4 Şubat 2017 Cumartesi

Bireyin icadı

Larry Siedentop, Inventing the Individual. Kötü yazılmış bir kitap, ama tezi not etmeye değer. Bireysel vicdanı ahlakın ve hukukun temeli kabul eden anlayış nereden çıktı diye soruyor. Seküler çağımızda kibar kabul edilen yaklaşımın aksine cevabı modernitede ve sairede değil, Hıristiyan Batı medeniyetinin köklerinde arıyor. Özellikle Aziz Paul (Pavlos), Augustine ve en ilginci, geç-Ortaçağ kanon hukuku üzerinde duruyor.

Antik Yunan’da olsun, diğer bilumum “normal” kültürlerde olsun, ailenin, aşiretin, ümmetin ve devletin onurunu koruma yükümlülüğü diğer tüm yükümlülüklerinden önce gelen ahlak normu idi. Nasıl aşıldı? Soru bu.

Bir soru daha ekleyip, mesela islam ülkelerinde neden aşılamadı diye de sorabiliriz, devamında.

Yerel hükümdarlıkların yetki alanını aşan bir evrensel kilise hukuku oluşturma çabası bunun önemli bir adımıydı diyor. 11. yy’da Papalığın palazlanmasıyla başladı, 15. yy kanoncularıyla zirve yaptı. Orada bir başka enteresan soru var ki Siedentop teğet geçmiş. Kilise hukuknu kodifiye etme çalışması hiç şüphesiz İspanya ve Mısır medreselerinden tanıdıkları islam fıkhının entelektüel ihtişamına cevap verme çabasıydı. Neler aldılar? Neyi aştılar? İslam fikriyatı kibir ve cehalet batağında yavaşça boğulurken, ilk kıvılcımını ondan almış bir hareket canlılığını nasıl koruyabildi? Al sana kırk tane doktora tezi konusu.

Nicolas Cusanus vardır, kanon hukukçularının en cüretkârı, 15. yüzyıl, İtalyan. Cribratio Alcorani adlı eseri varmış, yani “Kuran’ın Eleştirisi”. Bir hayırsever vatandaş bulsa da gönderse ne harika olur! (Tercihan anlaşılır bir dile çevrisi, yoksa orijinali de olur; pdf bulunsa arkadaşlar basar.)

x

Alakasız not: Cribrum elek demek. Cribratio “kalburdan geçirme”. Düşünürsen, öztürkçecilerin 1935’te icat ettikleri eleştirmek fiili de elemekten türetilmiş. Koşmak koşuşturmak, vermek veriştirmek gibi.


17 yorum:

  1. Şurada var (ikinci cilt içinde):

    http://www.e-rara.ch/bau_1/content/structure/59463

    YanıtlaSil
  2. İndividualizmin yüksek olduğu bir kültürde erken yaştan, uzun süre kalıp, collectivist bir kültüre geldiğinizde çevredeki insanları anlamak ve onların sizi anlamaları zor oluyor. Farklı dil konuşanların düşünce yöntemleri farklı oluyor ya. Aynı şekilde collektivistlerin ve individualistlerin düşünme metodları farklı. Collectivism bir kere başta yorucu yani, çünkü başka bireylerin sorumluluğunu taşıyor ve insanlığın gelişimini yavaşlatıyor bence çünkü insan kısa ömürlü olduğu için geçmişten aktarılan kalıntıları atıp, sürekli yenilerini benimsemek collectivist toplumlarda zor.

    YanıtlaSil
  3. http://jasper-hopkins.info/CAI-12-2000.pdf umarım işinizi görür

    YanıtlaSil
  4. Historisches Wörterbuch der Philosophie'deki Individuum makalesinde aradığınız birkaç sorunun cevabını bulabilirsiniz; özellikle Paul, Boethius, Cicero yorumları oldukça belirleyici.

    YanıtlaSil
  5. Ben de Sevan beye şu kitapları tavsiye ediyorum

    https://www.amazon.com/Prisoners-Geography-Explain-Everything-About/dp/1501121472/ref=sr_1_1?s=books&ie=UTF8&qid=1486268375&sr=1-1&keywords=prisoners+of+geography

    https://www.amazon.com/Why-Nations-Fail-Origins-Prosperity/dp/0307719219/ref=tmm_hrd_swatch_0?_encoding=UTF8&qid=1486268617&sr=1-1

    https://www.amazon.com/Revenge-Geography-Coming-Conflicts-Against/dp/1400069831/ref=tmm_hrd_swatch_0?_encoding=UTF8&qid=&sr=

    YanıtlaSil
  6. http://urts99.uni-trier.de/cusanus/content/uebs.php?ueb=2

    YanıtlaSil
  7. "Alakasız not: Cribrum elek demek. Cribratio “kalburdan geçirme”. Düşünürsen, öztürkçecilerin 1935’te icat ettikleri eleştirmek fiili de elemekten türetilmiş. Koşmak koşuşturmak, vermek veriştirmek gibi."

    Türk/Türkçe düşmanlığı sende kimlik olmuş Nişanyan. Tüm sözler türetildikleri güne dek yokturlar, eleştirmek eylemi 1935'te ortaya çıkmışsa ne olmuş? O güne dek Türkçe bir türetime olanak veren bir ortam mı vardı? Senin gibi Türk/Türkçe düşmanı Osmanlılar gidip Arapçadan, Farsçadan söz alıyorlardı.

    Sanırım Nişanyan Türkçenin dışındaki dillerdeki sözleri gökten zembille iniyor falan sanıyor :) Latince "cribrum" sözü de türetilede dek yoktu, ancak Latincenin yeni sözler türeterek gelişmesini engelleyenler olmadığı için "cribrum" sözü tabii ki çok daha önce türetilmiş.

    1935'e dek Osmanlı-Arap faşizmi nedeniyle "eleştiri" yerine Arapça "tenkîd" sözü kullanıldı. Bu söz gökten zembille mi indi sanıyorsun Nişanyan? Ayrıca Arapça tenkîd sözü < "nqt" yani "gagalama" eyleminden türetilmiştir, aman ne de matah bir söz! :) Yani Türkçe elemek'ten > eleştirmek dandikse, Arapça "gagalama" yani "tenkîd" dandik üssü ondur :)

    Arapça aynı kökten nükte/nokta (aynı sözdür) "gagalayış" demektir (eski öz Türkçesi çekit < çak- kökünden), "eleştirici" anlamında kullanılan "mütenekkid" ise "gagalayıcı" :) demektir...

    Seni anlıyorum Nişanyan, içinde Türklere, dolayısıyla dillerine karşı büyük bir kin ve nefret var, bunun nedeni de Ermeni olman, hadi gel itiraf et. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığının nedeni de aynı... Özünde bir Ermeni milliyetçisisin ve kendince Türklere ve dillerine karşı bir savaş veriyorsun, çakma etimolojik sözlüğün de aslında etimolojik değil "ideolojik" sözlük, amacın Türkçeye karşı verdiğin savaşta mevzî kazanmak, tüm derdin Türkçeyi uydurma bir dilmiş gibi göstermek, tüm çaban bu, ancak boş, çünkü sözlüğün bilimsel değil, en başta sen Türkolog değilsin, Türkçe köken sözlüğü hazırlayacak kişinin en başta Türkolog olması gerekir...

    Zaten Türkiye'de ne kadar gayri-Türk olan Türk düşmanı varsa ya sol ayağına yatar ya liberal, ya da dinci... Sen de bunlardansın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vah Vah... Doğuştan mı böyleydiniz, sonradan mı oldunuz.. Büyük geçmiş olsun.. Şifa dileklerimle...

      Sil
    2. Sevan Nişanyan Türk düşmanı değil, Türkçe düşmanı hiç değil (adamın en sevdiği dil Türkçe bir kere), ama bu Adsız gibi kompleksli ve kaba tipler yüzünden Türkler dünyada en nefret edilen milletler listelerinde en başlarda geliyor. Bu adamlar haklıyken bile haksız çıkarlar bu tavırlarıyla.

      Sil
    3. Türk düşmanlığım falan yok fakat gagalamaktan türeyen tenkid, elemekten türeyen eleştirmekten çok daha uygun birbirine. Üzerinde filolog yazan diplomam var. (Diplomayı otorite kabul ediyorsunuz diye) Diplomaya da gerek yok. Çok kelimeli herhangi bir yabancı dil bilen ve pratiğini yapan günümüzde konuştuğumuz Türkçe'nin yetersiz olduğunu tecrübe eder. Etimolojik sözlükleri savaş olarak görüyorsanız, siz de alternatif bir etimolojik sözlük hazırlayabilirsiniz veya hazırlanması için çaba gösterebilirsiniz. Bu kadar sinirlenecek, "sen Türk düşmanısın" diye suçlayacak ne var... hayret.

      Sil
    4. "Çok kelimeli herhangi bir yabancı dil bilen ve pratiğini yapan günümüzde konuştuğumuz Türkçe'nin yetersiz olduğunu tecrübe eder."

      Biz de onu diyoruz ya Osmanlı torunu :) sizin Osmanlı Arapları Türkçenin gelişmesine olanak tanımadıkları, yeni Türkçe sözler türetmedikleri için Türkçe kelime bazında yetersiz kaldı. Yeni bir söz türetecekleri zaman da gidip Arapçadan türettiler.

      Diploma tabii ki önemli ben de Türkologum. Nişanyan daha Göktürkçenin g'sini bilmez, diğer Türk dillerini bilmez, Türkolojiden haberi yoktur, bu da demektir ki hazırladığı "sözde" sözlük bilimsel anlamda geçersizdir.

      Sil
    5. "Türk düşmanlığım falan yok fakat gagalamaktan türeyen tenkid, elemekten türeyen eleştirmekten çok daha uygun birbirine."

      O sizin kişisel görüşünüz, bilimsel bir gerçek değil. Benim de üzerinde Türkolog yazan diplomam var, ben de Arapça "gagalama" (tenkid)'dense Türkçe "eleştiri"nin çok daha güzel, çok daha uygun bir söz olduğunu düşünüyorum. Latince cribratio ile aynı anlamda...

      Sil
    6. Son zamanlarda moda bir söz var mâlum, Türkiye için, "aslında vatandaşı olmasak eğlenceli memleket" deniyor. Ben de internet âleminde gezerken, her dilden ve her zaviyeden dingili gördükçe, "aynı insanlık medeniyetinin bir parçası olmanın hüznü olmasa, ne eğlenceli curcuna" diye dalıp gidiyorum.

      Sevan Bey'den alıntılanan, "türk ve türkçe düşmanlığı" konusunda kanıt olarak sunulan kısma bakıyorum, tekrar okuyorum, idrak yollarıma lavabo-aç dökesim geliyor tıkanıklık mı var diye, yok, anlayamıyorum neresinde ne tür bir düşmanlık var. Sonra tıngır mıngır düşüyor jeton: Yargısını önceden hazır etmiş biri için, o "icat" sözü güzel bir mazeret olur, "a-ha Türk düşmanı" diye yaftalamaya. Hâlbuki biliyorum, Sevan Bey her ne kadar "dil devrimi" adı altında yürütülen çölleştirme kampanyasına öfke duysa da, orada o icat sözü değil düşmanlık, muhtemelen bir tenkid bile içermiyor. Olsa olsa, sözün doğal kullanımı içinde ve zamanla değil, masa başında ve bir anda ortaya çıktığını hatırlatıyor - belllki çok ufaktan iğneliyor, mevzubahis dönemde ne çok sözün böyle masa başında ve bir anda ortaya çıktığının farkında olmayanları.

      Ama işte yapacak fazla bir şey yok, kimisi cebine atıyor ilk gençlik döneminde oluşmuş mermerden yargıları, internette bu yargıları üzerine kusacağı mâzeret avına çıkıyor. Aslında eğlenceli curcuna...

      Bu arada, benim üzerinde Türkolog yazan diplomam yok, ama bildiğim kadarıyla "eleştirmen" anlamına gelen sözcük "münekkid"dir, "mütenekkid" değil. Belki bu ikincisi de nâdiren kullanılmıştır; Arapça bilmesem de vezne uyduğunu görebiliyorum, ama esas, yaygın, bildik sözcük münekkid. Yargılar mermerden, tamam, hiç değilse bilgiler balçık kıvamında olmasa?

      Sil
    7. Erdem'e yanıt:

      Bak Erdemciğim, benim Nişanyan hakkında yazdığım "Türk/Türkçe düşmanı" tanımı, yalnızca buradaki bir yazısından yola çıkılarak söylenmiş bir söz değil. Ben Nişanyan'la 2006'dan beri yazışırım, kendisi Türkoloji konusunda boş biri olmadığımı anladığı için bunca yıl benimle yazıştı. Kendisine karşı bir nefretim falan da yok, sadece bir saptama yaptım ve bu saptamam doğru. Türk düşmanı deyince aklınıza hep olumsuz şeyler, ırkçılık vb. gelmesin, adam Türkleri ve dilleri Türkçeyi "sevmiyor" olabilir, hoşlanmıyordur zorla mı sevecek, ya da sevmek zorunda mı? Her şeyi olumuz ya da ırkçılık olarak algılamayın.

      Ayrıca Nişanyan bana bizzat kendisi yazmıştı, sözlüğüne olumsuz duygularla başladığını. Ben kendisine şöyle bir ileti atmıştım: "Sizin sözlüğünüz, Türkçenin etimolojik sözlüğünden ziyade, Türkçede bulunan yabancı kökenli sözlerin etimolojik sözlüğü gibi, sanırım bu sözlüğü hazırlamaktaki amacınız, Türkçede neredeyse Türkçe kökenli söz olmadığını ve dolaysıyla Türkçenin ne denli dandik bir dil olduğunu kanıtlama çabası". Bu iletime verdiği yanıt şuydu: "Evet, açıkçası ilk olarak böyle bir amaçla başlamıştım, ancak şu an tam da böyle diyemeyiz". Bunu 2006'da yazdı, bizzat kendisi.

      Nişanyan'a "Türkçe düşmanı" demem şundan, örneğin Nişanyan, bu blogundaki bir yazısında diyor ki: "Abide sözcüğü 1912 yılında uydurulmuş, Osmanlıcıların da öz Türkçecilerden uydurmacılık konusunda bir farkları yok". Anıt sözcüğünü de 30'larda türetildiği için eleştiriyor.

      Peki biz Türkler ne yapmalıyız Nişanyan'a göre? Anlaşılan o ki Nişanyan'a göre gidip Fransızca "monument" sözünü dilimize almalıyız, başka bir sonuç çıkmaz bu görüşten. Burada şunu soruyorum Nişanyan'a ve yanıt alamıyorum, monument sözü gökten zembille mi indi? O da türetilmedi mi? Türetilene dek o söz de yoktu...

      Bakınız bizler ancak 1912 yılında bu kavrama/söze bir karşılık bulabilme olanağı yakalamışız, ancak bu olanağı kullananlar da gidip Arapçadan bir türetim yapmışlar? Kendi dilimizden, Türkçeden bir türetim yapabilme olanağını da ancak 30'larda bulmuşuz, bu olanağı geç bulmamız bizim suçumuz mu? Yoksa Türkçeyi 800 yıl boyunca aşağılayanlar, bir tek Türkçe söz türetmeyenler mi suçlu? Türetim yapacağı zaman bile gidip Arapçadan, Farsçadan ya da her ikisinin karışımından türetim yapanlar mı suçlu? Türklere kendi dillerini kullanmak yasak mı? Ben Arapça "abide" ya da Fransızca "monument" demeye mecbur muyum? Türklere ana dillerini kullanmak demokratik ve kültürel hak değil mi? Mesele bu... Kendi dilimizi kullanabilme hakkına ancak Osmanlı zihniyeti ve baskısından kurtulunca kavuşabildik.

      Ayrıca, monument sözü ilk olarak 1400'lerde ortaya çıkmıştır ve ilk anlamı "mezar 2. türbe"dir. Zaman içinde ikincil olarak "anıt" anlamını 1700'lerin sonlarına doğru kazanmıştır. Türetildiği kök Latince monumere "anmak". Türkçe anıt sözü de "monument"ten esinlenerek türetilmiş açık ki. Diğer Türk dillerinde de, örneğin Kazakçada, Kumukçada, Karaçayca, Balkarca gibi Kıpçak dillerinde "anıt" için "eskertgiç" derler, bu söz de < eskert- "hatırlatmak, andırmak"tan türetilmiş, yani o da "monument, anıt" demek anlamca.

      İlle bir kökten türeteceksin başka yolu yok. Neden Türkçe türetimlere karşı çıkılıyor, bu "Türkçe düşmanlığıdır" diyorum. Hadi ben yanılıyorum, hatalıyım diyelim, peki bu duruma siz bir ad koyun ben de özür dileyeyim. Türkçe söz türetilmesine karşı olmak, Türkçenin gelişmesine karşı olmak nedir? Bu görüşe ne denmelidir, buyrun siz söyleyin Erdem bey...

      Gelelim "masa başı uydurması" ithâmına. O işi tam da Araplar yaptılar Erdem bey. Araplar, zamanında Yunancadan çeviri kurumları oluşturdular ve "ilk kez" karşılaştıkları binlerce Yunanca terime "masa başında" ve "birebir" karşılıklar türettiler (Nişanyan'a ve İslamcılara göre uydurdular).

      Sil
    8. Arapların türettikleri bu çeviri-türetimlerin, Arapçada hiçbir geçmişi yoktu, o anda türetildiler. Birkaç örnek vereyim, söz gelimi Yunanların geçmişte "kentein" (batırmak, sokmak, saplamak) eyleminden türettikleri > "kentron" (batırga, saplangı vb.) sözü vardı. Bu sözü, pergelin zemine saplanan/batan, sabit duran ayağı için türetmişlerdi. Ancak zaman içinde -ki bu zaman birkaç yüzyıl kadardır- bu söz ikincil bir anlam daha kazandı > "orta nokta, merkez". İlerleyen süreçte de her şeyin ortası, merkezi anlamına büründü ve tam olarak "merkez" anlamına geldi. Latinceye "centrum" olarak alındı, çoğu batı diline de Latinceden alıntılandı (center, santra vb.)

      Peki Araplar ne yaptılar? Bu sözle ilk kez karşılaştılar, baktılar ki "saplamak, batırmak" kökünden türetilmiş, onlar da Arapça "batırmak, saplamak" kökünden (rqz) > "marqaz" (batırgı, saplangı) dediler. İşte "masa başı uydurması" denecekse buna denir. Bugün Arapçadaki sözlerin yaklaşık %60 kadarı bu şekilde Yunancadan yapılmış olan "çeviri-türetimlerdir". Bizim İslamcılar tüm Arapça sözleri binlere yıllık öz Arapça sanırlar, oysa değildir. İş Arap'a gelince "uydurma" olmaz, "masa başı türetmesi" de olmaz, Fars'a, Fransız'a, Arap'a, Latin'e, Alman'a hak görülen, kendi dilini işleme, kendi dilinden türetim yapma olayı, söz konusu Türk olunca nâhak olarak görülür. İşte ben "Türkçe düşmanlığı" derken bunu kast ediyorum, bu ad yanlış ya da saldırgan görülüyorsa, buyrun siz bu duruma daha uygun bir ad koyun.

      Almancadaki çoğu söz de 1850'lerden sonra türetilmiştir. Yoksa Almancanın %60'ı Latince kökenli sözlerden oluşuyordu o güne dek. Almanlar ilk olarak 1850'de, Alman Posta Teşkilatı'nda kullanılan ve "tümü" Latince kökenli olan "600" terimi Almancalaştırarak başladılar bu özleştirme hareketine ve ardı da geldi. Bugün Almancadaki Latince ve diğer dillerden olan yabancı kökenli söz oranı %20'lere dek düşmüştür. Her şeyin iyi kötü bir Almancası türetilir: Fernsehen (uzak-gören, televiyon), ferhsprecher (uzak-konuşan, telefon) vb. Üstelik Almanca, yeni türetimlere pek de olanaklı bir dil olmadığı halde yaparlar bunu, Almancadaki yegane türetim yolu bileşik sözdür, bu nedenle Almancada 30-35 harfli, iki, üç, kimileyin de 4-5 sözcüğün birleşiminden oluşturumuş uzun uzun sözler vardır, ancak hiçbir Alman dilini "aşağılamaz" ve bu türetimleri kullanırlar.

      Şu "merkez" örneğine geri dönüp yazıyı bitireyim. Bakınız Arapçada "merkez" kavramı "yoktu", sıfırdan, geçmişi olmayan bir çeviri-türetim yaptılar Yunancadan kentron > marqaz. Oysa bizim dilimizde, eski Türkçede "üç" sözcük var bu kavram için biri "orta" diğeri "özek", öbürü de "göbek". Bu üç söz de binlerce yıllıktır. "Şehrin göbeğinde" deriz örneğin. Hadi göbek zaman içinde "karın" yerine de kullanılır olmuş (gövdenin ortası/merkez diye), onu "merkez" için kullanamayız diyelim. Orta'nın da anlamı kayıp "middle" olmuş o da tamam, ancak "özek" var, birebir "merkez" demek. Şimdi, kendi öz sözcüğümüzü dilden "atıp", yerine Arapların "masa başı türetimi" merkez'i almak ne iştir? İşte asıl "tasfiyecilik", asıl "dilden sözcük atıcılık" budur. Kendi öz çocuğunu sokağa atıp, evlat edindiğin Arap çocuğunu bağrına basmak. Oysa benim gibi düşünenlerin dediği şudur: "Hiçbir çocuğu sokağa atmayalım. Evlat edindiğimiz Arap çocuğu da bizim olmuş tamam, ancak öz çocuğumuzu da sokağa atmayalım". Nasıl ki Arapça kökenli "sene" ile öz Türkçe "yıl" birlikte yaşayıp gidiyorsa, "merkez" ile "özek" de böyle olabilir, birlikte yaşayabilir. Bunu "bütün" dilden "atılmış", bizlere "unutturulmuş" Türkçe sözlere uygulamalıyız diyoruz.

      Sil
    9. Ancak buna karşı çıkanlar var, işte bu Türkçe karşıtlarına "Türkçe düşmanı" diyorum ben, siz başka bir ad bulun uygun görmüyorsanız.

      Eski kavramlara "yeni" türetim yapılamaz. Onların "eski Türkçeleri" diriltilmelidir, yeni kavramlara ise yeni türetimler yapılabilir, kavramın kendisi yeni zaten. Bilgisayar, uçak gibi türetimler olabilir, İngilizce "plane" ile "computer" de yeni, Fince lentokone (uçma-aracı, uçak) da yeni, tietokone (bilgi-aracı, bilgisayar) da yeni, Fransızca, Almanca vb. tüm dillerdeki bu kavramlar yeni türetimdir, çünkü bu aygıtların kendileri yeni...

      Arapçada da uçak'a tayyare (uçucu), otomobil'e seyyare (gezici) denir, bu sözler de 100 yıl önceki Arapçada "yoktu". Televizyon için "manzar" (gösteren), telefon için "hatif" (duyuran) derler, bunlar da 80 yıl önce bile yoktu Arapçada...

      İzlandacadan çarpıcı bir örnekle bitireyim. İzlandalıların tümüyle unuttukları bir sözcüktü "sími". Günümüzde hiçbir İzlandalının bilmediği bir sözcüktü. Eski yazıtların birinde ve sadece "bir yerde" geçiyor. Anlamı "halat, urgan". Bu, kimsenin bilmediği, tümüyle unutulmuş sözcüğü, iki "yeni" anlam yükleyerek dirilttiler > "hat 2. telefon". Bunu da 1980'li yıllarda yaptılar, o güne dek "telefon" diyorlardı. Bugün İzlandacada "sími" "hat 2. telefon" demektir.

      İzlanda halkkı da diliyle alay etmez, öz dilini aşağılamaz. Moğolcada da benzer bir biçimde telefon ve hat için "utas" derler, utas sözcüğünün de birincil anlamı "halat, urgan"dır...

      Tüm dünyadaki uluslar dillerine sahip çıkarlar, savunurlar, biz hariç. Bizde bir grup Arapça savunucusu, bir diğer grup batı dilleri savunucusu. Benim gibi kendi dilini savunanlara da "faşist" deniyor. Böyle acayip bir ülke işte burası. Bir Kürt, Zaza, Laz ya da Çerkes dilini savununca "demokratik ve kültürel hak" olur, Türk savununca "faşist", Türkiye'nin özeti. Oysa benim gibi düşünenlerin dediği özetle şudur: "Tüm uluslara ve dillerine hak görülenler, bize ve dilimize de hak görülün" hepsi bu, çok acayip bir istek değil yani.

      Sil
  8. Atsız'laşmadıkça haklısın Adsız kardeş... Ama yapıştırdığın görülen çalışma bu spesifik yazıya yakışmış sayılmaz.. Yine de hak vermemek zor, daha genel anlamlarda..
    Yalnız, Almanlar'ın uzun kelimelerle dalga geçmedikleri doğru değil. Aynı şekilde Türkçe için bazı uydurulmuş kelimeler de komik kaçıyor. Başarılı örneklerin yanında fazla göze ve öze batanlar hayli fazla.
    Arapça merkez kelimesinin nasıl yaratıldığını düşünürkenki hissini objektif olarak Türkçe uyduruklu örneklerde de yaşayabilirsin..
    Yani işi bilen ve hakedenler tarafından yapılmalı bunlar illa... Türkiye'de öyle mi oluyor, bilinmez. Nişanyan'ın Etimoloji Sözlüğü'ne girişmeden önceki hissiyatı da asla Türk düşmanlığı falan olarak adlandırılamaz. Adam otorite ve gerzeklik düşmanı. Gerzekçe iş yapan otoriteye de; isminde Türk de geçse, Ermeni de, Allah da, Japon da, meydan(kökeni ne?=)) okuma refleksine şapka çıkarırım.

    YanıtlaSil