15 Şubat 2017 Çarşamba

Hikmet incileri 7

Küresel
Küreselleşmenin sonu gelmiş, o model tükenmiş, bir mali kriz küreselleşmeye noktayı koymuş: Cumhuriyet'te Ergin Yıldızoğlu muştuluyor.

Bizim koğuşa yeni bir arkadaş getirdiler, Doğu'daki bir kaza cezaevinden sürgün gelmiş, cep telefonu yakalatmışlar. Ne yapıyorlarmış? Bütün gün Tayland'da manita ayarlıyorlarmış. Bir de Mozambik mi, Madagaskar mı adını hatırlayamadığı bir ülkede.  

Otomotiv
Citroen önümüzdeki yıl pazar payını arttıracakmış, 40.000 oto satmayı umuyormuş.

Ben mi değiştim dünya mı? Bu gibi şeyler iki-üç yıl öncesine dek bana normal gelirdi. Şimdi cinnet belirtisi görüyorum. Daha fazla asfalt, daha fazla otopark, daha fazla trafik polisi, daha fazla benzin istasyonu, daha fazla oto sanayi sitesi, daha fazla kasko acentesi lazım mı gerçekten? Nereye kadar?

Rıza yaşı-2
Marienbad'da karşılaştıklarında Ulrike von Lewetzov 17, Goethe 74 yaşındaydı. Öpüşmeden ileri çok gidemediler anlaşılan, ama o aşktan Goethe'nin Marienbad Ağıtı (Marienbaden Elgie) doğdu.
Was soll ich nun vom Wiedersehen hoffen,
Von dieses Tages noch geschlossner Blüte?
...
Bir Marienbad Ağıtı kaç Ulrike eder sizce? Bin? Yüz bin?

Kartel
Avrupa Birliği küreselleşmenin sonu geldi diye mi batıyor? Yoksa tam tersine, küreselleşmeye direnen bir koruma karteline dönüştüğü için mi batıyor?

Marienbad
Marienbad çığırından çıkmış bir düğün pastasıdır. 19. yy fantezi mimarisinin Avrupa'daki en katıksız örneğidir. Şimdi Çekya'da resmi adı Mariánské Lázně. Hayatta bir kere mutlaka görülesi yerlerden.



Alain Resnais'in Geçen Yıl Marienbad'da filmi var, aklın ve hafızanın labirentlerine dair, bilir misiniz? Gençken öyle şeyleri beğenirdik; şimdi olsa sıkılırım herhalde. Gene de iz bırakmış kafamda.

Şehzade Mustafa Sendromu
"...gücün bu denli yoğunlaştığı, merkezileştiği ve özerkleşerek mutlaklaştığı bir yönetim yapısında sadece muhaliflerin değil, kendini iktidarın yanında görenlerin de her an keyfi bir uygulamanın, keyfi bir kararın mağduru olma endişesi içinde yaşamaya mahkum olmalarıdır." Ahmet İnsel.

Örf ve adetlerimiz
Osmanlı  matbaayı 270 yıl milli sınırların dışında tutmayı başarmıştı. Ahfadı şimdi genetik mühendisliğin ürünlerini sınır dışında tutma mücadelesi veriyor.

270 yıl direnebilirler mi? Sanmam. Devir hızlandı, 27 yıl yeter çöküşü tetiklemeye. 

3 yorum:

  1. " Avrupa Birliği küreselleşmenin sonu geldi diye mi batıyor? Yoksa tam tersine, küreselleşmeye direnen bir koruma karteline dönüştüğü için mi batıyor? "

       Aslında biraz her ikisi de. Gerçi küreselleşmenin sonunun geldiği, realizmle tenakuz eden bir tesbit. Teknolojinin bu kadar ilerlediği, soğuk füzyonun, Mars'a seyahatlerin elle tutulacak kadar yakınlaştığı bilgi çağında küreselleşme, en fazla çok hızlı koşturmaktan yorulduğundan, muvakkati bir zaman durup soluklanmak için dinlenme ihtiyacı içindedir.

       Ayrıca Avrupa'nın battığı falan da yok, olsa olsa yaşlanmadan ileri gelen form düşüklüğü var. Üstüne üstlük, rakipleri de gitgide güçleniyor, ki bu da küreselleşmenin bariz neticelerinden. Bunun haricinde Avrupalı olmayıp da her kim habire "Avrupa batıyor bitiyor" diyorsa ya İslamcıdır, ya cahildir, ya aptaldır, ya da üçü birdendir, ona inananlar da ondan beterdir. Dikkat edilirse, bugün Avrupa antik çağlardan, Roma'dan beri tarihinde hiç olmadığı kadar mutlu ve müreffeh zamanlarını yaşıyor. En kötü ihtimal bir global ekonomik kriz daha çıkar, Euro batar, 5-10 sene zarfında Avrupa yeniden toparlanıp, kaldığı yerden yoluna devam eder, ki bu da Avrupalıların tarihlerinden aşina olmadıkları bir durum değil....


        Bir de, 'matbaa Türkiye'ye 3 asır rötarla geldi' hikayesi neresinden baksan mit değil midir? 16. yüzyılda Avrupa'da matbaanın yaygınlaştığı zamanlarda Osmanlı'da Ermenilerin Yahudilerin kendi kitaplarını bastırdıkları matbaaları olduğu da tarihi bir gerçek. İbrahim Müteferrika bastırdığı 9700 kitaptan 3000'i satamamış bile, eserlerin çoğu islami içerikli olmasına rağmen. ("https://tr.wikipedia.org/wiki/İbrahim_Müteferrika" burada detaylı dökümü var) Tutmamış yani. Türkiye'de okumaya öğrenmeye talep o devirde de bayağı düşükmüş. Halbuki Japonya 1860larda Meiji restorasyonuyla modernize olmaya başladığında okuma-yazma oranı 40%'ı buluyor, bizde aynı yıllarda Anadolu'da, g.müslimleri çıkarsan 5%'i geçmez. Gerçekten matbaanın Türkiye'de aktif çalışmaya başlaması 3. Selim devrindedir. Genetik Mühendislik için de belki aynısını düşünmek lazım. Ali Babacan 2014'te "Türkiye, genel eğitim seviyesine kıyasla geliri yüksek bir ülke" demişti, bunun da meali: Türkiye Avrupa'da olmasa, Kamboçya'yla aynı lige düşerdi. Velhasıl, Türkiye'de bilime öğrenmeye geniş çaplı ciddi talep olsa iktidarlar da ona göre olur, at sahibine göre kişner.

    YanıtlaSil
  2. Ben mi değiştim dünya mı? Bu gibi şeyler iki-üç yıl öncesine dek bana normal gelirdi. Şimdi cinnet belirtisi görüyorum.
    Sanıyorum kıyamet kopacak. Sevan Nişanyan aşağıladığı çevreci fikirlere yakınlaşmaya başladı. Sırada feminist olarlar mı var acaba.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangi çevreci fikirleri aşağılamışım? Olsa olsa bazı çevrecilerin bağnazlığıyla dalga geçmişimdir.

      Sil