9 Nisan 2017 Pazar

Post - truth

''Bana cahil diyorsun, al sana işte cahilden de cahilim'' diyor. Barbarizmi bir hayat tarzı ve onur meselesi olarak benimsiyor.


ustos 2014'te yazılmış bir mektuptan.

''Agresif cehalet'' deyimini yanlış kullandım herhalde. Evliya Çelebi hiç saldırgan biri değil. Daha ziyade ''galiz cehalet'' demek lazım belki. Öylesine fahiş bir cehalet ki düz bilgisizlikle tevil etmek zor, sanki arkasında bir kasıt, bir tür meydan  okuma var. Bilgiyle tedavi edilebilecek bir şey değil, bir tür tercih, ya da ruh hali.

Bu tür cehaleti mesela ilk devir Hıristiyan yazarlarında görürsün. Antik çağın alabildiğine sofistike, dünyevî, gerçekçi yazarları gider, yerine hurafe ile olguyu ayırt etmekten aciz, çocuk ruhlu bir takım safdiller gelir. Ayrıntıya girersen görürsün ki bu bir çeşit sosyal / sınıfsal tercihtir, bir meydan okumadır. ''Senin gerçekliğin, senin bilgi birikimin beni ilgilendirmiyor, seni topyekün reddediyorum'' diyor. ''Bana cahil diyorsun, al sana işte cahilden de cahilim'' diyor. Barbarizmi bir hayat tarzı ve onur meselesi olarak benimsiyor.

Bugün başta ''İslam'' olmak üzere çeşitli kisveler altında ortaya çıkan fenomeni de böyle yorumlamak lazım. Bir tür bilinçli cahilleşme. Cehalet yoluyla dünyaya meydan okuma. Aynı zamanda sınıfsal bir şey, bilgiyi tekeline almış görünen düzene karşı isyan.

Bir yönüyle iyimser olmaya çalışıyorsun. Bu denli cahil adamların hakikatle başa çıkmasına imkân yok, elbette yenilmeye maḥkūmdurlar diyorsun. Ama işin tuhaf ve acıklı tarafı, cehaletin sağladığı bir garip dokunulmazlık var: yenildiğini bilemeyecek kadar cahil olan adamı yenemezsin. Hakikati tanımamayı sanat haline getirmiş birini hakikat zeminine çekemezsin. Acemi satranççılar vardır, üç hamlede mat dersin, oynamaya devam ederler; sıkışınca tahtayı devirirler. Durum onu andırıyor.

Evliya Çelebi garibim, inşallahu teala Viyana'yı da alacağız hayaliyle yaşamış ve ölmüş. Viyana'yı ziyaret ettiği ve sosyal ve ekonomik gücünü ucundan da olsa gördüğü halde umudunu yitirmemiş. Ölümünden üç yıl sonra 1683'te nihayet denemişler. Öyle bir tokat yemişler ki Viyana'yla beraber Macaristan'ın tamamı ve Sırbistan'ın yarısı gitmiş. İki yüz sene o tokadın şokunu atlatamamışlar.

Bu iyimser senaryo. Yazık ki bugün dünyanın öncüsü olan ülkeler o dirayete sahip görünmüyor. 1683 Viyana'sından çok 390 ve 400'lerin Roma İmparatorluğu gibi duruyor.

10 yorum:

  1. "The illiterate of the 21st century will not be those who cannot read and write, but those who cannot learn, unlearn, and relearn" Alvin Toffler' den Blbu veciz ve vurucu aforizmayı paylaşmak istedim.
    Yanıtla
  2. ben de aristotelesi ilk okuduğumda ilk kez evliya çelebi okuyan sevan nişanyan tepkileri vermiştim bu ne ya adam neler diyor bu kadar da yanlış bilgi üzerinden yorum yapılır mı styla. her metin eskimeye mahkum "farklı bir sosyal ve tarihi bağlam" içinde yazılmış bir metni verimli okuyabilmek bir metodolojik yaklaşım gerek yoksa 200 300 sene önce yazılmış hiçbir yazardan tam anlamıyla faydalanamayız aristo platon kant locke "batı" fikriyle rahatça özdeşleştirebildiğin hangi figür olursa olsun geçerli bu
    Yanıtla
  3. Yenemezsin fakat bunları kontrol edersin. Bugünün Avrupasının çokca saftirik olduğuna katılıyorum. Fakat Amerika (Trump demiyorum) ve Putin (Rusya demiyorum) öyle değil. Çift taraflı oyun oynanmaz bunlarla ve kaybetmeleri için, kaybettiklerini bilmelerine gerek yok bence. Denizaltılara yerleştirilen elektro rail gun'lar, boston dynamics ve darpa'da geliştirilen humanoid askerler bu hızla giderlerse 20-30 sene içerisinde yayılcaklar ve ordularda yerlerini alcaklar. Amerika'nın ve Rusya'nın milyonlarca kafasızı da ülkelerine doldurcaklarını da sanmam. Dün İsviçre'de olan İşid saldırısından sonra, Facebook'ta gazete haberlerine yazılan "iyi olmuş" yorumlarını ve yapılan likeları gördükten sonra, Avrupa'ya da saftirik olup almasınlar bunları ülkelerine dedim. Bunlar vahşi yani. Viking çağında yaşasan anlarsın da, Normanlar da vahşilermiş fakat yıl 2017 olmuş hala vahşilik devam.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Saldırı isveçte gerçekleşti. Stokholm de. Otomatik yazım doğrulamanın gadrine uğradınız sanırım.
  4. Çin üzerine ne düşünüyorsun sayın üstad,ABD'yi geçebilir mi?
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. nisanyan cin'i bilmez.
  5. Eh, sizin de daha önce dediğiniz gibi, bilgili olmak uzun ve yorucu bir yolculuktur, işte bunun yerine cehaleti kültür olarak sahiplenip batılının himmeti ve hoşgörüsü ile yaşamak daha kolay geliyor mümin kardeşlerimize.
    Yanıtla
  6. Kasıtlı cehalet çok yerinde bir tespit. Özellikle sağ popülizmin yükselişiyle gündeme gelen anti-entelektüalizm bu çerçevede ele alınmalı. "Alternative fact"lerin bu kadar gözde oluşu da bu yüzdendir: İnsanlar söylenenin yalan olduğunu bile bile inanmışcılık oynuyorlar. İşin garibi bu "role play" insanlara her iki kampa karşı müthiş bir politik güç veriyor.

    Bunun yanında dünyanın düz olduğuna, yerçekiminin yalan olduğuna, neil armstrong'un aya çıkışının kurmaca olduğuna ciddi ciddi inanan insan kitlesini "cehaletin isyanı"ndan başka bir olguyla açıklamak pek mümkün değil sanırım.
    Yanıtla
  7.    Sevan hocayı yıllardır takip ederim, bu yazı şimdiye kadar belki de yazdığı en iyi siyasi analiz olmuş, hedefi tam onikinden vurmuş, ne var ki bütün yazıları bu kadar tutarlı değil.

       Ben hep söylerim, AKP'nin yıllardır namağlup olmasının da sebebi budur, temelinde sınıf kavgasıdır, en dibinde maddiyat yatar. Ne demişler, biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.

       Yalnız sevan hocama şunu da hatırlatayım, o şuurlu tercih olan asi fakat agresif olmayan cehalet, artık peyderpey agresif cehalete dönüşüyor. Materyalistlerin ve en başta Marksistlerin ısrarla iddia ettiklerinin aksine, her şey de sınıf mücadelesi değildir; İdeolojik farklılıklar ve/veya menfaat uğruna da birbirleriyle aynı veya yakın seviyede olan sınıflar, birbiriyle çatışabilirler. Misal, Türkİslamcı-Kürdİslamcı, TürkSolcu-KürdSolcu, Sünni-Şii, AKP-Cemaat, El Kaide-IŞİD, AB(Almanya)-Britanya, Sovyetler Birliği-Çin Halk Cumhuriyeti vs...
    Yanıtla

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder