha gavur, gelmiş geçmiş en büyük Allah düşmanı zalimler. Bu durumda, birinizden biri yalan söylüyor ama hanginiz? Peki o halde Lenin'in Stalin'in yaptığı mı doğruydu?! Sovyetler Birliği'nde 1921-41 arasında onbinlerce tarihi kilise dinamitle yıkıldı(bugün Rusya'da kalan kilise binaları 1920'den öncekilerin 40%'ıdır), milyona yakın din adamı idam edildi, milyonlarca dindar Sibirya'da çalışma kamplarına sürüldü.( https://tinyurl.com/zo673xt & http://tinyurl.com/zthgg5z ) 1941'de Militan Ateistler Cemiyeti'nin 3.5 milyon üyesi varken, Komünist Parti'nin 1.8 milyon üyesi vardı.( http://tinyurl.com/c5o67wq ) 

      "-Ben devlet olsaydım Cumhuriyet kurulurken o gün eldeki imkanlarla şunları şunları böyle yapardım veya yapmaya çalışırdım, cehaleti, taassubu şöyle bitirirdim, " dediğin ne var ki yani?! Ben esasında bu yüzden İslamcılar pekala haklı olabilir diyorum.

    YanıtlaSil